• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Sabri Balaman
Sabri Balaman
TÜM YAZILARI
14 Mayıs 2019

21. Yüzyılda Zekâsı Olmayanın Beka Sorunu Olur mu?

Uluslararası sistemin tarihsel sürecine baktığımızda her yüzyılda sistemi etkileyen başat güç konumunda yeni devletlerin ortaya çıktığı görülmektedir. Modelski’nin de kuramında belirttiği gibi başat güç durumuna yükseliş ve düşüş ortalama yüz yıllık sürelerle olmaktadır. Her yüzyılda belirli bir devlet yükselerek dünya denizlerinde egemen duruma geçmekte ve bu egemenliğini hemen hemen yüz yıl sürdürmektedir. 

Örneğin 15–16. yüzyılda önce Portekiz, sonrasında İspanya, 17 yüzyılda Hollanda, 18. yüzyılda Fransa, 19. yüzyılda İngiltere ve 20. yüzyılda ise ABD, Osmanlı İmparatorluğu’nun zayıflamaya başlamasıyla sırasıyla dünya egemenliğini ilan etmişlerdir. 

20. yüzyılın başat gücü ABD ise, 19. yüzyılda dönemin başat gücü İngiltere ile Almanya arasındaki rekabet ve çatışmayı fırsata dönüştürerek küresel dünya egemenliğini ilan etmiştir. Dolayısıyla ABD 20. yüzyıl boyunca uluslararası sisteme yön vermiştir. “Değişen Uluslararası Sistemde ABD’nin Ortadoğu Politikalarının Sürdürülebilirliği” başlıklı çalışmada 21. yüzyılın nasıl şekilleneceği ve bu bağlamda ABD’nin başat güç statüsünü devam ettirebilmek için nasıl bir yol izleyeceğini yorumlamaya çalıştık.

Bu yazımızda, “ABD güç kaybetmekte ise ABD’ye meydan okuyan devlet veya devletler hangileridir? Yeni yüzyılın küresel dünyasında başat gücü olarak hangi devlet ön plana çıkabilir?” gibi sorular analiz edilerek yenidünya düzeninin nasıl şekillenebileceğine dair muhtemel senaryolar ortaya konulmaya çalışılacaktır. 

Başat Güç, Yenidünya Düzeni, ABD, Çatışma İnsanlık tarihine bakıldığında hemen hemen her yüzyılda, dönemin koşullar ve şartlarına göre devletlerin başat güç pozisyonuna yükseldiği veya dünya siyasetindeki gücünü kaybettiği görülmektedir. Bilim insanları başat güce yükselişin ve güçten düşmenin ortalama olarak yüzyıllık bir süreyi kapsadığını ifade etmektedirler. Bir devletin başat güç konumuna yükselişi veya düşüşünü devletlerin birbirileri ile çatışmasına veya çekişmelerine bağlamaktadırlar. 

ABD, 21. yüzyılda gücün zirvesinden çöküşü durdurmak için uluslararası arenadaki güç kaybını ticaret savaşları ile gidermek istemektedir. Hatta bu doğrultuda ABD’nin -Trump’ın mevcut bakanlıklarda değişikliğe giderek yeni bir savaş konseyi oluşturmaya çalıştığı AB, Çin, İngiltere, Fransa, Rusya, Almanya ve Türkiye gibi pek çok dünya ülkesinin dikkatinden kaçmamıştır. Sonuç olarak diyebiliriz ki, ABD’nin 2000’li yıllardan, yani 11 Eylülden bugüne kadar aldığı kararlar ve uygulamaları ciddi anlamda başta ABD olmak üzere pek çok bölgede ve ülkede tıkanmaya veya krizlere neden olmuştur.

ABD’nin derin politikalarının altındaki büyük çaplı savaş düşüncelerinin temelleri Obama döneminde atılmış, Trump döneminde ise bu politika tamamlanmak istenmiştir. Fakat ABD’nin büyük çaplı savaş çıkarma hevesi içerisinde olduğu diğer devletler tarafından fark edilmiş ve ABD’nin bu politikasına karşı diğer devletler de önlem ve tedbirler almaya başlamışlardır.

ABD’nin dünya siyasetindeki etken gücünü kaybetmesi başta ABD olmak üzere uluslararası sistemde önemli sonuçlar doğurmuştur. Bunlardan ilki, ABD’nin hegemonya krizinden ABD’ye alternatif farklı güç odakları ortaya çıkmıştır. Özellikle Rusya, Çin, İngiltere, Almanya ve Türkiye bu motivasyona sahip ülkeler olarak dikkati çekmektedirler. İkinci olarak uluslararası sistemde güç boşluğu oluşmuş ve bu güç boşluğu özellikle Ortadoğu’da sorunları da beraberinde getirmiş ve bölgenin istikrarsızlaşmasını neden olmuştur. 

ABD, Batı dışında yükselmeye başlayan Çin, Hindistan, Rusya, İran ve Türkiye gibi ülkelerin ikinci bir gücü oluşturmasının önüne geçerek kendi menfaatlerini korumayı ve enerji kaynaklarını kontrol altına almayı hesaplamaktadır.

“Bölgede ABD’nin gücü azaldıkça, coğrafyasındaki ülkelerinin zayıflığı ve istikrarsızlığı Türkiye’yi daha aktif rol almaya zorlayacak” diyen bazı araştırmacılar, 2050’de Türkiye’nin etkisini hissettirdiği coğrafya neredeyse Osmanlı İmparatorluğu’nun topraklarına erişir hale gelebileceğini yazıp çizmeye başladılar. Öncelikle Arap dünyası ve Doğu Akdeniz’de dominant güç oluyor. Ardından Kafkaslar, Orta Asya, Kuzey Afrika’nın bazı bölgeleri ve Balkanlar’da da etkin şekilde güçleniyor. 

Not: Hani birileri beka sorunu yok diyor ya tam da konu bu iken bazılarında zekâ sorunu olduğunu anlayın ve 23 Haziran’ın ne anlama geldiği iyi düşünün ve yarınlarınız sabote edilmesin. Yalnız George Friedman, dünyaca ünlü uluslararası ilişkiler uzmanı ve jeo-stratejist bir noktada uyarıyor: “Tüm bu senaryo, ancak ülkenin iç istikrarını koruması durumunda gerçekleşebilir” diyor. Vesselam.

İletişim için; [email protected] 

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23