Bugüne kadar basından hep uzak duran, gizemli bir yaşantısı olduğu yazılıp çizilen ve hakkında birçok iddia ortaya atılan işadamı Necati Kurmel, kapılarını ilk kez Akit’e açtı. Sahibi olduğu Gümüştaş Madencilik’e ait ocaklarda çalışırken sakatlanan işçilerin mağduriyetini gidereceğini söyleyen Kurmel, “Hepsini çağıracağım, bizzat dinleyeceğim. Hiç kimsenin mağduriyetini istemem. Elimden geldiğince yardımı da yaparım” dedi.
EROL METİN / İSTANBUL - Niğde’nin Ulukışla ilçesine bağlı köylerdeki faaliyetlerine ilişkin iddialar konusunda çok sayıda habere imza attığımız Gümüştaş Madencilik şirketinin sahibi işadamı Necati Kurmel’in daveti üzerine Ataşehir’deki Saray Halı Genel Müdürlüğü’nde kendisi, kızı Setenay Metin, Gümüştaş Madencilik Genel Müdürü Ümit Aras, Teknik Koordinatör Erdal Güldoğan ve Maden Aramalar Koordinatörü Cemil Alp’la bir araya geldik. 4 saati aşkın süre boyunca görüşmemiz oldu. Şirketten kaynaklı mağduriyetleri gündeme getirdik. Zaman zaman kurmaylarıyla ve kızı Setenay Hanım’la aramızda sert tartışmalar yaşandı. “Mahkeme mi oluyoruz, buraya bizi sorguya çekmeye mi geldiniz?” sitemiyle karşılaştık. Bugüne kadar basından hep uzak durmayı tercih eden ve gizemli bir yaşantısının olduğu yazılıp çizilen Necati Kurmel, röportaj teklifimizi de geri çevirmedi. Listesini sunduğumuz ve sakat kalan mağdur maden emekçilerinin durumuyla bizzat ilgileneceği sözünü veren Kurmel, hakkında bugüne kadar ortaya atılan iddialarla ilgili yönelttiğimiz soruları da cevapladı.
“AK PARTİ’YE OY VERDİK”
- Bugüne kadar neden hep basından uzak durmayı tercih ettiniz? Gizemli bir hayatınızın olduğu yazıp çiziliyor. Neler söylemek istersiniz?
- Esasında gizemli bir hayat diye bir şeyim yok. Ama basınla da bir problemim yok. Söyleyecek bir şeyim de yok. Çalışıyoruz. Kendi kaderimizce bir istihdam oluşturduğumuzu düşünüyoruz. Çiftçilik yapıyorum. 40 bin kadar hayvanım var. 30-40 bin dönüm arazide tarım yapıyorum. 50 yıldan beri krom, çinko madenleriyle uğraşıyorum.
- Peki niçin sürekli bir takım iddialar ortaya atılıyor? Mesela Hüsamettin Özkan’la akrabalığınız, yakın ilişkiniz hep tartışılıyor.
- Hüsamettin Özkan abimin kayınbiraderi olur. Ayrıca benim babamla onun annesi akraba. Ama hiçbir zaman onların tuttuğu siyasi partide ben olmadım, benimkinde de onlar olmadı. Onlar hep babadan itibaren CHP’yi tuttu, ben babadan itibaren Demokrat Parti’yi tuttum. Demokrat Parti’yi tuttuk, Adalet Partisi’ni tuttuk, Anavatan Partisi’ni tuttuk, bu partiye rey verdik, bu partiyi tuttuk.
- AK Parti yani?
- AK Parti. Çünkü bunların tamamı her şey milletin olsun, millet devlete vergi versin. Ama CHP, ‘her şey devletin olsun, devlet millete babalık yapsın’ diyor. Bu bana ters olduğu için hiçbir zaman CHP’yi tutmadım.
- Sizin sahibi olduğunuz ya da müteahhitliğini yaptığınız Beykoz Konakları da sürekli medyada birtakım iddialar eşliğinde gündeme geliyor. Hüsamettin Özkan ve ekibinin Mustafa Sarıgül’ün CHP’den adaylığını da burada belirlediği öne sürülüyor?
- Hiç alakam yok. Çünkü CHP’yle bir alakam yok. Hiçbir şekilde ne ben Mustafa Sarıgül’ün lafını ederim; illa buraya adaylığını koysun diye, ne de benden böyle bir şey bekler o. CHP’li değilim ki.
- Sarıgül’le tanışmışlığınız var mı?
- Sarıgül’le yolda, sokakta görmüşlüğüm var. Bir ahbaplığım yok.
“BEKÇİ DAHİ BENİ ÇAĞIRMADI”
- Sizin Ergenekon cephaneliğinin çıktığı Poyrazköy’deki araziyi 2-3 ay öncesinden Bedrettin Dalan’a sattığınız iddiası ortaya atıldı. O arazinin satışı nasıl oldu?
- Araziyi ben almıştım. Orada yazlık evler yapmak istiyordum. Belediye izin vermedi. Dalan Yeditepe Üniversitesi’nin sahibiydi. Dedi ki: Sat bana. Ben burayı yaz okulu yapacağım.
- Teklif ondan geldi?
- Evet. Sattım ona. O da hiçbir zaman o okulu yapamadı. Ona da izin vermediler.
