• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Sabri Balaman
Sabri Balaman
TÜM YAZILARI

Dünden bugüne diplomasi tarihi

09 Kasım 2021
A


Sabri Balaman İletişim: [email protected]

Diplomasinin tarihi gelişimi iki temel dönemde değerlendirilmektedir. Birinci dönem Geçici/Tek Taraflı Diplomasi olarak adlandırılmaktadır. İkinci evre ise Sürekli Diplomasi dönemidir. Özellikle 19. Yüzyıldan itibaren yeni diplomasi türleri de ortaya çıkmıştır. Bunlar arasında Zirve Diplomasisi, Çok Taraflı Diplomasi, Konferans Diplomasisi, STK diplomasisi ve Parlamenter Diplomasisi’ni sayıp gidebiliriz.

Osmanlı Devleti, kuruluşundan tarih sahnesinden çekilişine kadar diplomasiyi, topraklarını genişletmek, devletlerarası dengelerin kendi aleyhine dönmesine engel olmak ya da kendi lehine çevirmek, ittifaklar kurmak ve zayıfladığı dönemlerde varlığını sürdürmek gibi amaçlar için kullanmıştır. Osmanlı’nın diplomasiyi etkili kullanmasında yöneticilerinin bu alandaki maharetlerinden çok, devletin içinde bulunduğu coğrafi, siyasal, ekonomik, askeri, toplumsal ve kültürel koşullar etkili olmuştur denilebilir.

Diplomasi türleri ortaya çıktıkça ve uygulamalar yaygınlaştıkça, çeşitli teoriler de geliştirilmiştir. Diplomasi teorileri, bugünkü haliyle bildiğimiz modern diplomasinin temellerinin atıldığı 15. yüzyıldan başlamak üzere Avrupa’da gelişmeye başlamıştır. Teoriler, çeşitli yazar, diplomat, hukukçu tarafından yine çoğunlukla dış politika kavramıyla iç içe ele alınarak ve uluslararası ilişkilerin bir alt konusu olarak değerlendirilmiştir. Diğer taraftan diplomasi teorilerinin tarihî, aslında diplomasi uygulamalarının gelişimi süreciyle özdeşleşmiştir. Bu nedenle oluşturulan teorik kavramlar, diplomasinin gelişme dönemlerini daha iyi kavramada önem taşımaktadır.

Osmanlı, kuruluşundan itibaren üç asır geçince Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarında egemenlik kuran muhteşem bir dünya gücü haline gelmiştir. Kuşkusuz küçük bir beylikten büyük bir imparatorluğa geçiş süreci başarılı devlet yönetimi ile mümkün olmuştur. Osmanlı yönetim sistemi bilhassa Ortaçağ Avrupası’nın çok ötesinde özelliklere sahipti.

Geçici/tek taraflı diplomasinin ilk örnekleri, antik dönemlerden itibaren insanların kendi aralarında ortaya çıkan çatışmalara son verebilmek ve çeşitli sorunlarını çözebilmek amacıyla ortaya çıkmıştır. Bu amaçla karşılıklı olarak elçi sıfatı verilebilecek, özel yetkileri bulunan kişiler görevlendirilmiş ve geçici diplomasi uygulaması başlamıştır. Seçilen bu elçiler, çeşitli meseleleri çözebilmek için geçici olarak bir araya gelmişler ve genel manada bir tür diplomatik icraat yapmışlardır. Burada ilgili elçi bu iş için kendi kabilesinin bölge sınırlarının dışına, yani ülke dışına çıkmış, görevlendirildiği sorunu çözdükten sonra tekrar geri dönmüştür. Dolayısıyla geçici diplomaside taraflar arasındaki temaslar kısa süreli ve geçici, tek yönlü ve dar kapsamlı tezahür etmiştir.

Kuruluş döneminde gücü oranında dengeli bir diplomasi takip eden Osmanlı, zamanla bu alanda da etkisini artırmaya başladı. Güçlenen imparatorluk, önce Doğuda sonra da Batıda cazibe merkezi haline geldi. Osmanlı artık Doğu (İslam) medeniyetinin her alanda yegâne temsilcisi durumundaydı. Özellikle Fatih, Yavuz ve Kanuni dönemlerinde Osmanlı diplomasisi altın çağını yaşamıştır. Bu dönemdeki başarılar diplomasi alanında teşkilatlanmayı geliştirirken, Osmanlıya özgü bazı kuralların doğmasına da zemin oluşmuştur.

Bu kapsamda bir toplumdan, kabileden veya devletten diğerine belli sorunların müzakere edilmesi, çeşitli vesilelerle yapılan törenlere katılmaması, savaş açıldığının ilan edilmesi veya idareci (kral, hükümdar vs.) değişikliklerinin bildirilmesi gibi çeşitli haberlerin iletilmesi amacıyla elçi gönderilmesi söz konusudur. Diplomasinin bu aşaması olay ve gelişme merkezlidir. Bu faaliyet geçici olduğu için, diplomaside herhangi bir kurumsallaşmadan ve profesyonelleşmeden bahsetmek mümkün değildir. Elçi olarak seçilen kimseler ise sadece belli özellikler taşımaktadır. Geçici diplomatik görevini yerine getirdikten sonra asıl işlerine dönmektedirler.

Osmanlı devletinin sınırları özellikle Avrupa’da genişleyince Osmanlı dış politikası, diplomasiye bakış, diplomasiyi kullanma biçimi ve diplomatik örgütlenmesi değişime uğramıştır. Dolayısıyla, bütün diğer devletlerde olduğu gibi, Osmanlı diplomasisinde de tarihsel bir değişim süreci yaşanmıştır. Ancak diplomasideki değişim, devletin genel olarak içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik durumdan bağımsız olmamıştır. Osmanlı’nın dış politika yapılanması Büyük Selçuklu, İlhanlı ve Memlukler gibi büyük devletler ile Selçuklu Devleti ve en son olarak Anadolu beylikleri etkisinde gelişmiştir. Kuruluştan itibaren diplomatik ilişkilerde Bizans ve İtalyan devletlerinin de önemli yeri vardır.

Oysa tarih bizlere diplomasiyi izahat içinde sunmuştur. Ancak nedense halen Cumhuriyet gelenekleri, diplomasiyi analiz edemiyor. Diplomasi analiz edilemediği gibi kafası kuma gömülülere diplomasi tarihi sorulunca İnönü örnekleri akıllara geliyor. 

Diploması kırgınlık değildir. Ülke çıkarına yapılacak hizmet anlayışı içinde bir dalla, uluslararası iletişim mekanizması oluşturmaktır. Yani Türk devlet aklı bir an evvel asıla rücu edecek şekilde masadan çekilen değil, kazanan akıl üzerine hizmete evrilmelidir. 

Vesselam…

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

muhalefet

sayın balaman şimdi diplamasi dediğin şeyi halk kendi içinde akrabalık komşuluk arkadaşlık amir memur zengin fakirhasta doktor hoca cemaat vesselam her alanda diplamatik davranışlar oluşturdu ne olacak halimiz.

parlementer ahmak deneyi

Einstein şöyle demiş: ‘sonucu hep aynı çıkacağı bilinen bir deneyi üstüste tekrarlamak ahmaklıktır’ (mecliste 100 yıl boyunca güven oylaması yapıldı, iktidar partisi evet, muhalefet hayır oyu verdi, aaa hayret bu sonuca de mi?)
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23