Ekonominin Temeli, Temelinin Temeli, Rızık ve Rezzak (9)
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
Hukukçu yazar Av. Ömer Faruk Uysal 'Ekonominin Temeli, Temelinin Temeli, Rızık ve Rezzak (9)' başlıklı bir yazı kaleme aldı.
İşte Hukukçu yazar AV. Ömer Faruk Uysal'ın kaleme aldığı o yazı;
İktisat profesörü Ester Ruben; "iktisadın Unuttuğu İnsan" kitabını yazdı. Ekonomi ilmi, insan için ve onun mutluluğu için olmasına rağmen, onun kendisinden, psikolojisinden, saadetinden, beklentilerden pek bahsetmez, ilgilenmez. İktisatlı (tutumlu) olmaktan bahsetmeyen iktisat ilmi, insandan da sözetmiyor. Hesap-kitap, tablolar, mekanizmalar, alışveriş, üretim, tüketim, kar-zarar, şemalar, enflasyon, para, altın faiz vs.'den başını kaldırmıyor. Halbuki insan ve psikolojisi, tatmini, mutluluğu, asıl belirleyici ve etken olmalıdır. Keza insan gerçekte nasıl doyuruluyor, rızıklanıyor, rızkını kim yapıyor, dağıtıyor, nasıl ve nerede yapılıyor, İktisadın temeli, esası nedir? Bunlardan hiç sözedilmiyor!
Güneş sistemi, dünyamızın sistemdeki hassas konumu, kendi ve güneşin etrafındaki milimetrik ve top mermisinden hızlı dönüşleri, atmosfer, su, oksijen ve karbondioksit, her türlü element, toprak, deniz, göl ve ırmaklar, yağmur, hava ve su sirkülasyonları, gece-gündüz ve mevsimler vs vs. olmasaydı, insan ve insanların yedikleri, içtikleri de olmayacaktı. Olağanüstü bir tercih, kasıt, kontrol, icra, bahş, ihsan, lütuf sayesinde varedildik, yaşatılıyoruz, besleniyoruz. İşte tüm bu mucizevi işleri, bağışları, Halık, Fatır, Rabb-i Rahim, Rezzak-ı Kerim, Müteal olan İlahımız yapıyor. Asla kendiliğinden, tesadüfen, doğa tarafından yapılmıyor. Tabiat bir yaratıcı ve sanatkar değil. Kendisi yaratılmış bir sanat. At üstünde bir insan resmi ve heykeli yapamaz. Bunların kanlı-canlı, hareketli, yiyen-içen, üreyenlerini hiç yapamaz! Doğa zaten bu yapılı şeylerin tamamından oluşur. Kendisi birşey oluşturmaz. Bu oluşumlardan önce de var olan bir şey değildir ki, önce kendisi olsun, sonrada muhtevasını oldursun, yaratsın!
İşte iktisadın temeli budur. Yani bizi rızıklandıran Rezzak-ı Kerimdir. Yediğimiz et, tavuk, balık, tahıl, meyve, sebze, hakikat-i halde ütetici çiftçiler tarafından üretilmiyor, yaratılmıyor. Balıkçı balığı üretmiyor, denizden topluyor. Elma çiftçisi ağacın bir yıllık faaliyeti sonunda üreyen elmaları topluyor, kendi yapmıyor. Tahılları, meyve ve sebzeleri çiftçiler bütütmüyor, sadece ufak tedbirler ve toplama işini yapıyorlar. Ürünleri büyüten biyokimya, toprak veya ağaç fabrikalarında, ali bir kimyagerce yapılıyor, yaratılıyor. Marketlere, evlerimize ve masalarımıza gelen envai çeşit gıdaların yaratılması, insanın bilmediği ve karışamadığı biyokimya işlemleri ki, toprak ve ağaçta bilmez.
