• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Avukat Cengiz Ocakçı Kuriş dosyasını Akit’e yorumladı: Cemaatin başına geliş şekli şüpheli

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi:

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
Avukat Cengiz Ocakçı Kuriş dosyasını Akit’e yorumladı: Cemaatin başına geliş şekli şüpheli

Avukat Cengiz Ocakçı, Süleymancılar Cemaati’nin önceki lideri Arif Ahmet Denizolgun’un 2016 yılında Beykoz’daki evinde gerçekleşen ölümünün ciddi şüpheler barındırdığını savundu. Ocakçı, Denizolgun’un ölümünün ardından yaşananları ve Alihan Kuriş’in cemaatin başına geliş sürecini şaibeli olarak nitelendirdi. Denizolgun’un ölümüne ilişkin çok sayıda delil, tanıklık ve emare bulunduğunu öne süren Ocakçı, soruşturmanın ilerlemesiyle olayın aydınlanacağını iddia etti. Ocakçı, “Olay hemen hemen netleşmiştir” diyerek, cinayetin faillerinin isimlerinin yakında ortaya çıkacağını söyledi. Alihan Kuriş döneminde Süleymancıların FETÖ ile yakınlaştığını öne süren Ocakçı, iki yapı arasında bağlantı bulunduğunu iddia etti. Almanya’daki yapılanma ve FETÖ elebaşının cenazesine katılımı işaret eden Ocakçı, “FETÖ bunlara yardım etmiş olabilir” ifadelerini kullandı.

Avukat Cengiz Ocakçı ile Alihan Kuriş Suç Örgütü’ne yönelik soruşturma ve 2016 cemaatin önceki lideri Arif Ahmet Denizolgun’un 2016 yılında Beykoz’daki evinde şüpheli ölümüne ilişkin konuştuk.

ALİHAN KURİŞ’İN CEMAATİN BAŞINA GELİŞ ŞEKLİ ŞÜPHELİ

Sayın Ocakçı, duayen bir hukukçu olarak, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Alihan Kuriş Suç Örgütü’ne yönelik yürüttüğü soruşturma kapsamındaki tespitlerinizi paylaşır mısınız?

Öncelikle, Alihan Kuriş Suç Örgütü olarak gündeme gelen dosyaya ismini veren Alihan Kuriş’in cemaatin başına geliş şekli oldukça şüpheli görünüyor. Artık şaibe olmaktan çıkıp kesinleşmiş kanıt haline gelebilecek durumda olan iddialar, yani bir cinayet, ölüm ve Süleymancılar Cemaati’ni ele geçirme, hemen hemen darbeyle başa geçme gibi de nitelendirebileceğimiz oluşumların içerisine hiç arzu etmediğimiz bir cinayet, bir ölüm olayı da karışmış durumda. Çok büyük bir ihtimalle, bir hukukçu olarak şunu söyleyeyim ki, çok büyük delil, emare, iz, bilgi, belge derken artık kanıtlanmış ve ortaya çıkmış olan çok büyük bilgiler, belgeler var. Arif Ahmet Denizolgun’un 2016 yılında Beykoz’daki çiftliğinde ölümü çok büyük şüphe barındırıyor. Yani rahmetli Denizolgun’un vefatının anlaşılması, 24 saati geçen 36 saati bulan bir olay. Olayın işlenişi, vuku buluşu ve ortaya çıkışı çeşitli şaibelerle karşı karşıya çıktıktan sonra derhal hemen aniden hiç beklenmeksizin emniyet güçlerinin haberdar edilmesi gerekirken çok uzun süreler geçiyor ve netice itibariyle bunların büyük çoğunluğu hukuk dilinde delil karartma ve failin suçtan kurtulma amacına yönelik olarak yapmış olduğu hareketlerdir. Bütün bunların toplamını bu söz konusu olayda, bu cinayet olarak, ölüm olayı olarak nitelendirebileceğimiz bu durumda, bunların toplamını görmekteyiz. Söz konusu delillerin bir tanesi bile failin bu suçu işlediğine kesin delil teşkil edebilecekken, böyle kesin delil teşkil edebilecek olan çok sayıda olaylarla karşı karşıyayız. İşte efendim adli tıptaki olan olaylar, adli tıptaki bilgi, belge, delil, kayıt, kuyut, bütün bunların gizlenmesi, ortaya çıkmaması ve bunların gerçekleşmiş iddiasını kuvvetlendirecek olan ölüm olayında, katil olayında sonradan ele geçirilmiş olması, bunun karartılmış olması karşısında büyük bir olayla büyük bir cezai işlemi gerektirecek. Yani failin katil sıfatını kazanabilecek bir durum söz konusu olabilecek ki bunun aileden, kişilerden, tanıdıklardan, kendi aralarından çıkmış olması da şaşırtıcıdır. Ortaya çıkan detaylar olayın biraz daha netleşmesini, kesinleşmesini ve flu olan bir görünüşün tamamen netleşmesini sağlıyor.