- Askeri alan diye tartışıldı?
- Askeri alandır diye o da yapamadı.
- Peki o silahlar çıktığında şaşırdınız mı? Mesela lav silahları, el bombaları falan çıktı.
- Ben inanmadım da! Çıktı dediler işte. Halbuki oraya niye silah gömsünler? Orası askeriyenin içi. Başka yere gömülse tamam. Zaten benim satma sebebim izin almadan içeri giremiyorsun. Yani askeriyeden izin almadan içeri giremiyorsun araziye. İzin verilmeyen bir yere silah nasıl saklanır?
- Bir kurgu mu?
- Bana göre. Çünkü senin bir mülkün var. İçeriye giremiyorsun askeriyeden izin almadan.
- Susurluk kazasıyla da adınız anıldı. Oradaki aktörleri tanıdığınız söylendi?
- Böyle şeyler söylediler ama ne beni çağırdılar Susurluk için, ne oldu ne bitti diye çağırmadılar. Sadece rivayet halinde yazdılar, çizdiler.
- Meclis’te Susurluk Araştırma Komisyonu kuruldu. Sizi çağırmadılar mı?
- Bekçi dahi çağırmadı. Ne yargıdan ne idareden ne politikadan kimse beni çağırmadı.
MAĞDUR EMEKÇİLERE TEMİNAT
- Bu madendeki kazalarla ilgili size haber veriliyor mu?
- Burada en doğru lafı Başbakan söyledi. İlk gün “Bu işin doğasında var” dedi.
- Önlem alınması konusunda yetkililerinize telkinde bulunuyor musunuz, bu işi sağlam yapalım diye?
- Hem de nasıl. Bu Soma olayından sonra 2 tane uzman buldum. Bunlar 18 yıl Güney Afrika’da altın madeninde 4 bin metre aşağıda çalışmışlar. Onları aldım. Bütün madenleri gezdim. Ne eksiğimiz, ne yanlışımız var, neyi, nasıl tamamlarız diye gittik. Tam 10 gün dolaştık. Bir sürü tavsiyelerde bulundular. İyi yaptığımızı söylediler, kötü yaptığımızı söylediler. Maksadım şuydu: Bu tedbirleri alalım. Hükümete diyeyim ki; ‘gelin bizi teftiş edin. Sen şunu istedin benden, ben şunu da yaptım.’
- Bizim haberleştirdiğimiz isimler var. Sizin ocaklarınızda çalışırken kaza geçiren maden emekçileri bunlar. Onlarla ilgili bir inceleme yapacak mısınız?
- Kesin. Yani şirket içinde inceleteceğim. İcabında çağıracağım o adamları. Görüşeceğim; “Yahu ne istiyorsun, ne dedin de biz yapmadık?” Bunları konuşacağız.
- Bunlarla yüz yüze de gelmeyi düşünüyorsunuz değil mi? Ayağı sakatlanan, beli kırılanlar var.
- Tabii hepsini çağıracağım. Ya bizde mi kusur, sizde mi kusur? Kusur da aramıyorum.
- Gelip size anlatsınlar?
- Tabii tabii. Anlatsınlar. Ben bizzat dinleyeceğim.
- Hazırladığım listeyi, iletişim bilgilerini size vereyim. Biz de yardımcı oluruz mağdurları bulmanız konusunda?
- Hepsini çağıracağım. Yani mahkemeye vermişse onu dahi çağıracağım. Ya vazgeç mahkemenden, ne diyorsan onu yapalım. Onu dahi diyeceğim.
- Yani davaya gerek kalmadan mağduriyetler varsa giderelim diyeceksiniz?
- Hepsini dinleyeceğim.
- Bu konuda teminat veriyorsunuz o insanlara?
- Teminat veriyorum. Hatta sizi birkaç ay sonra çağıracağım. ‘İşçilerle röportaj yap’ diyeceğim.
- İnşallah olur?
- Yapacağım yapacağım. ‘Gel röportaj yap işçiyle’ diyeceğim. 10 kişiyle, 20 kişiyle, 50 kişiyle, 100 kişiyle kendin oturup röportaj yapacaksın. Bizden kimseyi içeri almamak kaydıyla röportaj yap.
- İşçilerin mağduriyetine göz yummazsınız?
- Hiç kimsenin mağduriyetini istemem. Elimden geldiğince yardımı da yaparım.
“Doğan ‘beni de ortak et’ dedi”
Aydın Doğan bir gün beni aradı. ‘Kelkit’e çiftlik kurmak istiyorum. Bana yardım eder misin’ dedi. Ben de “Kelkit’te çiftlik ve hayvancılık olmaz. İklim müsait değil. Yapma” dedim. Sonra kurdu çiftliği benim rızam dışında da olsa... Daha evvel de tanıyordum ama yakınlığım yoktu. Ondan sonra da ortak olduk... “Aydın Doğan’ın işinin karşısında, bu nokta kadar bir şey. Pek ilgilenmez. Maden diye bilir de başka hiçbir şey de bilmez.” diyen Kurmel “Gümüştaş Madencilik’in asıl sahibi sizsiniz o zaman?” sorumuza “Aşağı yukarı. 50 yıldan beri bu işle uğraşıyorum. Halıya, tarıma sonra girdim” diye cevap verdi
