Akit TV'de şiddetin perde arkası konuşuldu! 'Çocuklarımızı ekranlara değil hayata bağlamalıyız'
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
Akit TV’nin sevilen programı Aile Vakti, gündemin önemli konularını ele almaya devam ediyor. Yasemin Turan’ın sunumuyla izleyiciyle buluşan Aile Vakti programında Klinik Psikolog Kübra Erten konuk oldu. Erten, programda dizi ve filmlerdeki şiddet içeriklerinin çocuklar üzerindeki olası etkilerini değerlendirdi. Mafya dizilerinden sosyal medyada yayılan şiddet görüntülerine, aile içi iletişimden okullardaki rehberlik hizmetlerine kadar pek çok konuya dikkat çeken Erten, “Şefkat göstermek şiddeti engeller” mesajı verdi.
SEBAHATTİN AYAN İSTANBUL
Akit TV’nin ilgiyle takip edilen yapımlarından Aile Vakti programı, toplumu yakından ilgilendiren önemli meseleleri ve güncel gelişmeleri ekranlara taşımayı sürdürüyor. Yasemin Turan’ın sunumuyla izleyiciyle buluşan programda, alanında uzman konukların değerlendirmeleriyle gündemdeki konular farklı yönleriyle ele alınıyor. Toplumsal farkındalığı artırmayı amaçlayan Aile Vakti, izleyicilerine bilgilendirici ve dikkat çekici içerikler sunmaya devam ediyor. Akademisyen Yasemin Turan’ın bu haftaki konuğu Klinik Psikolog Kübra Erten, dizi ve filmlerde işlenen şiddet temalarının, şöhret arzusunun, sosyal medya kültürünün ve çocukların yetiştiği çevrenin davranışlar üzerindeki muhtemel etkilerini değerlendirdi.
Çocukların yalnızca ailelerinin değil, okulun ve toplumun da sorumluluğunda olduğunu vurgulayan Erten, şiddet olaylarının ardından sadece suçlu aramak yerine önleyici mekanizmaların güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. Ailelerin çocuklarını dikkatle gözlemlemesinin, okullarda rehberlik hizmetlerinin yaygınlaştırılmasının ve çocuklarla sağlıklı iletişim kurulmasının önemini anlatan Erten, medyada şiddetin sunuluş biçimine ilişkin de önemli uyarılarda bulundu.
“ŞİDDET, ÖNE ÇIKMANIN YOLLARINDAN BİRİ GİBİ SUNULUYOR”
Programda çocukların eğitimle, kitaplarla ve üretken faaliyetlerle kurduğu ilişkinin giderek daha fazla önem kazandığını belirten Yasemin Turan, çocukların ellerinde kalem yerine telefon ve bilgisayarların bulunmasının doğurduğu sorunlara dikkat çekti.
Bu değerlendirmeye katılan Kübra Erten, çocukların dikkatini çeken içeriklerin ve toplumda görünür olma arzusunun davranışlar üzerindeki etkisine işaret ederek şöyle konuştu:
“Bir insan ya çok üstün başarılarıyla ya da çok büyük hatalarıyla konuşulur.”
Erten, özellikle şiddet içeren davranışların ardından kişilerin geniş kitlelerce konuşulmasının, bazı çocuklar açısından yanlış bir örnek oluşturabileceğini ifade etti. Şiddetin bir tür görünürlük ve popülerlik aracı olarak algılanmasının tehlikelerine dikkat çeken Erten, toplumun bu davranışları ödüllendiren veya yücelten tutumlardan uzak durması gerektiğini vurguladı.
Programda, şiddet olaylarının ardından faillerin sosyal medyada gündem olması ve bazı kişiler tarafından övülmesi de ele alındı. Erten, bu tür tepkilerin, şiddete başvuran kişinin yaptığı davranışla dikkat çekeceğini önceden düşünmüş olabileceği ihtimalini gündeme getirdi.
MAFYA DİZİLERİ VE ŞİDDETİN NORMALLEŞMESİ
Dizi ve filmlerdeki şiddet unsurlarının çocukların dünyasına nasıl yansıdığı da programın öne çıkan başlıkları arasında yer aldı. Kübra Erten, özellikle mafya temalı yapımlarda şiddetin, güç gösterisinin ve sorunları zor kullanarak çözmenin nasıl sunulduğu üzerinde durdu.