 

Denizolgun dosyasında düğüm çözülüyor

Bu soruşturmada merhum Denizolgun’un ölümü açıklığa kavuşacak mı sizce?

Şimdiye kadar ortaya çıkan delillerin, tanıklıkların bir tanesi bile karine olarak, yani biz hukukçular olarak değerlendirilerek suçun oluşumunun kesinleşmesi ve suçun işlendiğine dair kesin bilgi, belge, delil, kanıt o oluşturacağı yolundan hareket edeceksek bunun birden çok daha fazla delili var. Çok yakınlarının ifadeleri var. Bunlar muhakkak ki bir bilgi belgeye dayanıyor, bir görgüye dayanıyor, bir şahitliğe dayanıyor, bir yakınlığa dayanıyor. Yani bunun altı açıldıkça ortaya çok şeyler çıkacak. Tabi ki devamlı yanında olanlar, oradaki seyis, ona hizmet eden kimseler bunların da zamanla ortaya çıkan ifadelerinde ki şu ana kadar çıkmış olan ifadelerde olay hemen hemen netleşmiştir ve bu olay bir cinayettir. Ve bu cinayetin faillerinin isim isim ortaya çıkması yakındır diyebiliriz. Zaten belli yani, faili meçhul değil. Çok kesin deliller, kanıtlar var. Buradan yola çıkarak söylüyoruz.


 

TOPRAKTAN ALINAN ÖRNEK ZEHİRİ ORTAYA ÇIKARIR

Merhum Denizolgun’un yapılan fethi kabri cinayeti ortaya çıkarmak amacıyla atılan bir adım değil mi?

Bakın bizim hukukta delil çok önemlidir. Yani bir tükürük, çay içildiğinde bardakta kalan dudak izi, parmak izi, orada bırakılan bir saç, tel, kıl yani bunlar gerçekten hukukta kriminal inceleme neticesinde direkt olarak olayları aydınlatan bilgi ve belgelerdir. Zehirlenme söz konusuysa o da ortaya çıkarılıyor. Biz bunu merhum Turgut Özal’dan biliyoruz. Yani Özal’ın olayında da aynı şey söz konusu. Yani zehirlenme neticesinde vefat halinde, ceset bozulsa da çürüse de zehir toprağa karışıyor. Topraktan elde edilen bilgilerden yine ortaya çıkıyor. Yani dolayısıyla herhangi bir darp, herhangi bir kemikte bir bulgu olmasa bile vücutta söz konusu olan, eğer vücut bütünlüğü korunuyorsa oradan alınacak parça olayı aydınlatır. Yok vücut çözüldü, dolayısıyla toprağa karıştı ise topraktan alınacak numunelerin kriminal laboratuarında inceleme neticesinde bırakın zehirlenmeyi, zehrin hangi çeşidinin olduğu bile tespit edilebiliyor.


 

ANKARA’DAKİ ÖĞRENCİ YURTLARINA İMAR DESTEĞİ VERİLDİ

Siz Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Vekili olarak Ankara’daki külliyelerine imar izninin verilmesinin de tanığısınız değil mi?

Biz işin sosyal yönünü, eğitim yönünü, sağlık yönünü düşündüğümüz için mesela bu şekilde yapılmış birçok hastanede, okulda böyle bir uygulamayı meclisten de geçirdik. Yani nedir? Yani söz konusu olan bir sosyal faaliyettir, bir Kur’an öğretimidir, bir eğitimdir, bir yurt faaliyetidir. Dolayısıyla Etlik’teki külliye adı altında bulundukları yerin normal şartlar altında çok çok üstünde bir imar hakkı kullandılar. Ankara Büyükşehir Başkan Vekili olarak bunu ben imzaladım. Çünkü bu bir sosyal faaliyettir. Yani buradan herhangi bir ticari kazanç, 3 tane 5 tane fazla daire kazanma, 3-5 tane fazladan iş yeri çıkarma olayı yok. Bu imar artışlarıyla orada sosyal bir faaliyet, eğitim faaliyeti, İslami bir faaliyet oluyor. Bu okul, özel okul yapımında da hastane yapımında da bu durumlarda böyle yumuşak davranıyoruz. Bunların bu söz konusu olan yurtlarının imara ilişkin olan kısımlarındaki Başkan Vekili olarak imza bana ait. İstanbul’da da aynı olay geçerli. İstanbul’da da söz konusu olan külliyenin yanındaki herhangi bir hak sahibi gelse, bunlara verilen külliyedeki imar hakkının yarısını, 4’te birini, 3’te birini, hatta 10’da birini bana ver dese veremeyiz.


 

FETÖ BUNLARA YARDIM ETMİŞ OLABİLİR

Cinayetin örtbas edilmesi FETÖ’nün o dönemdeki gücüyle alakalı olabilir mi?

Büyük ihtimalle. Çünkü FETÖ bu tür işleri yapmada abi rolündedir. Yani bu tip olan hukuka aykırı olan işlemlerde FETÖ suç örgütü diğer suç örgütlerine ağabeylik yapar. Yani bunlar da abilerinin yolundan gitmiş olabilirler. FETÖ bunlara yardım etmiş olabilir çok büyük ihtimalle. Çünkü gördük ki Kuriş döneminde Almanya’da örgütlendiler ve FETÖ elebaşının cenazesine bunlar orada katıldılar. Yani burada da böyle bir bilgi belge var yakın olduklarına dair.

BUNLAR İNGİLİZ ANAHTARI GİBİ HER İŞTE KULLANILAN APARATLAR

Alihan Kuriş cemaatin yönetimini ele geçirdikten sonra mı FETÖ ile iş birliği başladı sizce?

Yani noktasal olarak başlangıç o diyemeyebiliriz. Öncesi de olabilir. Çünkü bu tipler netice itibariyle kendi kendilerine hareket eden kimseler değil. Yani bunlar dış kaynaklı olduğu için FETÖ’nün Amerikan, bunların da Alman kaynağı söz konusu olduğu için. Bunlar yani bir nevi İngiliz anahtarı gibi her işte kullanılan aparatlar. Yani bunların Kur’an’ın arkasına sığınması, Alman menfaatlerinin ve Amerikan menfaatlerinin ve Jön Türk olup da İngiliz menfaatlerinin öne çıkarılması noktasında kendi işlevlerini ortaya koyuyor. Bunların başlangıcı ne olursa olsun bugün başlasa yarın yok edilmesi lazım bu tiplerin. İsrail zaten “Dünya çapında 70 tane büyük İslami teşkilatını, tarikatını biz kendimiz finanse edip yönlendiriyoruz” diyor. 70 diye görmüştüm ben onu.


 

Bu kadar ahde vefasızlık bu kadar insani ve islami düşüncenin dışına çıkmak mümkün değil

AK Parti döneminde verilen bunca desteğe rağmen neden Erdoğan ve AK Parti karşıtı pozisyon aldılar?

