• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Türk müziğinin tıp, ekonomi, insan ve din ile etkileşimleri ele alındı

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi:

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
Türk müziğinin tıp, ekonomi, insan ve din ile etkileşimleri ele alındı

İstanbul Üniversitesi Osmanlı Dönemi Müziği Uygulama ve Araştırma Merkezi (OMAR) ve Yeni Türkiye Eğitim Vakfı (YETEV) bünyesindeki YETEV Türk Müziği İlkokulu iş birliğinde düzenlenen “Disiplinler Arası Perspektifte Türk Müziği Çalıştayı”, Türk müziğini farklı disiplinler üzerinden ele almayı ve bu alanlar arasındaki etkileşimi akademik bir zeminde değerlendirmek amacıyla gerçekleşti. İki gün süren çalıştayda Türk müziği; tıp, iktisat, siyaset ve hukuk, yapay zekâ ve teknoloji, matematik, iletişim, psikoloji, sosyoloji, din, felsefe, edebiyat ve tarih gibi farklı disiplinler çerçevesinde değerlendirildi.

Çalıştayın ilk gününde İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, Osmanlı Dönemi Müziği Uygulama ve Araştırma Merkezi (OMAR) Müdürü Doç. Dr. Aylin Şengün Taşçı, Haliç Üniversitesi Konservatuarı Müdürü Prof. Dr. Murat Salim Tokaç açılış konuşmalarını gerçekleştirdi.

Çalıştayın açılış konuşmasını yapan Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, disiplinlerarası eğitimin üniversitelerin geleceği açısından taşıdığı öneme dikkat çekerek farklı uzmanlık alanlarının birbiriyle etkileşim içinde olmasının gerekliliğini vurguladı. Üniversitelerin yalnızca bilgi aktaran kurumlar olmanın ötesine geçerek toplumsal sorunlara çözüm üreten, girişimciliği destekleyen ve sahayla birlikte çalışan yapılar hâline gelmesi gerektiğini belirten Zülfikar, “Tek başına bir şeyin uzmanlığının yetmediğini şimdi çok iyi biliyoruz” dedi.

Üniversitelerde farklı disiplinlerden öğrencilerin bir araya gelmesini sağlayan uygulamalara değinen Zülfikar, İstanbul Üniversitesi’nde ‘Disiplinler Arası Gelişim’ derslerinin sayısının artırıldığını belirterek, “Geçen sene ‘Disiplinler Arası Gelişim dersleri başlattık. Bu dersler şu anda 100’ün üstüne çıktı” ifadelerini kullandı.  


BİR ŞEYİN HER ŞEYİNİ, HER ŞEYİN BİR ŞEYİNİ BİLMEMİZ GEREK

Zülfikar, merhum hocasının gençlere yönelik öğüdünü hatırlatarak, “Bir şeyin her şeyini, her şeyin de bir şeyini bilmeniz lazım.” ifadelerini kullandı. Müziğin de bu bütüncül yaklaşımın önemli bir parçası olduğunu ifade eden Zülfikar, “Müziği bilmeyen, o müziğin ruhunu anlamayan birinin iyi bir hekim olması da iyi bir iletişimci olması da iyi bir mimar olması da mümkün değildir” sözleriyle sanatın farklı meslek alanlarıyla ilişkisine dikkat çekti.

Üniversitelerin farklı düşüncelerin buluşabildiği, karşılıklı anlayış ve hoşgörünün geliştiği ortamlar olması gerektiğini belirten Zülfikar, “Burası kabul edenler, etmeyenler makamı değil. Burası, buradan alınanların içselleştirilip sahaya dökülme makamı” ifadelerini kullandı.