Ağaçlar neden çamurlu suları içiyor da, bize leziz, kokulu, renkli, sulu, tatlı meyvelerini sunuyorlar? Meyvelerini kendileri yemiyor. Ama yıllarca meyveler için çalışıyorlar. Tavuklar kimin için yumutluyorlar, niye? Arıların o bitmek bilmez bal yapma gayretleri kimin için? İnekler ömür boyu sütü kimin için üretiyorlar? Kendileri asla içmiyor, yavruları ise kısa bir zaman içiyor bırakıyor. İnek nasıl oluyor da su içip, ot yiyor da, bize rahmet çeşmelerinden sütler akıtıyor! Bunu gerçekten bilinçli olarak inek mi yapıyor. Kan ile fışkı (dışkı) ve idrar arasından, içenlere lezzet veren bembeyaz sütü kim imal ediyor? Bilir misiniz, süt fabrikaları ottan, samandan süt yapamazlar. İneklerin hazır sütünü toplayıp mayalarlar o kadar! İnek denen hareketli, kendi besinini (üretim hammaddesini) kendi bulan, yiyen, kendine benzer küçük süt fabrikaları doğuran, bön bön bakan İlahi fabrikalar, rahmet çeşmeleridirler. Sofranızdaki çeşit çeşit peynirler, yoğurt, kefir, kımız, sütlü tatlılar, sensebastian, vs. kan ile fışkı arasında üretilen sütten.
İyi ama inek, otu, yaprağı, samanı, üretmiyor, hazır buluyor, sadece yiyor. Peki otu kim üretiyor ve hazırlıyor? Süt hammadesini kim ve nasıl üretiyor?
Bütün basitliğine, hakir görünüşüne rağmen, ot, meyve, sair besinler şöyle muhteşem bir kimyasal denklem ile yaratılıyor: 6CO2 (Karbondioksit) + 6 H20 (Su) + Işık ________ C6H12O6 (Glikoz/Şeker) + 602 (Oksijen) şeklindedir. Bu işlemde bitkiler güneş ışığını kullanarak karbondioksit ve suyu besine çevirir ve dışarıya oksijen verir. Bu meşhur fotosentez kimyevi formülüdür. Giren maddeler: Karbondioksit, su ve güneş ışığı. Çıkan maddeler: Glikoz (besin) ve oksijen gazı. Gerçekleştiği yer: Klorofil içeren bitki hücreleri ve (denizde) algler. Besin zincirimizde ilk adım; meyve, sebze ve tahıl, böyle yaratılıyor. Sonra koyun, keçi, inek, tavuk, balık, onları yiyerek büyüyor, et ve süt veriyor. Etoburlar da otoburları yiyor, insan bir hepçil olduğundan hem etoburları, hem de otoburları yiyor. Daima besin zincirinin (piramidinin) en tepesinde.
Dağlardan çıkan envai çeşit basit madenleri de eklersek, bütün karmaşık ve türlü türlü ekonomik işlem ve tezahürleri fotosentez (ışıkla sentez, ışıkla birleştirme, yani besin) temeline, ilk adımına dayanıyor. Basitleştirirsek; Allah su, güneş ışığı ve karbondioksitten leziz, çeşit çeşit, muhtelif renk, koku ve dokuda besinlerimizi yapıyor. Bütün hayatımız ve devamı, tüm iktisadi faaliyetler, bunların toplanması, dağıtılması, alıp satılması, paketlenmesi, nakliyesi, faturası, karı, vergisi, toptancısı, perakendecisi, bakkalı, marketi vs. vs. fotosentez ilk yaratımına dayanıyor!
Daha da basitleştirelim; Allah bize ışığı, suyu ve karbondioksiti besin olarak yediriyor. Yani hava, ışık (güneş) ve su yiyoruz. Yediğimiz güneş ışığını tam 149.596.000 km uzaktan gönderiyor. Suyu güneşle buharlaştırıp gökten indiriyor. Karbondioksit ise dışarıya verdiğimiz kirli nefes, zehirli gaz. Besine, glikoza, şekere çevrilen esas madde de o. Yoktan, gaipten, mucizevi bir şekilde rızıklandırılıyoruz. Işık, su ve karbondioksit, fotosentezin kimyevi formülünü bilemez, biliyor olsa dahi böyle bir denklemi kuramaz, kursa da icra edemez. Bilen, yapan, bizi sebze, meyve, tahıl, et, tavuk ve balıklarla besleyen, bütün tembelliğimize rağmen besin zincirinin (piramidin) en üstüne konumlandıran, eşref-i mahlukat, halife-i arz, muhatab-ı İlahi yapan O'dur.
