• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu
TÜM YAZILARI
26 Haziran 2020

Eski İstanbul daha İstanbul’du

Gençliğimin İstanbul’u böyle kaba-saba, gürültücü, sivri, gururlu, iri, böyle karmaşık değildi: Bütün şehir, “asalet” içinde hüzünlü bir yalnızlığa bürünmüş haliyle keşfedilmeyi beklerdi.

Eski İstanbul’da “asalet”in yanı sıra “zarafet”, “letafet” ve “azamet” vardı. Kısacası gençliğimin İstanbul’u “Aziz İstanbul”du. 

“Rehber İnsan” açısından da oldukça zengindi. Bu yüzden benim neslim, şimdiki adam kıtlığında, adamcıkları “Rehber İnsan” olarak kabullenmek mecburiyeti içinde kıvranan yeni kuşaklardan daha talihli…

Gençliğimin geçtiği İstanbul’da Mahir İz’in sohbetlerine katılabilir, Cemil Meriç’le sosyolojik tahliller yapabilir, Münir Süleyman Çapanoğlu ile yakın tarihin mayın tarlasına ürkek adımlar atabilirdik. 

Nurettin Topçu’dan “Tarih tefekkürü” sohbetleri dinleyebilir, Eşref Edib’in Mehmed Âkif’le arkadaşlığında “rotanızı” bulabilir, Sinan Omur’la CHP’nin varlık sebebini çözebilir, İbrahim Hakkı Konyalı ile Ayasofya’nın hüznüne katılabilir, nihayet Necip Fazıl’ın yanında zamanı, mekânı, hatta hayatı unutabilirdiniz…

Onu tanıdığımda yüzüne henüz hayatının haritası kazınmamıştı. Ama çilesinin izleri çizgi çizgiydi. Ufak-tefekliğine rağmen karizmatik duruşu, etkileyici, hatta zorlayıcı üslubu insanı kendine çekerdi. O tam bir şairdi: Şiirine yüreğini, nesrine beynini katan adamdı. Kısacası o isyancı kalemine iman ettirmiş adamdı!

Taze ve diri amaçları vardı. En büyük amacı ise Türkiye’yi geleceğe taşıyacak bir gençlik yetiştirmekti. “Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik” diye yıllar boyu çırpındı durdu. “Zaman bendedir ve mekân bana emanettir şuurunda bir gençlik… Nur infilakı yeni bir şafak fışkırışını  gözleyen bir gençlik...

“Gökleri çökertecek ve son moda kurbağa diliyle bütün ‘dikey’leri ‘yatay’ hale getirecek bir çığlık kopararak ‘mukaddes emaneti ne yaptınız?’ diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik...

“Dininin, dilinin beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, kalbinin dâvacısı bir gençlik... Kökü ezelde ve dalı ebedde bir sistemin, aşkına, vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrâkine sahip bir gençlik...

“Bir buçuk asırdır türlü buhranlar içinde yanıp kavrulan ve bunca keşfine rağmen başını yarasalar gibi taştan taşa çalarak kurtuluşunu arayan Batı adamının bulamadığı, Türk’ün de yine bir buçuk asırdır işte bu hasta Batı adamında bulduğunu sandığı şeyi, o mübarek oluş sırrını, her sistem ve mezhebe ortada ne kadar illet varsa devasının ve ne kadar cennet hayâli varsa hakikatinin İslâm’da olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna, İslâm âlemine ve bütün insanlığa model teşkil edecek  bir gençlik...

“’Kim var?’ diye seslenilince, sağına ve soluna bakmadan fert fert ‘Ben varım!’ cevabını verici, her ferdi ‘Benim olmadığım yerde kimse yoktur!’ fikrini besleyici bir dâva ahlâkına kaynak bir gençlik...”

“Surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes,

Ey kahpe rüzgâr, artık ne yandan esersen es!” 

Kendisi de bir şair olan Süleyman Nazif’ın, “Çanakkale Destanı”nı okuduktan sonra, Mehmed Âkif’i kastederek, “Allah’ın şehitleri olduğu gibi, şairleri de var!” demesi boşuna değil...

Üstad Necip Fazıl Kısakürek de, hiç kuşkusuz, “Allah’ın şairleri”nden biridir. 

Doğduğu konak, oturduğu semt, ailenin yaşadığı hayat, okuduğu okullar, onun millete tepeden bakan bohem (boheme: Yarınını düşünmeden günü gününe tasasız, derbeder yaşayan) bir aydın olmasını gerektirirken, merakı ve arayışıyla yetişme tarzının aksine yöneldi. Allah’ın varlığına ve milletin yüreğine istikamet tuttu. Bohem hayatını Beyoğlu’ndaki Ağa Camii’nde noktalayıp Kıble’ye döndü. İlk bakışta kürsüdeki vaizden etkilenmişti. Vaizin adı Abdülhâkim Arvasi idi. Nasip bu kez o kanaldan gelmişti.

Üstad hakkında uzun yazmaya gerek yok. Şu kadarını belirteyim ki, gençliğimi derinden etkilemiş imzalardan biridir. Yukarıda andıklarım ve anamadıklarım da öyle.

İstanbul onlarla daha İstanbul’du: Onlarla birlikte öldü! 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

FETTAH KULUB

YİNE VAR BE HOCAM. YETER Kİ SADECE YÜZDEKİ GÖZLER DEĞİL KALPTEKİ GÖZLER DE AÇIK OLSUN. KALP GÖZÜ AÇIK OLANLAR MERHUM YAŞAYAN NECİP FAZILLARI, MEHMET AKİFLERİ, ABDULHAKİM ARVASİLERİ, CEMİL MERİÇLERİ NURETTİN TOPÇULARI...GÖRÜR, BİLİR.
  • Yanıtla

Tata Tonga

Eski köyümüz daha köydü. Araba yoktu, elektrik yoktu, traktör yoktu, deterjan yoktu. Sabanla toprağı sürek, orakla ekini biçer taş değirmende öğütür herkes kendi evinde ekmeğini yapardı. Şehire de sadece tuz ve gazyağı almak için giderdik... amcam bana kızak yapardı, dayım beni ders çalıştırır, yapamadığım ödevlere yardım ederdi. Amcam ve dayımlarla köyümüz köyümüz daha bir köydü. Onlarla birlikte öldü.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23