• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Mustafa İsmail tarzı ve üslubu

17 Yorum
Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Ahmet Kum

'İ'lem Eyyühel-Aziz! Kur'an-ı Kerim okunurken istima'ında bulunduğun zaman muhtelif şekillerde dinleyebilirsin: 1- Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, nübüvvet kürsüsüne çıkıp nev'-i beşere hitaben Kur'anın âyetlerini tebliğ ederken, kıraatini kalben ve hayalen dinlemek için kulağını o zamana gönder. O fem-i mübarekinden çıkar gibi dinlemiş olursun. 2- Veya Cebrail (A.S.) Hazret-i Muhammed'e (A.S.M.) tebliğ ederken her iki Hazretin arasında yapılan tebliğ tebellüğ vaziyetini dinler gibi ol. 3- Veya Kab-ı Kavseyn makamında, yetmiş bin perde arkasında Mütekellim-i Ezelî'nin Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'a olan tekellümünü dinler gibi hayalî bir vaziyete gir.' (Mesnevi-i Nuriye - Üstad Bediüzzaman) Aziz Hocam okuyan kadar dinleyenin de bir şuur alt yapısına ihtiyacı var. Veren bismillah demeli, alan da bismillah demeli. Yazınızdaki 'Üstatları taklide yönlendirmeler bence yanlış bir öğretidir. Onlardan öğrenilmesi gereken üslup değil usuldür. Çünkü üslup bilginin yanında fıtri meyli, istidat ve kabiliyeti de zorunlu kılan bir olgudur. Bunlardaki nispet farkı zaten üsluptaki taklidi de geçersiz kılar.' kısmı çok mühim ve isabetlidir. Allah razı olsun.
  • 3 Yıl Önce

Semih Kaya

'... o Kur'anı yeni nâzil oluyor gibi okumak ve dinlemek ve ondaki hitabat-ı İlahiyeyi güya geldiği ân-ı nüzulünde dinlemek ve o hitabı Resul-i Ekrem (A.S.M.)dan işitiyor gibi dinlemek, belki Hazret-i Cebrail'den, belki Mütekellim-i Ezelî'den dinliyor gibi bir kudsî halete mazhar olur. Ve kendisi tercümanlık edip başkasına dinlettirmek ve Kur'anın hikmet-i nüzulünü bir derece göstermektir.' (Mektubat - Üstad Bediüzzaman Said Nursi.) Bu kudsi rabıta ve irtibatta araya girmek, kendini göstermeye çalışmak, vücut rengi vermek büyük hatadır. Mustafa İsmail bu eşiği aşmış, kendini aradan çekmiş, sesini, kıraatini Kuran'da fani etmiştir. Mustafa İsmail'e benzemek için, ancak Mustafa İsmail olmak lazım. Teşekkürler Latif bey.
  • 3 Yıl Önce

Ertan Öz

Kuran okumak, İhlas niyeti ile semeredar olabilir. Bence taklit, yani kıraat ve makam ve gırtlakta taklit, hususan 'desinler' isteğine dayalı menfi taklit ihlasa münafi olabiliyor. Bir yorumcu arkadaşın dediği gibi neyi okuduğunu unutup nasıl okuduğuna yoğunlaşıyor. Sahneye ve kürsüye, mikrofona dönük bu gibi gayretler maddi manevi neticesizdir. Mısırlı bir gırtlak vuruşu ile batılı bir gırtlak, asyalı bir gırtlak hatta siyahî gırtlağı bile ayrı hususiyetlerde yaratılmış. Her gırtlak kendi fıtri okuyuşunu yakalamaya uğraşmalı. Kaldı ki İhlas sırrı bunlara da bakmaz. Allah için olursa ibadettir.
  • 3 Yıl Önce

