• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Sefa Saygılı
Sefa Saygılı
TÜM YAZILARI
16 Kasım 2019

İslami kıyafetteki vatandaşa saldırı neden?

Görmüşsünüzdür, geçtiğimiz hafta çekilen video medyada geniş yer aldı, duyarlı insanlarımızın tepkisi bu saygısızları kınamak şeklindeydi ve olumluydu. Görüntüde sarıklı ve cübbeli bir vatandaşımıza karşı yanında bulunan kendini bilmezler güya onun kıyafetini protesto için topluca Onuncu Yıl Marşı okuyorlardı. Genç olduğu anlaşılan kişi ise bu protestoyu hiç sesini çıkarmadan, tepkide bulunmadan olgunlukla karşılamıştı.

Tabii herkesin merakı kimseyi rahatsız etmeden kendi halinde yolculuk yapan bu beyefendi vatandaştan niçin rahatsız olmuşlardı? Mantıklı bir sebep arayanlar bu soruya cevap bulamıyorlardı. Atatürk’e sığınan bu şaşkın topluluğu samimi Atatürkçüler bile kınamışlar, kimsenin kılığına kıyafetine karışmanın yanlışlığını deklare etmişlerdi.

Bu sorunun cevabının ben ölüm korkusu olduğunu düşünüyorum. Aynı Zincirlikuyu Mezarlığının kapısındaki ‘Her nefs ölümü tadacaktır’ Ayet-i Kerime mealinden rahatsız oldukları gibi bu genç de belli ki onlara ölümü hatırlatmıştır. Onlar ise dünyevi zevklerden tat almak, günlerini helal-haram demeden gün etmek istedikleri için gencin görüntüsünden rahatsız olmuşlardır.

Günümüz insanı maalesef ölümü bir arkadaş, bir dost gibi görmeyip düşman gibi algılamaktadır. Kendini daha çok haz peşinde koşmakta; televizyon, akıllı telefon ve benzeri aletlerle oyalanmakta, gözü dünyevi zevklerden başka şey görmemektedir. Mezarlıklar şehir dışına atılmış, mezarda kemikleri dahi erimiş dünyalık zatlar ölümsüz ilan edilir olmuştur. Sanki insan hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamaktadır. Ölümü hatırlatan sözler, hatta bu vatandaşın karşılaştığı muameledeki gibi bazı kıyafetler bile bazılarının moralini bozmakta ve neşesini kaçırmaktadır.

Ölüm vazgeçilmez hakikat

Ölüm, canlılığın son bulmasıdır ve her an yanı başımızdadır. Bizden hiç ayrılmayan, kaçmamız mümkün olmayan yol arkadaşımızdır. Hayatımızın en büyük gerçeğidir. Diğer bir tabirle “kişinin kıyameti”dir. Elimizde olmadan, tercihimize bağlı olmadan geldiğimiz bu dünyadan yine irademiz dışında ayrılmamız demektir.

Bütün korkuların ve pek çok psikolojik rahatsızlığın temelinde ölüm korkusu yatar. Er veya geç bizi bulacak olan ölümden niçin korkulur ki? İrademize bağlı olmayan mecburi gidişten korkmaya ne gerek var? Korkarak ecelimizi geciktirmek dahi mümkün olmadığına göre korkmak yerine ölüme ibret ve nasihat kaynağı olarak baktığımızda hayatımız daha anlamlı ve mutlu geçecektir.

Ölüm sonsuzla birleşme

Zamanımızda hayhuy içinde koşturmak ve çeşitli problemler yaygınlaşmakta, giderek daha çok kişi psikolojik sıkıntılara düşmektedir. Yorgun düşmüş bedenlerini ve zihinlerini dinlendirebilmek için gerekli zamanı ayıramadığından dolayı hasta olan insanlar hastaneleri doldurmaktadır. İşte bu derece bedeni ve zihni yoran işkolikliğin aslında reçetesi ölümü düşünmektir. Ölümü aklımıza getirerek hayatımızı daha anlamlı kılacağımız gibi daha kaliteli yaşamamız da mümkündür.

Gerçekte insanoğlunun emelleri bitmez. Hep hırs ve dünyevi arzu peşinde koşup eceli unutmak doğru değildir. Tabii ölüm korkusunu hastalık derecesine getirip hayatımızı hafakanlara boğmak da yanlıştır.

Osmanlı’da ölülerle diriler beraber yaşardı. Ölümle barışık olmanın bir işareti olarak mezarlar şehirlerin içindeydi. Dinimizde de kabir ziyareti tavsiye edilir ve ölülere sanki yaşıyormuşçasına selam verilir. Çünkü ölüm en iyi nasihat edici olarak hayatımızdan çıkmamalıdır.

Ölümü akılda tutmak, zalimin zulmünü azaltır. Zengini daha mütevazı yaşamaya ve yoksullara yardıma teşvik eder. Fakirin sıkıntılara karşı dayanıklılığını artırır.

Ölümden korkmak yerine onu sonsuzlukla birleşmenin ışığı olarak görelim. Ölümün doğrudan gözünün içine bakarak hayatın bu ürkütücü sonunu kendimize faydalı hale çevirebileceğimizi unutmayalım.

Aslında hayatın amacı, ölüm sonrasına hazırlanmaktır. Ölümü, Yaradan’a kavuşmak ve canlılığın tamamlayıcı ikizi gibi değerlendirirsek bize o kadar ürkütücü gelmeyecektir. Mevlana ölümü düğün günü, yani Rabbi’yle buluşma anı olarak görürdü. Bu düşünce ölüme karşı bizi korkusuz kılacaktır.

Böyle ölümün varlığını ve kaçınılmazlığını hatırlatan, Necip Fazıl’ın şiirindeki gibi;

“Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!

Haykırsam kollarımı makas gibi açarak:

Durun, durun, bir dünya iniyor tepemizden,

Çatırtılar geliyor karanlık kubbemizden”

Dercesine hayatın hakikatini haykıran, üstelik bunu sözle ve davranışıyla değil sadece kıyafetiyle yapan bu insanımızı protesto etmek yerine ona teşekkürler yağdırmalıyız diye düşünüyorum.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Avb

Sayın yazar yazınızda kullandığız hah ve hu nun anlamlarını biliyorsunuz herhalde?
  • Yanıtla

aslan

sayın yazar siz konunun uzmanısınız. işin temeline inmek zorundasınız. bu olayları sanki münferit sıradan kişilerin yaptığı gibi lanse etmişsiniz. bunlar sıradan münferit olaylar değil organize suçlar. içimizde özellikle hırıstiyan ve yahudiler ve gayri müslümler ve bunların kurum ve kuruluşları sivil örgütleri, alevilikten çıkmış dhkpc ve pkk örgütün elemanı olmuş rafızılar, diğer taraftan dhkpc, pkk, mkpl, masonlar, dev lis, dev genç, vs. hep bu fikir ve bu düşünce üzerine kurulmuşlar ve çocukları gençleri bu konuda beyinlerini yıkayıp örgütlüyorlar. daha beşikten itibaren bu zihniyeti aşılıyorlar bizler ise aval aval çocuklarımız onlara teslim ediyoruz veya çayıra salıp rüzgara havale ediyoruz. çok kapsamlı çok organize çok planlı dehşet bir çalışma içindeler. imam hatiplere bile el atıp deizimi aşılayabiliyorlar. ümit bağlayıp oy verdiğimiz iktidar 20 yılda eğitimde bir şey yapmadık diyecek kadar gafil ve meb e atadığı bakan ve bürokratlar bunlara destek veriyor.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı