• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Sabri Balaman
Sabri Balaman
TÜM YAZILARI
02 Nisan 2019

Bakalım Kim Onur, Gurur ve Kibirden Payını Alacak…

Aylardır seçim kampanyalarını sürdüren siyasi partilerin, nihayet 31 Mart sabahı itibari ile çalışmaları son buldu. Her siyasi parti kendisine yakışacak adaylar temsilinde liyakat sahibi, toplumda karşılığı olan, şaibesi olmayan adaylar üzerinden propagandasını sürdürdü. Acaba gerçekten öyle miydi? Bence hep birlikte terazide tartmakta fayda var. 

Bu arada, konunun başında iken; beni CHP, MHP, İP, SP veya HDP pek fazla ilgilendirmiyor. Nedeni ise her insanın gönlünde bir hizmetkar olmasıdır. Bizim gönlümüzde de kimlerin olduğunu tahmin edersiniz…

Sözüm Ona Cumhur İttifakı…

24 Haziran seçimleri öncesi yapılan yasa değişikliği ile siyasi partilerin ittifak yapması ve 50+1 oyu alanın tarafının seçilmesi dönüm noktası olmuştur. Tam da bu noktada ‘’gerek var mıydı?’’ sorusunu soruyoruz. Başkanlık seçimleri öncesi araştırma şirketlerine göre; İyi Parti baraj altı, MHP baraj altı, HDP baraj altı iken nerden veya kim tarafından ittifak oluşumunu sağlayacak yasaların getirilmesi planlandı? 

Sayın Erdoğan’ın aklına kim kimler bu projeyi tezgâhladı diye sorgulamak gerekmez mi? 24 Haziran seçim sonuçlarının tarihi bir hata olarak algılanması gerekmez miydi? Sonuç ortada iken nerden veya kimler tarafından yerelde Cumhur İttifakına gidildi?

Cumhur İttifakı ile başlayan sürecin hangi mantık üzerinden yoğrulduğunu anlamış değilim. Birileri anladığını iddia etse de, Ak Parti’ye katkısının ne olduğunu tam olarak özetleyeni görmedim. Evet, MHP’nin ne yaptığını çok iyi bildiğini ve son iki seçimde nasıl prim sağladığını iyi biliyoruz. 31 Mart seçimlerinde kazanan taraf olarak da ciddi bir başarı sergilediklerini, akılcı bir politika izlediklerini kimse inkar edemez… 

Ankara Cumhur İttifakının hüzün tablosunu inceleyelim…

MHP’nin verdiği oylara bakalım. Birileri kandırılmış… Millet İttifakı’nın % 50 olması, buna karşın Ak Parti Adayı Mehmet Özhaseki’nin % 47 olması ne anlama geliyor? MHP’nin % 05.58’inin ittifak anlayışının sorgulanması gerekmez mi? 

Büyükşehir Meclis Üyelerinin çoğunluğunun Ak Parti’de olması ve buna rağmen başkanlığın kaybedilmesi ince bir zekâ çalışmasıdır. Özhaseki’nin bir kesim tarafından benimsenmediği ortaya konulmuş, MHP tarafından kabul görmediği anlamı gün yüzüne çıkmıştır. Karşı tarafın oyunlarını çözemeyen Ankara İl Teşkilatı’nın bunun bedelini nasıl ödeyeceğini şimdiden düşünmesi gerekir.

İstanbul Cumhur İttifakı bir faciadır…

İstanbul’daki Cumhur İttifakı’nın doğurduğu sonuçlar bir faciaya sebep olmuştur. Bu faciaya sebep olanların, kimlerin ekmeğine yağ sürdüğünü bilmemeleri ise ayrı bir faciadır. Bu hususta birilerinin nasıl ağır bir vebal üstlendiğini not düşelim. 

Sayın Binali Yıldırım’ın en doğru karar olduğundan kimsenin şüphesi olmasın, hatta birçok farkla özelliği olan, dürüst, samimi bir insan. Kamuoyunda da Binali Yıldırım’ın aday gösterilmesi en doğru karar olarak algılandı. Ancak ilçe adayları bazında incelendiğinde büyük sıkıntılar olduğunu söyleyebilirim. 

Adaylar belirlenirken liyakat, adayın toplumda karşılığı, yerel dinamikler nedense göz ardı edildi… Buna karşın İstanbul üzerinden çekilen operasyonların ve dört kişinin aldığı kararların, Ak Parti açısından ödenen ağır bir fatura olarak algılanması gerekir. 

Bölgesel ayrımcılık yapılarak ilçe başkan adayları noktasında zafiyet sergilenmesi, dost-arkadaş ilişkileri üzerinden adaylar belirlenmesi, parti tabanında gerekli uyarıların dikkate alınmaması gibi konuların başlıca sebepler olarak algılanması gerekir. Meclis üyelerinin Karadeniz yoğunluklu seçilmesi, seçmen tarafından affedilmeyen hatalardan yalnızca biridir. İlçe belediye başkan adaylarının belirlenmesinde Sayın Erdoğan’ı perdeleyenlerin nasıl bir işgüzarlık yaptığının iyi okunması lazım.

İstanbul Cumhur İttifakı oylarının yerelde nasıl yol aldığını iyi analiz etmek gerekir. MHP’li seçmenlerle yaptığım bütün görüşmelerde Ak Parti’ye oy vermeyeceğini söyleyenlerin çoğunlukta olduğunu öğrendiğimde, bu durumu herkes benim kadar net bilmesine rağmen ne yazık ki süreci kimse iyi yönetemedi. 

Doğu ve Güneydoğulu seçmen sandıkları incelendiğinde tüm şartlara rağmen Ak Parti’ye ciddi destek verildiğini, buna karşın Cumhur İttifakına dahil olan partilerin Ak Partili adaylara yeterli düzeyde destek olmadığı görülmektedir. Bu durumu ülke geneline yaydığımızda ‘’Büyükşehir meclisinde Ak Partiye oy verenler nasıl oldu da başkan adayına oy vermedi?’’ sorusu akıllarımızı kurcalıyor. Sanırım burada da Karadeniz hemşehriciliği öne geçmiş. 

Dört önemli yeri kaybeden Ak Parti hatalarını nasıl telafi edecek? Kimlerden hesap soracak? Sonuç olarak; Çevre Bakanlığı’nın seçime birkaç ay kala ‘‘poşet devrimi’’ gibi işler yaparak toplumda alay konusu olmasına sebep olan birkaç husus ve Ak Parti’nin son iki seçimde bana göre iki hatayı görmezden gelmesi sonuçları önemli ölçüde etkilemiştir. 

Ak Parti tanıtım, medyanın sahada yeterli düzeyde toplumu ve seçmeni analiz edememesi ve halen eski arşivler üzerinden propaganda yapması da acizliktir.

1.’si Başkanlık kabinesi oluşurken bölge yoğunluklu listenin savunulması ki; sanki başka illerden adam yetişemiyordu… 2.’si ise bakanlıkların hatalı işler yapması… 

Enerji Bakanlığı’nın enerji politikalarını yeterli düzeyde iyi yönetememesi, elektrik faturalarının gündeme gelmesi ve akaryakıt tepkisi… 

Ankara adayının yanlış seçimi, İstanbul’da ilçe belediye adaylarının bölgesel ayrımcılıktan dolayı oluşan tepkilerinin göz ardı edilmesi… Parti teşkilatlarının atıl duruma itilerek görmezden gelinmesi… İl ve ilçe başkanlarının özel adamcılık üzerinden kendilerine menfaat sağlaması… Parti içi disiplinin yeterince çalışmaması…

Bakalım kim onur, gurur ve kibirden payını alacak… Sayın Erdoğan İstanbul’da son saha çalışmalarına inmeseydi, daha hüsran sonuçlar doğabilirdi. Velhasıl kazançlılar belli, kısa yoldan dirilenler belli, kimse kimseyi kandırmasın!

Vesselam…

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23