• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Sabri Balaman
Sabri Balaman
TÜM YAZILARI
15 Ekim 2019

Onurlu ve Omurgalı Devlet Adamlığı

Barış Pınarı Harekâtı başladığından beri gündemi anlamsız eleştiren aydınlar, yazarlar almış başını gidiyor. Yıllardır “Biz Suriye’ye girmeyiz, Batı izin veremez, biz kimiz, ekonomimiz kaç para, FETÖ sonrası ordumuz çöktü, istihbarat yetersiz, teknolojik araç gereçler yetersiz, mühimmat yetersiz” diyen aydın geçinen saçma sapan kişileri dinledik.

Bakın kıymetli okurlarım, beni takip edenler de yakinen tanıyanlar da iyi bilir. Yıllardır “Türkiye, beka açısından Suriye’deki işgal bölgesine girmek zorundadır” diyoruz. Adana mutabakatı kaynaklı terör saldırılarından dolayı Türkiye’nin doğrudan müdahale hakkı olduğunu ve ikili anlaşmalardan doğan hakkını savunuyoruz. Bir milletin geleceğini aydın diye geçinen çapsız, geveze batı kalemşörlerine bırakamayız. Hele bazı yazarlarımız var ki tarihsel devlet ruhu satılmışçasına anlamakta zorluk çekiyoruz. 

Kimi aydın yazarlara seslenmek isterim… Ülkenizi tanımaya başlayın. Dünyaya geniş açıdan baktığınızı sandığınız o daracık pencerelerinizi resetleyin. Kendinden emin, yeni bir Türkiye var! Küresel ölçekte aldığı kararları uygulayan Türkiye, bilgi birikimi ile siyasi gücünü uzun bir aradan sonra tekrar sahada uygulayan bir ülke konumuna geldi. Cumhuriyet tarihinin en büyük sevkiyatıyla sahada profesyonel ordu ile teknolojik harp harekâtı uygulayan ve Batı’dan daha üstün akıl ve kabiliyet sergileyen bir ordumuz olduğunun farkında mısınız?

Siyasi iradenin yanında cılız seslerin olduğunu gördükçe “Bu çapsızlar mı bu ülkenin yönetimine talipler” diye düşünmekten kendimi alamayacağım… Harekât başlayalı neredeyse bir hafta oldu. Ana Muhalefet Partisi ve yandaşlarının konuşmaları, açıklamaları çelimsiz, çapsız, yorgun… Sanki TSK onların alanını işgal etmiş, harekâtı onların beyin hücrelerine indirmiş… 

ABD’li, İsrailli, Alman, Fransız gibi davranan ve batıya uşaklık yapan çelimsiz siyaset adamları bu ülke adına utanç vericidir. Hele bir Ekrem İmamoğlu var ki akılara ziyan… Açıklamasına bakıyorsunuz; sanırsınız iyi niyet elçisi, barış meleği. Tüm sinirleri alınmış hoşgörü timsali… Sormazlar mı; “Sn. İmamoğlu, açıklama yaparken ki bu korku niye?” Ülken, eni ve geleceğini kurtarmak için şehit veriyor. Sen koltuğunda rahat et diye vatan evlatları sınırda harekâta katılıyor…

Uluslararası medyayı incelediğimizde zıvanadan çıkmış FETÖ’cü kalemleri, kudurmuş vatan hainlerini görüyoruz. Tarık Toros denilen Pensilvanya uşağı, Emre Uslu denen yalan rüzgârı, O’cu Bu’cu ne kadar kıvrak varsa hepsi salya sümük, fırtına da ekim yapma niyetinde… Bu çapsızların sosyal medyasını takip neden bazı aydınlar tam paranoyak olmuşlar. Belki de hayranları olduklarından olabilir veya sözcüleri olabilirler… Adamlar kendilerinden o kadar emin konuşuyorlar ki; ülke gitti, bölündü ve hatta 3. Dünya Savaşı kapıya dayandı(!). Sizin döneminizdeki gibi hain ve çapsızların devleti işgal ettiği kurumlar yok artık! İhanetlerden arınmış bir devlet-millet dönemindeyiz.

Başkan Erdoğan’ı suçlayan bazı yerli mallar neyin peşinde anlamış değiliz. Bu mankafalara buradan doğrudan cevap vermek lazım; Öncelikle bunu herkes iyi bilmelidir ki Başkan Erdoğan Kürtlere karşı savaşta değildir. Kürtler bu ülkenin kurucu unsurudur. Türkler ve Kürtler tarihsel bağları ve etnik geçmişi açısından hiçbir millete olmadıkları kadar birbirlerine bağlıdırlar. Her Kürt’ün, Türk kardeşi için kendinden emin bir şekilde ölüme gideceği gibi her Türk’ün de Kürt kardeşi için ölüme gideceğinden kimsenin endişesi olmasın. Son zamanlarda her ne kadar birileri fitne çıkarmaya çalışsa da hiçbir fitneci yapı başarıya ulaşamayacaktır. 

Türkiye’nin tarihsel geçmişine dönüş yaparak kodlarını Ak Parti sayesinde bulduğunu unutmayalım. Belki birileri rahatsız olacak ancak gerçekleri kimse inkâr edemez. Yakın tarihimizi biraz incelediğimizde bunca siyasi ihanet yaşayan ancak bir o kadar akıl ve operasyon kabiliyetini geliştiren Ak Parti, devlet ve siyaset yönetimini bütünleştirerek olağanüstü başarı elde etmiştir. 

Akılcı devlet adamlığı ile ve diplomasi kaynaklarını iyi uygulayan dış işleri politikaları sayesinde tarihi bir başarı elde edilmiştir. Alman Başbakanın çaresiz açıklamaları, Fransız Makron’un basiretsiz durumu, ABD’nin çaresiz ve çelişkili yorumlarına karşın Türkiye’nin kimseden izin almadan kendi milli ve siyasi gücünü konuşturması siyaset aklı ile taçlandırılmıştır. 

Bu noktada Erdoğan düşmanlığını bir kenara bırakın! Sizlerin onurunu ve kirli yüzünü, bu ülkenin lideri olarak, adam olmanız adına temizlediğini unutmayın. Utanmayın, başınızı dik tutan bir lidere sahipsiniz. Ne de olsa artık dünyanın her yerinde Türk vatandaşı olduğunuzu gururla söyleyebilirsiniz. Bazı onursuzlar adına bedel ödeyen liderin Erdoğan olduğunu unutmayın.

Vesselam…

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Zülfikar Hayber

Alıntı ve özet ama insanın içini tittetiyor.Adalet her cephede Zaferi erken getirecektir...... OHAL KHK’larıyla dayatılan adâletsizlik, yargısız ihraç ve infazlarla yüz binlerin telâfisi imkânsız haksızlığa uğraması, milyonlarca vatandaşın mağduriyete mâruz kalması ve OHAL Komisyonu’nu idarî yargının yerine ikameyle hukuksuzlukların “yasallaştırma”da araç edilmesiyle kalınmıyor; “Fetö borsası’ rüşvet çarkı”nda olduğu gibi çifte standartlı uygulamalar toplumda derin travmalara sebebiyet veriyor. ... vatandaşın mağdur edilmesiyle; hukukçuların tesbitiyle, yargı, darbe dönemlerinden bile daha kötü duruma düşmüş. Yüksek yargı organların temsilcilerinin ikrarıyla “yargıya güven”in yüzde 30’lardan daha da aşağılara indiği vartada, “sahte ihbarlar”la, “istihbarat raporları jurnalleri”yle, “itirafçılar”ın, “gizli tanıklar”ın meydan aldığı tam bir karmaşa ve karambol ortaya çıkmış. . . Vakıa şu ki, bir yandan sözkonusu “darbe girişimi”nde yer alıp hâlen yargılanan ve müebbet alan “darbeciler”in birinci derecede yakınları, “suçun şahsiliği var” gerekçesiyle büyükelçi, müsteşar, rektör, yüksek bürokrat olarak atanırken, diğer yandan OHAL KHK’larıyla kamudan ve özel sektörden sorgusuz-sualsiz ihrâç edilen, tek kelime savunmaları alınmadan yıllardır içeride tutulan, hâlâ neden “suçlandıkları”nı dahi bilmeyen, on binlerin yakınları, hukukta hiçbir değeri olmayan “irtibat ve iltisak”la haksızlığa uğratılmaya devam ediliyor. ... Diğer yanda ise, suçun şahsiliği” hiçe sayılarak mâsum eşler, kardeşler işlerinden atılırken; babalar, anneler “suçlu” muamelesi görürken, dahası ikinci derece tamamen ilgisiz yakınlar, kayınvalideler ve dedelerin tutuklanması vahameti sürerken, “torpili olanın göreve döndüğü, soruşturma dosyalarının kapatıldığı ya da aklandığı Türkiye fotoğrafı” öncelikle adâleti yaralıyor. ...ülkede zaten tatsız olan genel atmosferi bozuyor.Türkiye’nin hukuk literatürüne giren tuhaflıkları nazara veren Yıldıray Oğur’un dikkat çektiği “ters psikoloji” ve “absürtlükler”le “hukukta ilkesizlikler” dayatılıyor.
  • Yanıtla

Avrupalı

Ey zülfikar denen kişi hade oradan sanki yüzyildir adalet varda şimdi yok bîrak bu saçmasapan adalet vurguları 
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23