Erten, geçmişte geniş izleyici kitlelerine ulaşan Kurtlar Vadisi gibi yapımları örnek göstererek şu değerlendirmeyi yaptı:
“Yetişkinlerimizin de şiddet içerikli mafya filmlerini izlediği… Kurtlar Vadisi dizisiyle büyüyen gençliğin neslinin çocukları bu şiddeti yapıyor.”
Erten, bu sözleriyle dizilerdeki şiddet temaları ile sonraki kuşaklarda görülen davranışlar arasındaki ilişkinin araştırılması gerektiğine dikkat çekti. Geçmişte izlenen yapımların ve o dönemin medya alışkanlıklarının, bugünün çocuklarının yetiştiği kültürel ortamla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Programda Asmalı Konak ve Ekmek Teknesi gibi farklı dönemlerin televizyon yapımları da karşılaştırıldı. Erten, mahalle hayatını, dayanışmayı ve insanların birbirlerinin sorunlarına destek olmasını merkeze alan içeriklerle şiddetin ve güç mücadelesinin öne çıktığı yapımlar arasında fark bulunduğunu dile getirdi. Bu noktada şiddet içeren içeriklerin çocuklar üzerindeki etkisinin tek başına dizilerle açıklanamayacağını da göz önünde bulundurmak gerekiyor. Aile ilişkileri, akran çevresi, eğitim ortamı, bireysel özellikler ve dijital medya kullanımı gibi farklı etkenlerin birlikte değerlendirilmesi önem taşıyor.
“GÖRÜNTÜLER SOSYAL MEDYADA SAÇILMAMALI”
Programın dikkat çeken bölümlerinden biri de şiddet olaylarının haberleştirilmesi ve görüntülerinin sosyal medyada yayılması oldu. Şiddet olaylarının geniş kitlelere duyurulmasının nasıl bir sonuç doğurabileceğini sorgulayan Erten, özellikle olayların görüntülerinin tekrar tekrar paylaşılmasının ve faillerin aşırı biçimde gündemde tutulmasının sakıncalarını tartıştı. Kübra Erten, şiddet olaylarının sunuluş biçimine ilişkin görüşünü şu sözlerle ifade etti: “Bence konuşulmamalı aslında. Ve aslında görüntüler yayılmamalı. Sosyal medyada saçılmamalı. Yayın yasağı getirilmeli.” Erten, intihar haberlerinin ayrıntılı ve özendirici biçimde aktarılmasının başka kişiler üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğine ilişkin değerlendirmesini de şiddet olaylarıyla ilişkilendirdi. Failin eyleminin ayrıntılarından çok, olayın önlenmesi ve mağdurların korunması üzerinde durulması gerektiğini savundu. Erten, herkesin aynı görüntüler karşısında aynı duygusal tepkiyi vermeyebileceğine işaret ederek, bir kişiye acı veren görüntülerin başka bir kişi tarafından farklı biçimde karşılanabileceğini hatırlattı.
“ÇOCUK HERKESİN SORUMLULUĞUDUR”
Çocuklarda şiddet olayları yaşandığında sorumluluğun yalnızca ailelere yüklenmesine karşı çıkan Erten, çocukların okul, mahalle ve sosyal çevreleriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, “Bir çocuğu alıp okul çağına getirip okula gönderiyorsam artık oradan o çocuktan herkes sorumlu demektir. Okulu, anne babası, çevresi, mahallesi, komşusu herkesin çocuğudur o çocuk” dedi.
Ailelerin çocuklarının davranışlarını yakından gözlemlemesi, çevreden gelen iyi niyetli uyarıları dikkate alması ve gerektiğinde uzman desteğine başvurması gerektiğini ifade eden Erten, öğretmenlerin, okul yönetimlerinin ve rehberlik servislerinin de bu süreçte etkin rol üstlenmesi gerektiğini kaydetti.
ÇOCUKLARIN DUYGULARI GÖRMEZDEN GELİNMEMELİ
Aile içi iletişimin önemine değinen Erten, ebeveynlerin çocuklarına yalnızca derslerini ve okulda yaşadıklarını değil, gün içinde neler hissettiklerini de sorması gerektiğini söyledi. Çocukların öfke, üzüntü ve hayal kırıklığı gibi duygularını ifade etmelerine fırsat verilmesi gerektiğini belirten Erten, yaşanan olayların yanı sıra bu olayların çocuklarda oluşturduğu duyguların da anlaşılmasının önemini vurguladı. Çocukların yalnızca fiziksel ihtiyaçlarını karşılamanın yeterli olmadığını dile getiren Erten, onları dinlemenin, sorunlarını küçümsememenin ve duygularını anlamaya çalışmanın sağlıklı gelişim açısından önemli olduğunu ifade etti.
ÜÇ BAKANLIĞA İŞ BİRLİĞİ ÇAĞRISI
Çocukların ruhsal gelişimlerinin daha sistemli takip edilebilmesi için Sağlık Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Millî Eğitim Bakanlığının ortak hareket etmesi gerektiğini ifade eden Erten, mahallelerde çocukların gelişimlerini değerlendirecek ve ihtiyaç duyduklarında uzman desteğine yönlendirilmelerini sağlayacak mekanizmalar kurulmasını önerdi. Ruh sağlığı hizmetlerinin yalnızca sorunlar ortaya çıktıktan sonra devreye girmemesi gerektiğini belirten Erten, rehberlik hizmetlerinin ve psikolojik destek imkânlarının yaygınlaştırılmasının önleyici çalışmalar açısından önemli olduğunu dile getirdi.
“ÇOCUĞUM YAPMAZ” DÜŞÜNCESİNE KAPILMAYIN
Ebeveynlerin çocuklarının hiçbir zaman şiddete başvurmayacağını düşünerek olası sorunları gözden kaçırmaması gerektiğini belirten Erten, “Ben kendime yakıştırmıyorum diye benim çocuğuma da yakışmayacak diye bir şey yok” ifadelerini kullandı. Çocuklardaki ani davranış değişikliklerinin, saldırganlık eğilimlerinin, şiddet içerikli söylemlerin ve tehditlerin dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Erten, çocukları damgalamak yerine sorunların erken fark edilmesi ve gerektiğinde profesyonel destek sağlanması gerektiğini vurguladı. Çocuğun kendisine veya başkasına zarar vereceğine ilişkin açık ifadelerin de görmezden gelinmemesi gerektiğini belirtti.
“ŞEFKAT GÖSTERMEK ŞİDDETİ ENGELLER”
Çocuk yetiştirmede sevgi ve şefkatin önemine değinen Erten, sevginin günlük hayatta davranışlarla gösterilmesi gerektiğini söyledi. Ebeveynlerin çocuklarıyla vakit geçirirken telefon ve ekranlardan uzaklaşmasının, onların ihtiyaçlarına odaklanmasının ve kendilerini ifade etmelerine fırsat vermesinin önemine dikkat çekti. “Şefkat göstermek şiddeti engeller. Kesinlikle engeller” diyen Erten, çocukların yetişkinlerin davranışlarını örnek aldığını belirterek anne ve babaların kendi tutumlarıyla çocuklarına örnek olması gerektiğini ifade etti. Ailelerin çocuk yetiştirme konusunda uzman görüşlerinden ve kitaplardan yararlanabileceğini, ancak her çocuğun kendine özgü ihtiyaçlarının bulunduğunu da sözlerine ekledi.
“ANNELER ÇOCUKLARIYLA İLETİŞİM KURMAKTAN VAZGEÇMESİN”
Programın son bölümünde çocuklara doğruyu ve yanlışı öğretmenin, kuralları anlatmanın ve iletişimi sürdürmenin önemini vurgulayan Erten, ebeveynlerin aynı konuları zaman zaman tekrar anlatmak zorunda kalabileceğini belirtti.
“Her şey düzelir, her şey toparlanır, her şey halledilir. Her şeyi bence bir anne çocuğuyla iletişim kurarak becerebilir” diyen Erten, babaların da çocuklarıyla telefonsuz ve ekransız zaman geçirmesi gerektiğini söyledi.