Ebubekir Dost

Hocam yorumlarınıza katılıyorum. Üstad Bediüzzaman hazretleri; 'Fıtrî meyelan mukavemetsûzdur' buyurur. İlla ki, tek nefeste okuyacağım, bağırıp çağıracağım diye fıtratının müsade ettiği düzlükten çıkıp işi yokuşa sürmek, okumanın devamlılığını bitirir. Kalıcı hasarlar da verebilir. Abdussamed gibi sadece belli sureleri okuyuşuyla parlamış hafızları belli surelerde aşirlerde taklit etmeye çalışsalarda, söz konusu Mustafa İsmail olunca onu taklit etmek, etmeye çalışmak bile neredeyse imkansızdır. Çünkü o belli sure ve aşirleri değil, bütün Kuranı aynı fıtrî ahengle okumuş, Kuran'ı mûsikîye değil, mûsikîyi Kuran'a uydurup, hadim etmiş. Mesela Mustafa İsmail'in milyon dakika okumalarından sadece bir sure olan Neml suresinin bir ayeti olan 39. Ayetini rast makamında Mustafa İsmail gibi birebir okuyabilecek bir hafız dünyada yoktur. Bu o ayetin çok uzun veya mahreç olarak zor olmasından değil, 'Mustafa İsmail gibi okumak' dediğimiz o fıtrî okuyuş, İhlas ve kıraat usullerini cem etmekle alakalı bir imkansızlık başkaları için söz konusudur. Ve illâ bir ilahî istihdam ola.. Youtubeda ses ve şan hocası Emre yücelen Abdussamed'in ses analizini yaparken bunun bir başka millet tarafından taklit edilemeyeceğini güzelce izah ediyor. İzlemenizi tavsiye ederim.
  • 3 Yıl Önce

Muhlis

Fatih çollak ı zikretmeliydin
  • 3 Yıl Önce

Muhammet Genç

HOCAM TEŞEKKÜRLER... ANLAMAYANLARIN FİKİR BEYAN ETMESİ. BUNADA ALIŞTIK...
  • 3 Yıl Önce

anlamamak için makale okuyanlar ve yoranlar:

Metin kardeş, en altta kalmış ve ezilmişsin zaten.
  • 3 Yıl Önce

İki eşsiz ekol

Abdüssamed fevkaladedir; Mustafa İsmail ise onun fevkindedir.
  • 3 Yıl Önce

Tarık

İstanbulda Kuran okurken Mustafa İsmail, cemaatten pek çok kişinin sessizce ağladığını görür. Siz bizim karilerimizi dinlerken cemaatten sessizce ağlayan kaç kişi gördünüz? Ses eğitimsiz, manadan bihaber, kıraatin yanından geçilmiyor, sonra da kalkıp büyük büyük laflar, yok İstanbul yok Türkiye... Bizde Kuran okurken dinleyene huzur, huşu veren, kalbine nüfuz edebilen kari neredeyse yoktur. Dünya çapında din ilimlerinde alimimiz, müfessirimiz, muhaddisimiz, fıkıhçımız olmadığı gibi karimiz de yoktur...
  • 3 Yıl Önce

Beytullah Yıkılmaz

Evet sayın Erdoğan. Yüzde yüz katılıyorum. Çok doğru söylemişsiniz. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır. Herkes doğal ahengi yakalamaya çalışmalı. Taklit hengâmında insanlar ne okuduğunu unutup nasıl okuduğuna yoğunlaşıyor.
  • 3 Yıl Önce

