• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Sabri Balaman
Sabri Balaman
TÜM YAZILARI
22 Ocak 2019

Bu Ülkede Bürokrasinin Egemenliğini Kimse Kıramadı

1950 yılından itibaren kurumsallaşmaya başlayan Türkiye Cumhuriyeti devletinin bütün yapılanmalarına, gelişen değişim ve dönüşüm süreçlerine biraz göz atalım.

Adnan Menderes’ten başlayan, milletin iradesiyle tecelli olan iktidar dönemi 10 yıllık bir süreç içerisinde toplumun beklentilerini karşılayacak, devlet gücü için değil millet gücü için çalışan bir anlayışla hizmeti bu topluma yaşatmıştır. 

1960 Cunta Hareketinden sonra elindeki vesayet gücünü, bürokratik oligarşik yapısını kaptırmak istemeyen devletin azimli, kudretli(!) ve bu ülkenin sahibi olduğunu hisseden dönemin burjuvazi güçleri 10 yıllık aradan sonra yine makam ve saltanatlarını geri almışlardı. 1970 ve 1980 yılları arası kaotik ortam, sağcılık solculuk, adamcılık, mezhepçilik üzerine şekillendiğinden dolayı devletin bütün kurumları zafiyet içerisinde yalnızca belli bir azınlığa hizmet vermekteydi.

1980 ve 1990 yılları arasında terörün hortladığını, halkın ve devletin yoksulluk noktasına sürüklendiğini görüyoruz. Devlet kurumlarının işlevsiz hale getirilmesi için referans üzerinden iş bitirenlerin, dost ve ahbap ilişkilerinden kaynaklanan ayrımcılığın, adam kayırmacılığın zirvesini görüyoruz. Karanlık odakların bölgesel hâkimiyet içerisinde devletin bütün makamlarını kendilerine çıkar ve menfaat üzerine örgütlemesi, solcuların kamuda kendilerine oluşturdukları alanlardaki (Maliye Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Adalet Bakanlığı vb.) etkisi, silahlı kuvvetlerin içerisindeki bazı yapılanmalar had safhada… Buraları her türlü bilgi sızdırmalarıyla birer adamcılık merkezine çevirmişlerdi. Bunun yanında önemli bazı STK’lar da balans ayarları üzerine kullanılmaktaydı. Birkaç işçi sendikası, birkaç oda ve birliği, bu kuruluşların önemli açıklarını kapatmaktaydı. 

Öbür yandan liberal veya muhafazakâr diye geçinen Türkiye, neredeyse devletin bütün kurumlarına sahip olmasına rağmen elleri kolları bağlı ve bu ülkede bürokratik eylem planlamasının devlet kurumlarını nasıl işlevsiz hale getirildiğini seyretmekle yetiniyor… 

Muhafazakâr tabanın bütün iktidarları döneminde genelde liyakatsiz ve beceriksizlikler üzerine atamalar yapıldığı için savunma mekanizmalarında ve devlet kadrolarında hep başarısız bir yönetim modeli olmuşlardır. 

Burada ülkücülerin haklarını da teslim etmek gerekir.  % 10-% 18 arası dediğimiz ülkücü camia, muhafazakâr tabanın toplamından daha etkin. Devlet kurumlarında yetki ve alan hâkimiyetine daha vakıf. Muhafazakâr liberal yapıları koruyup kollayan da bu ülkücü devlet kadroları olmuştur. Hâlbuki ülkücüler koalisyonlar hariç hiçbir zaman iktidar olamadılar. Burada birilerinin iyi bir mesaj alması gerektiğine inanıyorum. 

Özallı yıllarda devletin oligarşik yapılanmalarla az çok mücadele ettiğini biliyoruz. Hatta rahmetli Özal’ın ‘’Ben bu ülkede başbakan oldum, cumhurbaşkanı oldum, kendi memurlarıma ve bürokratlarıma sözüm geçmiyor’’ demesi de ne acı bir durum yaşandığını ortaya seriyor. 

1990-2000 yılları arasına geldiğimizde Refah Yol, koalisyon hükümeti iktidarlarını az çok hep birlikte yaşadık. Rahmetli Erbakan hocanın ‘’Biz iktidar olursak halka karşı gardiyan gibi ezici değil, garson gibi hizmet edeceğiz’’ anlayışıyla koalisyon iktidarına geldiğini biliyoruz. Gerçekten de iktidara gelir gelmez, cumhuriyet tarihinde ilk kez bazı hizmetleri almaya başlamıştık. Kamu kaynaklarının doğru kullanımının, kamu dairelerinde üst düzey yöneticilerin güler yüzlülüğünün kısa sürede burjuvazi kesimi rahatsız ettiğini gördük. 