TAŞÇI: BU BİR YENİLİK DEĞİL, ONARIMDIR

Açılış konuşmasında disiplinlerarası yaklaşımın Türk müziği açısından önemine değinen Taşçı, “Disiplinlerarasılık Türk müziği için bir yenilik değil, bir onarımdır. Bölünmüş bir sofrayı yeniden birleştiriyoruz.” dedi. Merkezin 2012 yılında düzenlediği Itri Sempozyumu’nda müziğin felsefe, tarih ve edebiyatla bir araya getirildiğini hatırlatan Taşçı, çalıştayın bu birikimi genişleterek farklı disiplinler arasında yeni bağlar kurulmasına imkân sağladığını belirtti. Disiplinlerarası çalışmaların yalnızca farklı alanlardan uzmanların aynı ortamda bulunmasıyla sınırlı kalmaması gerektiğini vurgulayan Taşçı, “Müzisyenin denek değil araştırmanın ortağı olması, bilim insanının seyirci değil meşkin talebesi olması gerekir. Yani birbirimizin atölyesinde çırak olacağız.” ifadelerini kullandı. Çalıştayın geleceğine ilişkin değerlendirmesinde ise makam müziğindeki “asma karar” kavramından hareketle buluşmayı, devamı birlikte getirilecek bir müzik cümlesine benzeten Taşçı, “Cümleyi bilerek açık bırakıyoruz, devamını birlikte getireceğiz.” dedi. Taşçı, konuşmasını çalıştayın amacını özetleyen şu sözlerle tamamladı: “Diliyorum ki bu buluşma Türk müziği hakkında bildiklerimizi tekrar ettiğimiz değil, bildiklerimizin arasından henüz kurulmamış olan bağları fark ettiğimiz bir başlangıç olsun.”


MUZİK HİKMETE DAİR FENDİR…

Haliç Üniversitesi Konservatuvarı Müdürü Prof. Dr. Murat Salim Tokaç ise açılış konuşmasında hekimlik ve musiki alanlarını bir araya getiren akademik yolculuğunu anlatarak disiplinlerarası yaklaşımın önemine dikkat çekti. Tıp eğitimini ve uzmanlık sürecini tamamladıktan sonra musiki alanında da akademik çalışmalar yürüttüğünü belirten Tokaç, kendisini farklı disiplinleri buluşturan bir isim olarak tanımladı. Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) kapsamında yer alan müzikoterapinin iki alanı bir araya getiren akademik temsilcilerinden biri olduğunu ifade eden Tokaç, “İlklerden biri olabileceğim, bir disiplinler arası portre olarak ifade edebilirim kendimi. Önce akademik eğitimde hekimlik bitip uzmanlığı tamamladıktan sonra musikideki akademik adımları da atarak, şu anda Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp’ın (GETAT) altındaki müzikoterapinin de ikili akademik temsili olan ilk örneğim” dedi.

Müziğin yalnızca hoşça vakit geçirme aracı olmadığını, insanın kendini yenilemesine ve yeni başlangıçlara hazırlanmasına da katkı sunduğunu belirten Tokaç, Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın Marifetname adlı eserinden “Musikî hikmete dair fendir, bilene bilmeyene rûşendir” sözünü aktardı. Bu sözün müziğin bilgi ve hikmetle ilişkisini ortaya koyduğunu ifade eden Tokaç, musikinin farklı disiplinlerle birlikte ele alınmasının insanı ve hayatı daha geniş bir perspektiften anlamaya katkı sağlayabileceğini vurguladı.


FARKLI DİSİPLİNLERLE İLİŞKİSİ

Açılış konuşmalarının ardından oluşturulan “Yapay Zekâ, Teknoloji, Matematik ve Türk Müziği Masası”, “Tıp ve Türk Müziği Masası”, “İktisat, Siyaset, Hukuk ve Türk Müziği Masası”, “İletişim, Psikoloji, Sosyoloji ve Türk Müziği Masası”, “Din, Felsefe ve Türk Müziği Masası” ve “Edebiyat, Tarih ve Türk Müziği Masası” ile Türk müziğinin farklı disiplinlerle ilişkisi ele alındı. Çalıştayın ikinci günü ise bu masalardan çıkan ortak değerlendirmeler masa moderatörleri tarafından kamuoyuna sunuldu. 

Yapay Zekâ, Teknoloji, Matematik ve Türk Müziği Masası’nın moderatörlüğünü üstlenen İstanbul Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yüksel Demir, yapay zekânın klasik Türk müziğinin korunması, öğretilmesi ve daha geniş kitlelere ulaştırılmasında önemli fırsatlar sunduğunu belirtti. Yapay zekânın insanın yerini alan değil, üretim sürecini destekleyen bir araç olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Demir, bu yaklaşımı “yardımcı zekâ” kavramıyla ifade etti.

Klasik Türk müziğine ilişkin güvenilir nota, icra, makam ve usul bilgilerine erişilebilecek ortak bir kaynağa ihtiyaç duyulduğunu da belirten Demir, bu doğrultuda ilgili tüm paydaşların katılımıyla kapsamlı bir Türk müziği veri tabanı oluşturulmasını önerdi.


TÜRK MÜZİĞİNİN SAĞLIĞA ETKİLERİ

Tıp ve Türk Müziği Masası’nın moderatörlüğünü üstlenen Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, müziğin insan sağlığıyla ilişkisinin yalnızca psikoterapiyle sınırlandırılamayacağını belirterek bedensel, ruhsal, sosyal ve manevi iyilik hâli üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Kanser tedavisinden prematüre bebeklerin bakımına, ağrı yönetiminden parkinson, alzheimer gibi nörolojik hastalıklara kadar farklı alanlarda müziğin etkilerine ilişkin bilimsel çalışmalar bulunduğunu ifade eden Sur, müzik terapisinin varlığından ziyade, hangi yöntemlerle ve nasıl uygulandığının önem taşıdığını vurguladı. Müzik terapisinin sanatsal icradan farklı bir uzmanlık gerektirdiğini de belirten Sur, “Mükemmel bir müzik üretmeniz gerekmiyor müzik terapisti olmak için. Ancak terapinin kurallarını iyi uygulamanız gerekiyor” dedi. 

Türk tıbbı ve musikisinin tarihsel birikiminin günümüzün bilimsel yöntemleriyle yeniden değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Sur, geçmişte belirli makamların belirli hastalıklara iyi geldiğine ilişkin bilgilerin güncel araştırmalarla doğrulanmadan kanıtlanmış bilgi olarak sunulmasına karşı çıktı. Tarihsel birikimin modern yöntemlerle ölçülmesi ve elde edilen bulguların standartlaştırılması gerektiğini belirten Sur, “Farabi’nin falanca makamın şu hastalığa iyi geldiğini yazdığı söylendi. Ama bugün müzikçilerinin, bugün sağlıkçıların bugünün metodolojisinden geçilmeden, kontrolünden, yeni araştırma yöntemleri ve teknolojilerden geçilmeden yüzyıllar evvelki söylemi hala kullanıyor olması şaşırtıcı bir şeydir” ifadelerini kullandı. 


MÜZİK VE EKONOMİ

İktisat, Siyaset, Hukuk ve Türk Müziği Masası’nın moderatörlüğünü üstlenen İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muhteşem Baran, Türk müziğinin sürdürülebilirliğinin kültürel mirasın korunmasının yanı sıra sanatçı haklarının güvence altına alınması, müzisyenlerin ekonomik koşullarının iyileştirilmesi ve kurumlar arası iş birliğinin güçlendirilmesiyle mümkün olabileceğine dikkat çekti. Prodüksiyon maliyetleri, canlı müzik alanındaki gelir düzensizliği ve telif gelirlerinin yetersizliği gibi sorunlara değinen Baran, müzik üretiminin devamlılığı için sanatçıların emeklerinin karşılığını alabilecekleri sürdürülebilir bir ekonomik yapıya ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.


BİREY VE TOPLUM ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

İletişim, Psikoloji, Sosyoloji ve Türk Müziği Masası’nın moderatörlüğünü üstlenen İstanbul Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi Müdürü Prof. Dr. Aslı Beyhan Acar, müziğin birey ve toplum üzerindeki etkilerini iletişim, psikoloji ve sosyoloji perspektiflerinden ele aldı. Masada, müziğin gündelik yaşamdaki yeri, bireylerin müzikle kurduğu ilişki, değişen dinleme alışkanlıkları ve müziğin kuşaklar arasında aktarımı üzerinde duruldu. Masanın değerlendirmesinde, Türk musikisinin aktarımının gençlerin gündelik hayatıyla bağ kuran, erişilebilir, katılımcı ve farklı müzik türleri arasında köprü kuran bir yaklaşımla güçlendirilebileceği vurgulandı. Bu doğrultuda müzik arşivlerinin dijital ortamda erişime açılması, eserlerin hikâyelerini anlatan içeriklerin hazırlanması, gençlerin konser ve atölyeler aracılığıyla Türk müziğini deneyimleyebileceği ortamların yaygınlaştırılması ve farklı yaş gruplarının müzikle ilişkisini ortaya koyan saha araştırmalarının yapılması önerildi.


DİN, FELSEFE VE MÜZİK

Moderatörlüğünü İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bünyamin Ayçiçeği’nin yönettiği Din, Felsefe ve Türk Müziği Masası’nın değerlendirmesinde musikinin dinî ve din dışı olarak sınıflandırılması ve din, felsefe, tarih, psikoloji ile müzik arasında kurulabilecek disiplinlerarası ilişkiler öne çıktı. Mevcut kaynaklarda ve eğitim programlarında yer alan dinî-din dışı müzik ayrımının yeniden değerlendirilmesi gerektiği belirtilirken, Osmanlı döneminde dinî kimlikleriyle tanınan kişilerin dinî içerik taşımayan eserlerinin de incelenmesi önerildi. Müziğin dinle ilişkisinin yalnızca eserlerin sözleri ve kullanım amaçları üzerinden değil, felsefi bir çerçevede de ele alınması gerektiği vurgulandı.

Masada, bu alanları bir araya getiren disiplinlerarası bir ders programı hazırlanması ve farklı uzmanlık alanlarından katılımcıların yer alacağı ortak bir akademik çalıştay düzenlenmesi önerileri öne çıktı. Program kapsamında Kindi, Farabi, İbn Sina ve İhvan-ı Safa’nın musikiye ve ruhun arınmasına ilişkin görüşlerinin incelenmesi; bu düşüncelerin Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde dergâh, bimarhane ve saraylarda uygulanan musiki pratikleriyle ilişkisinin araştırılması teklif edildi. Din ve tasavvuf tarihçileri, felsefeciler, psikologlar, musiki nazariyatçıları ve icracıların ortak çalışmalarıyla tarihsel düşünceler ile müzik uygulamaları arasındaki bağın somut örnekler üzerinden ortaya konulması hedeflendi.


EDEBİYAT, TARİH VE TÜRK MÜZİĞİ

Edebiyat, Tarih ve Türk Müziği Masası’nın moderatörlüğünü üstlenen İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hikmet Toker, Türk müziğinin tanımı ve tarihsel kapsamının yeniden ele alınması gerektiğini belirtti. “Türk müziği” kavramının hangi coğrafyaları, müzik geleneklerini ve icra biçimlerini kapsadığına ilişkin ortak bir çerçeve oluşturulmasının önemine dikkat çeken Toker, müzik tarihinin yalnızca tanınmış besteciler ve eserler üzerinden değil, müzisyenlerin yaşamları, müziğin icra edildiği ortamlar ve dinleyici toplulukları üzerinden de incelenmesi gerektiğini vurguladı.

Masada, Türk müziği araştırmalarının geliştirilmesi için somut öneriler de gündeme geldi. Tarihsel kaynakların doğru anlaşılabilmesi amacıyla Arapça, Farsça ve Osmanlı Türkçesi bilgisini müzikoloji eğitimiyle birleştiren programların oluşturulması; güfte incelemelerinde edebî analiz yöntemlerinin, özellikle harf ve vezin analizlerinin değerlendirilmesi önerildi. Ayrıca Türk müziğini kendi tarihsel ve kültürel bağlamı içinde ele alan kuramsal yaklaşımların geliştirilmesi, Avrupa merkezli müzikoloji anlayışının yeniden değerlendirilmesi ve alanın uzmanlarının katılımıyla Türk müziğinin tanımı ve kapsamı üzerine ortak bir çalışma yürütülmesi gerektiği ifade edildi.

Program, katılımcılara sertifikalarının takdim edilmesiyle sona erdi.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23