Teşhir toplumu çürütüyor! Caddeler yatak odası değil
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
Haçlının fonladığı feminist akımlar ile “özel hayat” adı altında çıplaklığı dayatan, “Sevişirim evlenmem, hamile kalırım doğurmam”, “Yılın en sürtüğü”, “Namus mu? Kirletmeden duramam!” yazılı afişlerle ahlaksızlığı meşrulaştıran laikçi bağnazlardan cesaret alan ve popüler kültürün dayatmalarına boyun eğen çıplaklar yüzünden sokaklar adeta yatak odasına döndü.
HABER MERKEZİ
Kadın giyimi üzerinden özgürlük tanımı yapan ve yıllarca tesettürlü kadınlara yaşam hakkı tanımayan seküler zihniyetin dayattığı teşhircilik, toplumu çürütüyor. Haçlının fonladığı feminist akımlar ile “özel hayat” adı altında çıplaklığı dayatan, “Sevişirim evlenmem, hamile kalırım doğurmam”, “Yılın en sürtüğü”, “Namus mu? Kirletmeden duramam!” yazılı afişlerle ahlaksızlığı meşrulaştıran laikçi bağnazlardan cesaret alan ve popüler kültürün dayatmalarına boğun eğen çıplaklar yüzünden sokaklar yatak odasına döndü. Türkiye’de aile yapısını, mahremiyeti ve toplumsal ahlakı hedef alan kültürel yozlaşmanın “özgürlük” ve “çağdaşlık” maskesi altında sokağa taşınması, duyarlı vatandaşların tepkisini çeken boyuta ulaştı.
SINIRLARI ZORLUYORLAR
Özellikle yaz aylarında artan hava sıcaklıkları sebebiyle caddelerde, alışveriş merkezlerinde ve toplu taşıma araçlarında, mahrem bölgeleri neredeyse tamamen ortaya çıkaran kıyafetlerin yaygınlaşması, toplumun ahlak sınırlarını hiçe sayan bir tablo ortaya koymaya başladı. Giyim ve kuşamın bir standardının olmasının gerektiğini vurgulayan duyarlı aile sivil toplum kuruluşları temsilcileri ve aile uzmanları, kamusal alanda milletin değerleriyle uygun kıyafetlerin tercih edilmesini ve teşhirciliği önlemeye yönelik düzenlemelerin mutlaka devreye alınmasını istedi. Bu arada her türlü ahlaksızlığın serbest olduğu Haçlı Batı bile giyim kuşamda sınırsız özgürlük tanımıyor. Avrupa’da teşhircilik neredeyse tüm ülkelerde yasak iken Almanya, Fransa ve İtalya’nın gözde şehirlerinde kamuya açık alanlarda teşhirci kıyafetlere yönelik kısıtlamalar uygulanıyor.
BAŞKALARININ HAKKINA TECAVÜZ
Konuyla ilgili gazetemize açıklamalarda bulunan Türkiye Aile Hareketi Başkanı İlhan Ergincan, şunları söyledi: “Teşhirciliği Hristiyanlık dahil hiçbir din kabul etmez. İnsanların özgürlüğü, başkalarının haklarını ve özgürlük alanını ihlal ettiği yerde sınırlandırılmalıdır. Bir insanın nasıl giyineceğine karar verme hakkı elbette vardır. Ancak toplum içerisinde yaşamanın da ortak bir görgüsü, mahremiyet anlayışı ve sorumluluğu vardır. Her yerde teşhir normalleştirilmeye çalışılıyor. Meselemiz kadın ya da erkek değildir. Meselemiz teşhirciliğin özgürlük adı altında topluma dayatılmasıdır. Kamusal alanlarda karşılıklı saygı ve toplumsal sorumluluk anlayışının korunması gerekir. Aile yapısını yok eden kültürel bir dönüşümle karşı karşıyayız. Mahremiyet kavramı küçümsenmekte, utanma duygusu çağ dışı gösterilmekte, sınır tanımamak ise modernlik olarak pazarlanmaktadır. Biz Türkiye Aile Hareketi olarak buna itiraz ediyoruz. Hiç kimsenin hayat tarzına müdahale etmek istemiyoruz. Fakat aynı şekilde hiç kimse de kendi hayat tarzını toplumun geri kalanına dayatma hakkına sahip değildir.
MODERNLEŞME ÇIPLAKLIK DEĞİL
“Türkiye’nin binlerce yıllık aile kültürü, mahremiyet anlayışı, edep ve haya geleneğine sahip. Modernleşme bu değerlerden vazgeçmek anlamına gelmez. Ahlak baskı değildir. Mahremiyet gericilik değildir. Edep çağ dışılık değildir. Özgürlük ise sınırsızlık hiç değildir. Türkiye Aile Hareketi olarak konuya ilişkin toplumsal farkındalık oluşturmak amacıyla sembolik bir eylem hazırlığındayız. Amacımız kadın ya da erkek fark etmeksizin kamusal alanlarda mahremiyetin, toplumsal ölçünün ve karşılıklı saygının yeniden tartışılmasını sağlamak. Biz kadınların ve haklarının değil, bedeni teşhir ve tüketim nesnesine dönüştüren kültürün karşısındayız.”
Patolojik noktaya gelmiş
Prof. Dr. Ahmet Akın da, şunları dile getirdi: “Burada birkaç şeyi birbirinden ayırmak gerekiyor. Bizim kimsenin yaşam tarzı ile ilgili bir sorunumuz yok. İsteyen açık, isteyen kapalı, çarşaf, istediği elbiseyi giyer. Sorun şu; burada bir yönlendirme var ve yetişkinlerden çok çocuklar üzerinde oluyor. Bizi ilgilendiren kısmı burası. Moda, medya, sanatçı ve dizi sektöründeki oyuncularla, müzisyenlerle, aklınıza gelebilecek bütün aparatlarla gençlerimizin masumiyetleri elden gidiyor. Devlet olarak, millet olarak, duyarlı vatandaşlar, aydınlar olarak, akademisyenler olarak şuna dikkat etmemiz gerekiyor: Bu kumpasın, bu karmaşanın, bu senaryonun içerisinde çocuklarımız ne olacak? Çünkü belli bir noktadan sonra bu açıklık değil, artık bir patolojik noktaya gelmiş durumda. Artık affedersiniz ‘Bizim yaşam tarzımız böyle’ diyerek parklarda, kamuya açık alanlarda neredeyse anadan üryan dolaşanlarla karşılaşıyoruz. Maalesef özgürlüğün sınırı çizilemediği, sınırlar netleşemediği için gençler, çocuklar da bu kumpasın içerisine düşüyorlar. Bu bir kumpas, planlı bir şey. Bunun amacı da aileyi, gençliği yoldan çıkarmak ve bitirmek. Bir giyim tarzı, yaşam tarzından söz etmek mümkün değil.”