Öyle ya; bu ülkede mutlu bir azınlık var… Onlar beklemezler, sıraya girmezler, kamu dairelerinde öncelikli olanlar beyaz sınıftır… Nedense her iktidar döneminde bu beyaz sınıf hep vardı. Belki de cumhuriyetin temel yapısında bir arıza vardı…

Sahi biliyor musunuz? Adalar vapuru, Üsküdar - Sirkeci vapur hatları vardı… Bu vapurların içinde Lions Rotary gibi kuruluşların özel locaları vardı. Beyaz ırk, şehir hatlarında dahi ayrıcalıklıydı. Bu vapurlarda ne var diye epey tur attım. Ülkemde ilginç tiplemelerle karşılaşıyordum. Ağzında purosu, piposu, enteli danteli, fötrlüsünden, İngiliz pos bıyığına… Buralardan bu hizmeti alanlar da bunlardı. Birileri benim ülkemde oligarşik bir yapılanmada bu millete ağır bir fatura ödetmek için gün saymaya başlamıştı bile. 

Rüşvetsiz tapuda, maliyede işini yaptıramayan, rüşvet vermeden dosyaları hakkında bilgi alamayan, belediyeden hastahaneye, maliyeden milli eğitime uzun lafın kısası devletin bütün kurumlarına bir pislik, bir hastalık bulaşmıştı zaten. Memurum işini bilir anlayışının da zirve noktasıydı artık 2000’li yıllar… 

2002-2018 yılları arasına gelelim.. Ak Parti’nin, 2000’li yıllarda iktidara gelmesiyle birlikte, devletin millet için var olduğunu, ‘’insanı yaşat ki devlet yaşasın’’ söylemiyle bir devrim hareketi başlattığını biliyoruz. Buna ister bir yenilik deyin, ister devrimci hareketi, isterseniz hizmet geleneği, bu ülke Ak Parti ile yeni bir sürece girdi ve bizler bu tarihi anlara tanıklık ettik. 

Bir anda devletimizin bütün kurumları ciddiyete, disipline girdi. Rüşvetler bir anda kesildi, iş ve istihdam zirve yaptı. Kamu kurumlarının güven tazelediği, çok hızlı bir süreçle tanışmış olduk. Hatta 2004 yerel seçimlerinden sonra sosyal devlet, sosyal belediyeciliği tanımış olduk. Herhangi bir kamu kurumunda bir konuyla ilgili rahatsızlık dilekçesi verildiğinde ertesi gün işlemin yapıldığını görebiliyordunuz. 

Ne yazık ki son yıllarda devlet kurumlarında ciddi bir şekilde tahribat yapıldığını görmekteyiz. Bütün kamu kurumlarında üst yöneticilerden şeflere kadar sorunları çözmekten çok makam ve mevki peşinde koşanların, vatandaştan gelen feryat ve figan seslerine kör ve sağır olanların olduğu bir döneme hızla sürüklenmekteyiz. 

Ak Parti iktidarı Sn. Erdoğan hareketi içerisinde bu ülkede bir devrimi geliştirdiği gibi yine bu tabloya dur demesi gereken bir Erdoğan olması şarttır. Vatandaşın bu gibi bir durum karşısında sığınacağı başka bir liman olmadığı gibi devletine olan inancının da yitirilmesine zemin hazırlanmamalıdır. Ak Parti 2002 kodlarına dönmelidir. Buna ister ‘’Fabrika Ayarları’’ deyin isterseniz başkanlık modelindeki ‘’Yeni Revizyon’’ deyin… Hızlı bir şekilde bu hataların üzerine gidilmesi gerekiyor. Adamcılık, kayırmacılık, dost-ahbap ilişkilerinden uzak yeni bir yerel yönetim anlayışıyla; ahlakın egemen, liyakatin hakim olduğu, bu devlete yakışanın yapılması gerektiği inancımla oligarşik bürokrasiye yenilmeyen bir iktidar arzuluyoruz.

İletişim için; [email protected]

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı