• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Sabri Balaman
Sabri Balaman
TÜM YAZILARI
25 Şubat 2020

Türk Dış Politikasında ‘Boş Danışmanlar’ ve ‘Has danışmanlar’

Türkiye, bir süredir tarihinde görülmemiş düzeyde bir çevrelemeyle karşı karşıya kalmış durumda. ABD ve AB ülkeleri başta olmak üzere; Rusya, İran ve Körfez ülkeleriyle de Suriye ve Ortadoğu meselelerinde sürekli bir propaganda savaşı yaşanıyor.

Türk dış politikası bir süredir Libya, Suriye ve Doğu Akdeniz meselelerinden ötürü ‘güvenlikçi’ bir çizgiye geçse de; Türkiye’nin vakurlu ve haklı duruşunun da savunulması gerekiyor. Kim yapacak bunları, Erdoğan mı? Bu kadar meselenin ortasında, her şeyi bir adamın omuzlarına yıkmak kolaylığını ve sorumluluk almamayı prensip edinmiş durumdayız.

Ancak bu yazı, AK Parti hükümeti ve Başkan Erdoğan’ın emriyle kurulmuş ve desteklenmiş olan dış politika kurumlarını, yöneticilerini ve danışmanlarını vicdani sorumluluk gereği, kaleme aldığımdır. Yani Maarif Vakfı, Yunus Emre Enstitüsü, Yurt Dışı Türk ve Akraba Topluluğu (YTB), TRT World ve TİKA’nın başında yer al(may)an yöneticileri ve danışmanları pardon da siz ne yapıyorsunuz? Utanmıyor musunuz? Ankara’da kıçınızı koltuğa yapıştırıp, Türkiye’nin yaşamış olduğu bu sıkıştırılmış haline, ‘soft-power’  adını verdiğimiz yumuşak güç ile bir içerik olarak çare üretmeyi. Hadi iş yoğunluğunuzu ve kabiliyetsizliğinizi anladık; ya yardımcılarınız ve danışmanlarınız da bir şey üretemiyor?

Yukarıda saydığımız kurumlarda, muhafazakâr görünümlü monşerlerden geçilmiyor. Seyahat etmek, kahve takımı dağıtmak dışında bir etkileri yok. Bunlar kendilerine danışman unvanı takarlar. Ancak kimse ciddiye bile almaz. Oysa kurumların kuruluş amaçları böyle değil. Yönetici ve danışmanların işi de takım elbise giymekten ibaret değil. Bu millettin bakiyesini kullanacak veya talip olan danışmanlar, liyakati esas alsan bilgeliğe dair, ülkeye hizmet potansiyeline sahip olmasıdır. Magazin danışmanları gibi konu mankeni olmaktan kendinizi arındırın, bu vebal ağır olduğu kadar, başkan Erdoğan’a da yüktür.

Ankara’da 3 tip danışman ve bürokrat tanımlanır. Birincisi Boş danışman: Hiçbir şey okumamış, saha-alan bilgisi edinmemiş, sadece akraba-aile ve ahbap-çavuş ilişkileri sayesinden yukarıda saydığımız kurumlarda çalışan ‘Boş Danışmanlar’. İkincisi Hoş Danışman: Ak Parti veya bürokraside önemli bir görev ifa etmiş, teşkilat veya ahbap baskısıyla ‘boşta kalmasın’ diye ‘hoş’ danışman olmuş, alan-saha bilgisi olmayan, sadece kart-kurt ve ATM hatırına sevimli görülen, iş bilmeyen ‘hoş danışmanlar’. Üçüncüsü de: Cevval, alan-saha bilgisine sahip, dünya sistemini bilen, Osmanlı hinterlandına aşina, devletin ve milletin hissiyatlarını bilen, uluslararası dengeler ve kurumlar arası eşgüdümlü çalışmaktan anlayan ‘insan ilişkilerinde başarılı’ ‘Has danışmanlar’. Has danışmanlar, makam ve mevki kaygısı yaşamadan kurum ve yöneticileri etkileyen, sorumluluk ve araştıran, gerçekten danışılan kimselerdir.

Bu bağlamda yukarıda saydığımız Maarif Vakfı, Yunus Emre, TİKA, YTB ve TRT gibi kurumların başkan ve yöneticileri, performans odaklı gibi nitelikten bahsetmiyorum bile; cemaat, dernek, vakıf ve AK Parti çevrelerine ‘şirin’ gözükme adına kurumların içini boşaltmış durumdalar. Kurumların başına geçebilmek için türlü türlü lobi ve entrika peşinde koşan bu yöneticiler, ‘Has dairelerini’ kuramadıkları gibi beceriksizlikleriyle de Monşer & Mason etkisi altındaki Hariciye’yi aratır hale gelmişlerdir.

Son söz olarak Başkan Erdoğan’a, Türk Dış Politikasında önemli yer teşkil etmesi gereken, yukarıda saydığımız kurumların başkan ve yöneticilerinin bir performans ölçümü ve has-hoş-boş danışman kadrolarının ne durumda olduğunun tespit edilmesi, bu kurumların çalışan üst yönetici ve misyon temsilciliklerin ivedilikle revize edilmesi gerekmektedir.

Zira Türk Dış Politikasında etki ve sonuç ilişkisi içerisinde Maarif Vakfı, Yunus Emre, TİKA, YTB ve TRT World’ü genel bir tahlil ettiğimizde bu kurumların vasatın altında kaldığı, varlığını Erdoğan’ın karizmasına borçlu olduğu, yöneticilerin kariyer planlamasını akraba, cemaat ve hemşehri denklemi üzerine inşa ettiği, ‘faaliyetlerinin çıktısından’ anlaşılmaktadır. An itibariyle bu kurumlar, Hoş ve Boş yönetici ve danışmanlara teslim edilmiş ve Erdoğan sonrasına göre bir strateji tasarlamaktadır. Bu konuya eğilmeye devam edeceğim. Şimdilik bu kadar, Vesselam…

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Tiryaki Hasan Paşa

Bir makama gelince ne oldum delisi olurlar, sabık arkadaşlarını aramaz sormazlar, ehil olanları rakip olurlar düşüncesiyle karalar ya da önünü keserler. Kişisel menfaatleri ülke menfaatlerinden önce gelir. Hele bunlar Reis'imiz sonrası için plan yapıyorlarsa Reis'imiz böyle iğrenç insanları o mevki ve mmakamlarda tutmamalı. Aksi takdirde sadece İstanbul ve Ankara'yı kaybetmiş olmakla kalmaz, istikbalde Müslümanların ırz, namus ve onuru da tehlikeye düşer. Çünkü bu tipler düşmanla da iş birliğine girebilir. Tarih acı örneklerle doludur. Dış düşman fetö gibi 50 yıllık proje oluşturuyorsa, kaleyi içerden fethetmek için böyle aşağılık mehfaatperestleri de kullanır. Allah, belalarını versin.
  • Yanıtla

Durmuş Boztuğ

Günaydın Sayın Sabri hocam Yazınızdan dolayı tebriklerimi sunuyorum, özellikle Misak-ı Milli sınırları içinde yapılabileceğini düşündüğüm bazı önerilerimi size uzunca bir mesajla ilettim.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı