Yüreğimizin orta yeri, Peygamberimiz (s.a.v.)’in duası, Hala Sultan’ın emaneti Kıbrıs

28 Şubat 2019 Perşembe

Peygamber Efendimizden (s.a.v.), şehîd olması için dua isteyen süt halası; Ubâde b. Sâmit’in hanımı Ümmü Harâm, Halife Hz. Osman’ın izin vermesiyle Muâviye’nin H. 28 (648-49) yılında Kıbrıs üzerine düzenlediği fetih harekâtına çok sayıdaki sahabe ile birlikte katılır. 649 ilkbaharında 1700 gemiyle Akkâ’dan denize açılan Müslüman filosu, Abdullah b. Sa’d Ebû Serh ile Abdullah b. Kays’ın idaresinde Kıbrıs’a çıkarma yapar. Bu çıkarma sırasında Ümmü Harâm bindiği hayvandan düşer, şehîd olur ve düştüğü yere defnedilir. 

Kıbrıs’ın kalbi Hala Sultan Tekkesi, bugün de ziyaretgâh olarak herkesi kendisine çekmeye devam etmektedir. Kıbrıs, sonraki zamanlarda el değiştirmelere uğrasa da, Müslümanların vazgeçilmez ilgi odağı olmuştur.

Devlet-i Âl-i Osman döneminde II. Selim’in emriyle, Lala Mustafa Paşa’nın görevlendirildiği ve Piyale Paşa’nın donanma komutanlığını yürüttüğü Kıbrıs Fethi harekâtı 16 Mayıs 1570 tarihinde donanmanın İstanbul’dan hareket etmesi ve 2 Temmuz 1570 tarihinde Limasol’un fethiyle başladı. 4 Temmuz’da Larnaka, 9 Eylül 1570’de Lefkoşa fethedildi. Savaşmadan teslim alınan şehirlerden sonra 1 Ağustos 1571 tarihinde Magosa’nın alınmasıyla, Kıbrıs adasının fethi tamamlanmış oldu.

Kıbrıs’ın fethiyle birlikte adaya, fetih ordusundan bırakılanların yanında, Toroslar’dan ve Anadolu’nun farklı yerlerinden, Türklüğünden ve Müslümanlığından taviz vermeyeceğinden emin olunan Yörükler iskân edilmiş ve Türk İslâm diyârı haline getirilmiştir. Bir asra yakın esaret altında kalmalarına rağmen hâlâ Müslüman ve hâlâ Türk olmalarının sebebi budur.

Kıbrıs adası; Peygamberimizin duası bereketiyle, Hicri 28 (Milâdî 649) yılında İslâm fethine mazhar olmuş, 1571’den itibaren de adanın tamamı Türk İslâm toprağı haline gelmiştir.

1878 senesinde Abdülhamid Han’ı, bürokratlarının adayı İngilizlere kiralamaya ikna etmesi ve 1923’de Lozan Andlaşmasıyla İngiliz toprağı kabul edilmesi, Kıbrıs’da Türk ve İslâm varlığı için uzun ve çok zor yılların yaşanmasına sebeb olmuştur.

Kıbrıs adası; Türk ve İslâm mirası olması yanında, Türkiye’nin güvenliği, Ortadoğu ve Afrika’nın kontrolü, Akdeniz havzasında söz sahibi olma, dünya savaşlarının sebeblerinden olan petrol ve türevleri ile yer altı ve yer üstü zenginlikleri ile coğrafyalara hükmetme gibi hususlar açısından vaz geçilmez yüzen savaş gemisidir.

Ercan Havaalanı’nda uçağa binerken başınızı Anadolu’ya doğru çevirirseniz, bir anda Toroslar’la karşı karşıya kalırsınız. Oradan bir taş atsanız, Anadolu’da birine dokunur. Havanın açık ve sakin olduğu zamanlarda, Anadolu’da okunan sabah ezanlarını dinlediklerini anlatan çok kişi vardır. Kıbrıs, Türkiye’ye hem millî ve manevî, hem de mesafe olarak o kadar yakındır ki, sanki kulağına fısıldayabilecek, elini tutabilecek kadar çok yakındır.

Türkiye’nin güvenliği için Kıbrıs adasının Türk adası olması, Türkiye’nin kontrolünde kalması şarttır. Tarihten önemli bir misâl bu durumun zaruretini ortaya koymaktadır: Teke Oğulları Devleti’nin başkenti olan Antalya, Kıbrıs Haçlıları tarafından 1361 yılında işgal edilir. Halk soykırıma uğratılır. Sahiller Sultanı Mübârize’d-dîn Mehmed Bey, başkenti Korkuteli’ne taşır ve Kıbrıs Haçlılarına karşı 12 yıl süren bir mücadeleye girer ve 1373’de tekrar fetheder. Bugün Mehmed Bey’in türbesinin karşısına, aynı zamanda Antalya’yı işgal eden İtalyan işgalcilerin şehîd ettiği Korkuteli Meclis üyesi Mustafa Haşmet’in düştüğü yere, Kale Kapısı’na, ona nazire edercesine Antalya’nın kurucusu olduğu iddia edilen sapık Attalos’un heykeli dikilmiştir. Anadolu’nun kapısı yanlış ellere bırakılınca da, dışarıdan gelen saldırı içeride devam edebiliyor.

Kıbrıs, yabancı ellerde olursa dün olduğu gibi bugün ve yarın da Türkiye’nin güvenliği için büyük tehlikedir.

Akdeniz’in ve Kıbrıs’ın altındaki zenginliklerden de Türkiye’nin hem kendi adına, hem de Kıbrıs Türklüğü adına vazgeçmesi mümkün değildir.

Bir pergel gibi bir ayağımızı Kıbrıs’ın üstüne koyup, diğer ayağımızı açabildiğimiz kadar açıp Batı Akdeniz’den, Afrika ve Ortadoğu’ya kadar çok büyük coğrafyaları kontrol etmek, hatta hükmetmek mümkündür. Kıbrıs, Ortadoğu’nun ve Afrika’nın çözülemeyen meselelerinin hallinin anahtarı gibi elde tutulması gereken en önemli değerlerden birisidir. 

Kıbrıs’da idareci olacak kimselerin, millî ve İslâmî değerlere sahip, Türkiye’ye bağlı kimseler olması şarttır. Rum yanlısı, Türkiye ve İslâm düşmanlığı yapanların Kıbrıs’da yönetimde olması; Türkiye, Ortadoğu ve Afrika coğrafyası açısından tehlikeli gelişmeler doğmasına sebeb olabilecektir. Bu tür insanlar, sürekli olarak yanlış ve tehlikeli işbirlikleri içerisine girme gayreti göstermekte ve hem Kıbrıs’ı, hem Türkiye’yi tehlikeye sokmaktadırlar.

Kıbrıs’da verilecek bir taviz; Allah (c.c.)’a ve Peygamber (s.a.v.) savaş açma, Türkiye’nin ve İslâm dünyasının geleceğini tehlikeye atmadır. Veselam….

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • Yaşlı DoçentYaşlı Doçent3 ay önce
    Sayın Cumhurbaşkanımız;Malumunuz, Profesör olmak için Doçent olarak 5 yıl beklemek gerekmektedir. Oysa 25-30 yıl boyunca Üniversitelerimizde öğretim elemanı olarak çalışmış; 10 binlerce öğrenci mezun edip deneyim kazanmış Yaşlı Doçentler olarak, koskoca 5 yılı boşu boşuna tüketip biyolojik ve psikolojik olarak ezilme sürecine girmemek adına; yaşlılıkta beklenmesi bir ömür kadar uzun olan söz konusu bu 5 yıllık bekleme süresi belasından, EMEKLİLİK HAKKINI ELDE ETMİŞ Yaşlı Doçentleri kurtarmanızı saygılarımızla istirham ediyoruz.
  • MustafaMustafa3 ay önce
    Haram olan kumarın başkenti Kıbrıs. Faiz Haram ki öyle böyle haram değil Allah'a ve Rasulune savaş açılmış Türkiye
  • AbdullahAbdullah3 ay önce
    hehe yakındır, evet öyle olacak. te allam.
  • yakındıryakındır3 ay önce
    Kıbrısta tüm rumlar damperlilerle akdenize boşaltılacak, adada kalıcı İslam tesis edilecek inşallah gelecekte.

Günün Özeti