• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Sabri Balaman
Sabri Balaman
TÜM YAZILARI
18 Haziran 2019

Ah İstanbul!

Yerel yönetimler denilince akla İstanbul Büyükşehir Belediyesi gelir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimlerine son birkaç gün kalmışken biraz nostalji yapalım. 

Yıl 1985… İstanbul’da sıradan bir gün. Şarapçıların ve küfürbazların arasından, sokak çocukları ile kocaman evsiz insanların yanından geçerek Harem’den Üsküdar’a doğru yürüyorum. Sokaklarda yoksulluk had safhada. Bense 13 yaşında bir garip çocuk, devasa İstanbul’u gözlemliyorum. 

Yol boyu etrafı kolaçan edip duruyorum. Kız Kulesi’nin arka planından Eminönü, Karaköy, Haliç ve Galata’ya bakıyorum. “Bu kocaman şehrin bir gün hepsini dolaşabilecek miyim acaba?” diyerek yürüyüşüme devam etmekteyim…

Derken Üsküdar meydanına geldiğimde meyhanelerden geçilmiyor, ocakbaşları erkenden dolmuş. Kimsenin işi gücü yok, herkes kendisini meyhanelere vermiş. Her taraftan pis kokular yükseliyor.

Eski Toptaşı Caddesine doğru yol alıyorum. Öyle ya; “ben nasıl bir şehre geldim, acaba burada kaybolur muyum?” düşünceleriyle etrafı gözlemlemek lazım. Etrafı bilmemekle beraber insanı bir korku da sarıyor derken… Koca üç adam bir anda önümde dikildi. Para kazanmak ister misin diyerek başladılar beni ikna etmek için konuşmaya. Sana lokantada iş veririz, yatacak yer veririz diyerek, laf cambazlıklarıyla, günün şartlarında insan hırsızları dediğimiz mahlûkatlar ile karşılaşmıştım. İnsan ticareti yapmakta olan bu kişilere karşı, bu coğrafyada her ailenin evladına vermeye çalıştığı edep, adap ve terbiye bizleri o günün şartlarına bile hazırlamıştı ki yoldan şaşmadık…

Toptaşı Caddesinde açık rögar kapakları, lağım çukurları arasından devam ederken, semt halkının eli kokuyu almamak için burnunda, hanımların başörtüsü ağızlarında rahat bir nefes almaya çalışıyorlar. Herkes bir şekilde kendisini pis kokulardan arındırmak için tedbir almaktaydı. Bense bir garip, hep etrafı gözlemliyor, etrafı süzüyorum… 

Akşama döndüm Üsküdar meydan duraklarına, Ümraniye’ye gideceğim. Durakta bekliyoruz, insanlar otobüslere istiflenerek binebiliyor ki ona da binmek denebilirse… O sırada da dönemin belediye başkanı Bedrettin Dalan’ı popüler siyasetçi olarak afişlerde ancak görüyoruz! İstanbul’u pislik götürüyor, belediye başkanı herkesin gözünde bulunmaz Hint kumaşı olarak anılıyor. 

Susuzluktan kimse banyo yapacak suyu bulamazken, İstanbul’un dev reklam tabelalarında Blendax’ın reklamları boy gösteriyor… Her tarafta sigara reklamları insanların derdine derman oluyor(!). 

Akşam sobalar evlerde ateşe verilince sokaklarda durana aşk olsun, nefes almak mümkün değil, zehirli gazlar en üst seviyede. İnsanlar dumandan zehirleniyor, dönemin lüks semtlerinde; Etiler, Osmanbey, Beşiktaş, Taksim’de insanlar gaz maskeleri takmaktaydı. Ne de olsa bunlar varlıklı insanlardı, dönemin belediye başkanları para karşılığında her gün temiz İstanbul reklamları sunmaktaydı. Beyaz Türklerimiz hallerinden memnundu…

Aradan yıllar geçiyordu ama hâlâ İstanbul’un sorunlarına gerçek bir çözüm üretilemiyordu. Susuzluk kocaman bir sorun olarak devam etmekteydi. Nurettin Sözen su sorununu tankerlerle çözmeye çalışan zavallı bir belediye başkanına dönüşmüştü. Su tankeri kuyruklarında her gün bir facia karşımıza çıkmaktaydı. Su kuyruklarında insanlar birbirini öldürüyorlardı. Para baronları su pompa istasyonlarının etrafını kuşatmış, İstanbulluyu esir almıştı. Pis kokulardan dolayı Sn. Nurettin Sözen Bey’in burnu koku duyusunu kaybetmiş, şehir kirliliğinden gözleri etrafı görmez olmuştu. 

Bir gün yolum Haliç’e düştü. Gitmez olaydım. Pis kokulardan insan nefes bile alamıyordu. Bu nasıl bir şehirdir, nereden geldik buraya deyip kendimizi hep sorguladık. 

İstanbul’un susuzluğuna yağmur bombası atanları gördük, tanker ile Yalova’dan su getirenleri gördük. İstanbul içi Afrika modelini getiren, kamyonla su dağıtanı gördük, hava kirliliğine karşı maske dağıtanı gördük. Çöp yığınlarının örtbas edilmesiyle kolera salgını durumunu gördük, patlayan çöp dağlarını gördük. Alt yapı ve üst yapı yetersizliğini gördük, yolsuzluk ve yoksulluğu gördük. CHP ve zihniyetini kısaca gördük… İnsanlar birer magandaya dönüştürülürken bunlara sebep olanları gördük! 

Ah İstanbul! Değnekçilerin İstanbul’u, mafyacıların İstanbul’u. Bu kocaman şehir ne zaman aslına dönecek, aslına rücu edecek? İşte bu kocaman şehrin sahipleri hep vardı. Beyaz ırk denilen bir başka dünya insanları hep mevcuttu. Onlar açısından bir sorun da yoktu çünkü onlar ayrıcalıklı sınıf olarak her zaman İstanbul’u en üst seviyeden seyrediyordu. Rotaryenler, Lionslar ve daha birçok grup… Bütün güzel tesisler onların, bütün güzel yerler onların, ne de olsa beyaz ırkın ve beyaz CHP misyonunun devamlarıdır. Öyle ya; Türkiye’nin sahipleri onlar!

Bugün ne yazık ki CHP’nin üst sınıflara hizmet eden bu yüzüyle tanışmamış bir gençlik var. Bu zihniyet halktan yana değil, halktan alabildiği yanına kalan bir zihniyettir. Aziz Milletimiz; İstanbul’umuzun bu kıymetli değerler barındıran topraklarında huzurla geçirdiğimiz her bir saniye kıymetliyken, koca bir beş yılın bizden milli, manevi mirasımızı çalmasına izin vermeyin. 

Vesselam…

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23