Cemil Çelikel

Saygıdeğer büyüğüm Latif abi,bir Risale-i Nur talebesi olduğunuzu bilerek yazıyorum.lutfen hakikati incitmeyiniz.hakkin hatırı alidir.Şeyh Mustafa İsmail hazretlerinin İstanbul ağzı veya tarzı okumayla uzaktan yakından ilgisi olmadığını söyleyiniz lütfen.misir tarzı Kahire usulü dediğimiz tarzın mimarini nasıl İstanbul tarzı ile yan yana getirirsiniz.o mübarek zat asırlar boyu oluşmuş Arap hanceresini kendine has musiki ile birleştirmiş ve Kur'an'ın fıtri edasına en çok yaklaşmış zattır.bu tespit İstanbul tarzını beğenmemekten doğan bir anlayıştan dolayı değil ;hakkı ,doğruyu ,olanı ortaya koymalıyiz anlayışından ötürü yapılmalıdır.isteyen İstanbul tarzı dinlesin isteyen mısır tarzı.bu fitratlara göre değişir.ama lütfen mısır tarzının mimarini İstanbul tarzına yakın göstermeyin.Selametler diler ellerinizden operim
  • 3 Yıl Önce

Nursuz

Ay ne dokunaklı.. 
  • 3 Yıl Önce

Kuran'a talebe

Kıymetli Latif Erdoğan bey Allah razı olsun. Gerçekten doğru değerlendirme ve tesbitler. Eskiden beri 'Kuran Mekke'de nâzil oldu, İstanbul'da yazıldı, Mısır'da okundu' sözünü yanlış yada eksik bulurdum. Mustafa İsmail'in torununun bir röportajında şu hatırayı okumuştum, diyor ki; 'Dedem dünyanın çok ülkesinde okumalar yaptı kıraatler icra etti, fakat dedemin dünyasında İstanbul'un yeri bir başkadır. Her yerden ziyade İstanbula önem verirdi. Sebebi ise, dedem kendisi şöyle anlattı; 'İstanbul'a ilk gittiğimde büyük bir camide Kuran okuyacaktım. Kürsüye çıktım Kuran okumaya başladım. Fakat diğer ülkelerdeki dinleyicilerin aksine cemaatte hiç tepki yoktu. İçimden 'Bunlar nasıl cemaattir Kuran'ı hiç anlamıyorlarmı' diye eleştirdim. Sonra biraz daha okuyunca cemaatten birinin başını eğmiş gizlice ağladığını gördüm. Sonra dikkat ettim ki çoğu böyle ağlıyordu. O kadar çok ağlayan gördüm ve anladım ki bu insanların Kuran'a olan irtibatları çok derin, sırlı, aşk ve hasret derecesindedir. O an tarif edemeyeceğim bir manevi duygu ve hal beni sardı. O andan itibaren hiçbir yerde hissetmediğim manevi bir iklime girdim. Kuran, cemaat ve ben adeta bütünleşmiş şekilde, muazzam bir duygu seli içinde o gece geçti. Orada hep bu hali hissettim.' Evet torunun anlattığı bu hatıra sizin yazınızdaki tesbit ve keşfi doğruluyor. Mısır - İstanbul tamamlayıcı bir iklimler bütünüdür. Teşekkürler.
  • 3 Yıl Önce

Arslan bey

Evet Latif bey Mısır tavrı ve İstanbul tavrı diye ayırıp, merhum Şeyh-ül kurrâ ünvanlı Türkiye'nin eşsiz kâri'i hafız Abdurrahman Gürses hocamızı iki tavrı birleştiriyor diye tenkid eden cehl-i mürekkebin kulakları çınlasın. Abdurrahman Gürses hocamızın kıraatleri hususan ahir ömrüne yakın kıraatleri öyle bir karar üzerine gitmiş ki, ancak ilahi bir istihdamdır. Mustafa İsmail bana göre zirvedeki hafızalardan biri değil, belki Mustafa İsmail zirvedeki tek hafızdır! Asrı saadeti istisna edersek Mustafa İsmail gibi bir kârî gelmemiştir. Buna delil, O büyük hafız Mustafa İsmail hazretlerinin, Kuran'a en şiddetli hücum edildiği zamanda, ehli imanı, bilhassa kulaklı tabakayı Kuran ikliminden uzaklaşmamak için bir vazife ile istihdam edilmesi, ilahi inayetle dünyaya sesinin duyurulması, ve ondan etkilenerek talebesi olup bu yola çıkan Minşevi, Abdussamed, Râgıp galveş, Ahmed naina, Fethi melici gibi zatlara rehber olmasıdır. O kutup zat, Kuran kıraatinde mevhibe ile istihdama mazhar olmuştur. Okuyuşunda bir hafızın sesinden Kuran'ı değil, adeta Kuran'ın sesinden bir hafızı dinler gibiyiz. Kuranı perdelememiş, sesini fıtratı bozmadan Kuran'a hadim eylemiştir. Allah rahmet eylesin.
  • 3 Yıl Önce

Hafız Şems

"Şimdilerde bütün dünyaya yayılmış bulunan temsili okuyuşun kökü ve ana damarı İstanbul tavrıdır. Fark ağızlarda ve bireylere ait üsluplardadır. Bu sebeple de İstanbul tavrı-Mısır tavrı gibi ayırım reel olarak doğru değildir. Doğru olmayan bir husus da herhangi bir milletin ya da ırkın bir başka millet ya da ırkın ağzını taklit etmesidir. Bu sebeple de bir Türk, kıraatte bir Mısırlı hafızın ağzını taklit ederse bu yanlıştır. Bir hafız, bir başka hafızın üslubunu taklit ederse bu da yanlıştır. Bir Türk de bir Mısırlının ya da başka ülke insanın kendi ağızlarıyla icra ettikleri kıraatlerini ötekileştirse bu hepsinden daha yanlıştır." Sayın Latif Erdoğan bey bu tesbitiniz ve değerlendirmeniz son derece isabetli ve ifade edilmesi gereken bir meseledir. Bu tesbitinizi ırkçı bir yaklaşımla eleştirmek son derece nâdan, bağnaz ve engizist bir yaklaşım olur. Evet Latif bey haklıdır. Her milletin gırtlak yapısı farklıdır. Mesela Mustafa İsmail'in talebesi olan Abdussamed'i in fıtratı icabı kolayca çıktığı noktalara çıkmak için, taklid etmek için kızarıp bozarıp gırtlak yırtıp fıtrî ahengi bozarak fıtrî öldürmek, Kuran'a perde olduğu gibi, İhlas halini de zedeler. Bediüzzaman hazretleri; 'eğer İhlas o kelimelere hayat vermezse dinlenilmez.' buyuruyor. Sunî ve yapay olan, ne kadar süslü olursa olsun fıtrî halin ikindi serinliği tadındaki lezzetini veremez. Yine Bediüzzaman hazretleri; 'Fıtrî karagözlülük, sun'î (yapma) karagözlülük gibi değildir. Yani yapma ve sun'î olan birşey ne kadar güzel ve ne kadar kâmil olursa olsun, fıtrî ve tabiî olan şeylerin mertebesine yetişemez ve onun yerine kaim olamaz.' buyurmuşlardır. Mısır gırtlağındaki vuruşlar, Türk gırtlağı ile yapılamaz. Yapılsa, yavan düşer. Allah razı olsun Latif bey.
  • 3 Yıl Önce

salih

Sn. Yazar sanırım sizde mısırlı Abdulsamet Batı nin dinleyenlere huşu veren güzel sesinden kuran dinlemissinizdir. Hakikaten süper bir ses
  • 3 Yıl Önce

Metin

"Doğru olmayan bir husus da herhangi bir milletin ya da ırkın bir başka millet ya da ırkın ağzını taklit etmesidir. Bu sebeple de bir Türk, kıraatte bir Mısırlı hafızın ağzını taklit ederse bu yanlıştır." Demek bunu söylemek için bu yazıyı yazdın. İyi de "yanlış" derken kaynağın ne? Neden yanlış olsun. Kıraatte kavmiyet ya da ulusalcılık diyebileceğimiz bu saçmalık da ne? Siz hangi kafayla bakıyorsunuz Kurana ve Kıraatte. Sen beğenmeyebilirsin. Ama yanlış demeye hakkın yok.
  • 3 Yıl Önce

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23