Evet, bizden bu kadar büyük bir fedakarlık gördükleri halde ahde vefasızlık yaptılar. Tayyip Bey ve Ankara’da bize karşı çok farklı davrandılar. Bunların bize oy versin vermesin, şimdi o noktaya geldi iş. Yani oy vermiyormuş da, Tayyip Bey’i desteklemiyormuş da, AK Parti’yi desteklemiyormuş da, ondan dolayı üzerine gidilmiş… Ya öyle olsa biz size bu kadar elimizde bulunan imar hakları dolayısıyla belediyeleri yönetirken bu hakları niye verelim? Biz sizin İslami olan yapınıza, Kur’an eğitimine yönelik yapınıza karşılık bu hakları verdik. Ama siz imar kanunu gereği, gece kondu kanunu gereği ve deprem yönetmeliği gereği yıkılması gereken bir yerde camiler dahil bütün binalar yıkıldıktan sonra sizin küçücük kümes gibi bir yurdunuzun da yıkılması noktasına gelindiğinde siz İstanbul’daki AK Partili ilçe belediyesinin size arsa dahil her türlü yardımı yapması, yeni yurt yapmanıza rağmen kanun gereği yıkıma gelen belediye ekiplerine zorluk çıkardınız. Hatta oradaki terk edilmiş metruk olan binaya yandaki yurttan çocukları getirdiniz. Sıraların üzerine elifbaları koydunuz, Kur’an’ları koydunuz. Bunları Tayyip Bey’in ve AK Parti’nin aleyhine kullanmak üzere “İşte bakın bu yıkıntılar arasında bunlar var. Bunlar bizim yurdumuzu yıktılar” diye iftira attılar. Hatta bunu normal olarak 365 gün her gün sayfası yırtılan takvim haline getirip orada herkesin kendi yandaşlarınızın odalarına astınız. Bu kadar ahde vefasızlık, bu kadar bir insani ve İslami bir düşüncenin dışına çıkmak gerçekten mümkün değil. Demek ki insan dış güçlerin aparatı olunca kendi öz benliğini, Müslüman olma özelliğini, basiret ve ferasetini kaybediyor.


 

İŞİN İÇİNE DIŞ MİHRAKLAR GİRİNCE BUNLAR YAŞANIYOR

İşin içine dış mihraklar girince böyle bir bozulma kaçınılmaz hale geliyor öyle mi?

Evet işin içine dış mihraklar girince maalesef bunlar yaşanıyor. İslam’a hizmet ediyorlardı. Yoğurt bozulursa süzersiniz ayran olur. Ama bunlar gerçekten güzel hizmet eden, Kur’an hizmeti eden kimseler. Bunlar çok kıymetlidir. Aynı tereyağı gibidir. Tereyağı bozulduğu zaman acı olur, zehir olur. Bunlar bozulduğu zaman acı olur, zehir olur.

YAPILAN SORUŞTURMA CEMAATİN DE LEHİNE

Peki bu soruşturmalar ve yargı süreçleri sonunda bu cemaat kurtulup eski milli yapısına kavuşur mu?

Esasında bu soruşturma ve bu yapılan iş cemaatin de lehine. Vücutta bir mikrobun, kanserli organın, operasyonla bünyeden çıkarılması, vücudun sağlığı için de gerekli. Dolayısıyla bu tip kimselerin bu grubun içinden, Süleymancıların içinden temizlenmesi, tekrar Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri’nin başlattığı gibi tekrar Kur’an hizmetine, tekrar İslam hizmete dönmesi en büyük arzumuz. Zannediyorum yapılan işlemler buna yönelik. Ve bu noktada cemaat mensuplarının başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere yetkililere teşekkür etmesi gerekir.


 

DEVLET ZAMANI GELDİĞİNDE TEPELERİNE ÇÖKER

l O zaman milli güvenliğe yönelik tehdit nedeniyle devlet aklı mı devreye girdi burada?

Devlet bekler olayları izler ve ondan sonra düğmeye basıldığı an harekete geçer. Dolayısıyla bazen devletin uzun süren suskunluğunu, devletin üzerlerine gitmemesini bunlar kendi lehlerine bir durum zannederler. Ve fiil, eylem hareketlerinin cezai açıdan ortaya çıkacağı noktasında biraz rahat hareket etme noktasına geldiklerinde suç dosyaları kabarır, deliller artar ve devlet bunların tepesine çöker. Yani “Devlet ihmal etmez, tehir eder” sözündeki gibi devlet mühlet verir ama hiçbir zaman ihmal etmez. Zamanı geldiğinde tepelerine çöker.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23