• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Sabri Balaman
Sabri Balaman
TÜM YAZILARI
21 Mayıs 2019

ABD’nin çöküşü, Ortadoğu’da noktalanacak mı?

Şimdilik, hem ABD hem de İran savaş istemiyor. Ancak, ABD adım adım çarpışma/çöküş rotasına doğru ilerliyor. Zira sadece İran ile değil Çin ve Rusya başta olmak üzere Türkiye, Hindistan, Venezuela, Güney Afrika ve en önemlisi AB ülkeleriyle ekonomi temelinde ciddi bir sessiz savaş yaşanıyor.

ABD, İran’ın Mahallesi’ne askeri konuşlandırılmasını hızlandırdı hatta USS Abraham Lincoln uçak gemisini sevk etti.  Ortadoğu’da uçak gemisi bulundurmak aynı zamanda bir bombardıman görev gücü gördüğü gibi İran’a yönelik psikolojik savaş olarak da nitelendirilebilir. Göreve başladığı günden beri Trump, İran’ı bölgedeki ve ötesindeki uluslararası terörizm de dahil olmak üzere tüm kötülüklerin kaynağı olarak gösterme konusundaki acımasızlığını sürdürüyor. Selefi Barack Obama’nın politikasını tersine çevirdi ve İran rejimi üzerinde azami baskı uyguluyor.

Öncelikle ve en önemlisi, Trump yönetimi rejim değişikliğini veya en azından rejimin davranışlarında bir değişiklik meydana getirmek istiyor. Ayrıca, İran›ın ekonomisini düşürmeye çalışıyor. Ancak ABD, konuşulduğu gibi geniş çaplı bir askeri harekata ekonomik ve askeri maliyetlerden ötürü sıcak değil. Çünkü bunun ABD’ne getirisinin yıkıcı olacağını Irak ve Afganistan savaşlarından çok iyi görmüştü. Fakat Bolton ve Pompeo gibi maceracı yöneticiler Trump’ı istemediği bir savaşa sürükleyebilir.

ABD, İran’a yönelik bir askeri müdahale sinyali vererek; İran’ı, artık etkili bir bölgesel oyuncu olmasını istemiyor. İsrail’in Ortadoğu’daki Amerika’nın en sadık ve güçlü müttefiki olarak konumunu güçlendirmek ve Yahudi devleti ile Suudi Arabistan’ın ve Mısır’ın önderliğindeki Körfez ülkeleri de dahil olmak üzere İran’a karşı olan Arap ülkeleri arasında yakın stratejik ilişkiler kurmak istiyor.

John Bolton, ABD’nin İran rejimiyle savaşmasını değil, yönetimin değişmesi noktasında bir yöne iteklemek istiyor. Nitekim benzer politikayı Suriye, Venezuela ve K. Kore örneklerinden de özdeştirebiliyoruz. Bir savaş durumunda İran, Amerikan ateş gücüne uzun süre dayanacak askeri kapasiteye sahip olmayacaktır. Çünkü İran içinde toplumsal bütünlük olmadığı gibi devlet ile toplum arasında büyük bir nefret uçurumu söz konusu. Yine de İran, İsrail ve Suudi Arabistan desteği olsun ya da olmasın, ABD ve bölge için ABD›ye askeri saldırı yapma yeteneğine sahiptir. ABD, İran askeri tesislerini, nükleer tesislerini ve büyük altyapı tesislerini hızla çıkarabilir. Ek olarak, İran’ın Dünya petrolünün% 30’unun sevk edildiği Hürmüz Boğazı’nı engellemesini önleyebilir.

Dahası, rejim, bölgedeki mali çöküşü tetiklemek için Dubai’deki Burj Khalifa gibi dünyanın en yüksek binasını hedefleyebilir. İran füzelerinin doğruluğu garanti edilemese bile, çoğu hâlâ savunma sistemlerinden kaçabilir. Örneğin İsrail’in en gelişmiş Demir Kubbesi füze savunma sistemi, Gazze’den fırlatılan tüm ilkel füzeleri etkisiz hale getiremedi. Dahası, İran rejimi bölge genelinde bir vekil güç ağı oluşturdu. Suriye ve Irak, Afganistan’dan Lübnan’a kadar uzanan İran liderliğindeki Şii stratejik yayında önemli bağlantılar haline geldi. Tahran’ın vekalet kuvvetleri arasında Afganistan’ın Şii nüfusu, Irak Şii milisleri ve Lübnan’ın güneyini kontrol eden ve İsrail’i hedef almaya hazır binlerce roket bulunan Hizbullah’ın kesimleri bulunuyor. Nitekim, Hizbullah, 2006’da İsrail’le olan savaşından öncekinden daha güçlü çıktı.

Ancak İran, ABD ve bölge için İsrail ve Suudi Arabistan desteği olsun veya olmasın, ABD askeri saldırılarını yapabilir. İran rejimi, Hürmüz Boğazı’nın en dar noktasında - her iki yöndeki nakliye şeritlerinin sadece yaklaşık 3 kilometre genişliğindeki - birkaç gemiyi batırabilir. Daha da önemlisi, İran hem sert hem de yumuşak güce dayalı bir asimetrik savaş stratejisi geliştirmiştir. Her ne kadar İran modern bir cephe hava kuvvetine sahip olmasa da, örneğin, İsrail kadar uzak hedefleri vurabilecek kapasiteye sahip kısa, orta ve uzun menzilli füzelerin geliştirilmesi ve üretilmesinde önemli ilerleme kaydetmiştir.

Bu gerilim savaş olsun veya olmasın sadece petrol ve doğalgaz fiyatlarının yükselmesinden başka bir şeye neden olmayacaktır. ABD, Trump’ın başkanlığından beri ticaret savaşları yüzünden epeyce bir düşman kazandığı gibi Türkiye, Hindistan ve AB ülkelerinde de müttefiklerini kaybetti. Bu bağlamda ABD, çöküşü başlamış yaşlı bir devlet gibi sağa-sola saldırarak bu çöküşü yavaşlatmak istemektedir. Ancak yıkılışın emareleri ABD iç ve dış siyasetinin irrasyonel politikalarında görülmektedir. İki tarafın da savaş başlatmamak için iyi sebepleri var.Trump Çin’i tehdit ediyor, İran’a savaş açacağım diyor. Çünkü ABD, şimdi harekete geçecek, yoksa daha da kötüye gidecektir. Tüm göstergeler ABD ekonomisinde yavaşlamaya işaret ediyor. GSMH’nin ilk çeyreğine ilişkin güçlü bir çıkış olmasına rağmen, her önlem geçen yıldan itibaren devam eden yavaşlamaya işaret ediyor. Bu bütün olup bitenlerin karşısında Türkiye’nin mutlaka önemli ajandaları olmalıdır. Vesselam.

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23