Denizler ki, sahralar dolusu kum, bir acı (tuzlu) sudan oluşur. Envai çeşit yiyeceğimiz de hiç boğulmadan orada yapılıyor. Denizdekiler dışarıda nefessiz kalıyor, karadakiler denizde. Biz ancak oksijen ile nefesleniyoruz, ağaçlar ise bizim kirlettiğimiz karbondioksit ile nefesleniyorlar. Zehirli karbondioksit ile hem nefesleniyorlar hem de onu tatlı bir besine (glikoza) çeviriyorlar! Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat! Nasıl bir denge, matematik, nasıl bir itidal? "Allah gökleri ve yeri hak olarak (yerli yerince) yarattı." (Ankebut 44) "Allah herşeyi hak ile (adaletle) yarattı." (Yunus 5) Adalet, aynı zamanda herşeyin yerli yerinde olması, zulüm bunun bozulmasıdır.
Bütün ekonominin, zenginliğin, envai çeşit yiyecek ve içeceklerin, bizatihi hayatın, hayatın devamı için besinlerimizin kaynağı fotosentezdir. Bir ışık sentezi, ışıkla özümleme, ışıkla birleştirme. Işık, light, divine light, radiance, Nur. Esmaü'l hüsnanın en parlaklarından! "Allah göklerin ve yerin nurudur." (Nur suresi 35) O, nuruyla bizi sadece aydınlatıp manevi olarak tatmin etmiyor, maddi olarak da doyuruyor, tatmin ediyor. Bizi yokluk karanlıklarından varlık aydınlığına çıkarıyor, yaratıyor!
"Bir şeyi her şey ve her şeyi bir şey yapmak, her şeyin Halıkına has ve Kadir-i Külli Şeye mahsus bir nişandır, bir ayettir. (Bediüzzaman) Dünyadaki bütün enerjilerin kaynağı nükleer ve jeotermal enerji hariç güneştir. İnsan ve tüm hayvanların vücut ısıları, faaliyetleri, koşmaları, güneş kaynaklıdır. Araba ve uçakların, tüm makinelerin, yelkenlilerin, klima ve buzdolaplarının, asansörlerin vs. vs. tamamı güneşten gelen enerji (petrol ve elektrik) ile çalışır. Gece aydınlanmalarımız da elektrik ve güneş sayesendedir.
Eski Mısır (güneş tanrısı Ra), Mezopotamya, Harran, Sümerler, İnka, aztek, Diyarbakır ve Mardinde Şemsiler, Ezidiler vs. neden güneşe tapıyor veya tanrının kutsal ışığı sayıyorlardı? Güneş ki, Allah'ın Celal hatta Cemal sıfatlarının (isimlerinin) en muazzam ve görkemli tecelli ettiği şeydir. İnsanlar bizatihi Yaratanına değil de, vahim bir yanılgıyla yaratılan güneşe, aslında onda tecelli eden Cemali ve Celali tezahürlere tapıyor olmalılar! İslamda namaz, oruç ve kerahat vakitlerinin güneşin harekat ve konumlarıyla ilgili olması da dikkat çekicidir. Edebiyatta; "Dol içimize, ısıt yak bizi güneş (N. Duru), "Güneşte demlerim senin çayını." (C. Karaca) "Güneşten ışık yontarlardı, sert adamlardı" ( A. İlhan, A. Kaya) "Ölenler öldüler, güneşe gömüldüler. Vaktimiz yok onların yasını tutmaya. Akın var akın, güneşe akın. Güneşi zabtedeceğiz, güneşin zaptı yakın." (N. Hikmet) Ve bazı müfessirler kıyamet ile güneşin vazifesinin tamamen bitmeyeceğini, cehennem ateşi olarak istihdam edileceğini beyan ederler.
Şu halde; iktisadın kaynağı ışıkla yaratma, fotosentezdir. Rızkımız pek basit şeylerden, "havadan sudan şeyler" diye hakir gördüklerimizden mucizevi olarak yaratılıyor. Gaipten geliyor, yokluktan mucizevi olarak varediliyor. Mucize yiyoruz mucize! İktisadın kaynağının menbaı (kaynağının kaynağı) ise Rezzak-ı Kerimdir. Allah Azze ve Celledir, er-rızku 'alallah, vesselam.