• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Sabri Balaman
Sabri Balaman
TÜM YAZILARI
29 Ekim 2019

2002’den 2019’a Vesayet ve İktidar Mücadelesi

Oligarşik bürokrasiler, yaptıkları ya da yapacakları işlerde seçilmişlere tabi olsalar da günümüz bürokrasilerinin fonksiyonları ve ulaştıkları nokta göz önüne alındığında bu tabiiyetin siyaset kurumu açısından aynı zamanda bir mecburiyet ilişkisini de barındırdığı görülmektedir. Geçmişte, özellikle Cumhuriyet döneminden bu yana tüm siyasal iktidarların bürokrasiye olan mecburiyet hissini az ya da çok taşıdıkları muhakkaktır. 

Siyaset kurumunun zayıf, bürokrasinin ise güçlü olduğu çeşitli dönemlerde siyasetin alanının daraltıldığı, ilişkilerde kurumlaşmış bir vesayet düzeninin hakim olduğu görülmüştür. 1950’li yıllarda Demokrat Parti ile ilk kez denenen ancak sonu hüsran olan siyasetin önünü açma girişimi 1980’li yıllarda Anavatan Partisi ile tekrar gündeme gelmiştir. 

Köklü reformları ve büyük dönüşümleri içermemesine rağmen 2000’li yıllardaki üçüncü denemenin başat aktörü olan AK Parti iktidarında değişim ve dönüşüm pratiklerinin zaman içinde temel altyapısını hazırlanmıştır. Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları bürokratların belirli bir siyasal odağın düzenlediği alanla ilgili değerler ve çıkarlara bağlılıkları, yürütme erkini kullananların kendi programlarını ve bakanlıklarını yönetirken ciddi zorluklarla karşılaşmalarına neden olabilmektedir. 

Siyasi liderliğin öncelikleriyle bürokrasinin beklentilerinin uyuşmadığı durumlarda bürokrasinin politik karar vericilere karşı direnç gösterdiği çokça görülmektedir. Bürokrasilerin doğasında var olan ve statüko kelimesiyle ifade edilen “mevcut durumu sürdürme, değişime ve dönüşüme direnç gösterme” olgusu, özellikle değişim, dönüşüm ve reform vaatleriyle iş başına gelen siyasi iktidarları çoğu zaman başarısız kılabilecek derecede büyük riskler içermektedir. 

AK Parti’nin iktidara gelişi siyaset ve bürokrasi ilişkilerinde yeni ve çok daha güçlü bir üçüncü dalganın (ilk iki dalga Demokrat Parti ve Anavatan Partisi dönemleridir) yaşanacağına işaret etmiştir. Bu beklentinin en kuvvetli dayanağı AK Parti’nin zaman zaman zayıf yanı olarak değerlendirilse de kuruluşundaki toplumsal mutabakattır. Söz konusu mutabakata kısa zamanda halk desteğinin de eklenmesi partinin siyaset sahnesinde hızla güç kazanmasına olanak tanımış, muhafazakâr demokrat olarak tanımlanan parti kimliği, farklı kimlik ve çıkarlara sahip çevrelerin statükoyu değiştirmek amacıyla buluştukları bir alan işlevini görmüştür.

Parti, seçim bildirgeleri, parti ve hükümet programları vb. hemen her belgesinde ve yetkililerinin ifadelerinde değişimi ve dönüşümü arzuladığını, bürokratik oligarşinin ve vesayet kurumlarının hegemonyasını kırma idealini vurgulamaktadır. Tüm yaşananlar AK Parti iktidarında siyaset ve bürokrasi ilişkilerinin geçmişten daha farklı olacağını göstermiştir. 

Bu süreçte geçmişin her devirde etkin olan bürokratik kurumları, bürokratik oligarşiye savaş ilan ettiğini söylemekten kaçınmayan güçlü bir siyasal iktidarla karşı karşıya kalmıştır. Kurulduğu 1960 yılından bu yana güçlü bir bürokratik misyonu temsil eden, geliştirdiği kurumsal ideoloji ve sahip olduğu güç kaynaklarıyla siyaset kurumunu etkilemiş olan DPT (Devlet Planlama Teşkilatı), 2000’li yıllarla birlikte ülkemiz kurumları açısından bakir bir alan olma özelliği taşıyan AB sürecini kendisine yeni misyonunu geliştirebileceği bir alan olarak seçmiştir. Aynı zamanda DPT bürokrasisinin bu seçiminin arka planında güçlü bir iktidar karşısında yine o iktidarın yeterli deneyiminin olmadığı bir alanda uzmanlaşmanın önemini bilen, bürokratik, bürokratik olduğu kadar da pragmatik bir düşünüş sezilmektedir. 

Yıllar içerisinde anlaşılmıştır ki; AK Parti iktidarı bürokrasi ve bürokratik vesayet kurumlarına karşı mücadelede geçmiş iktidarların daha da ilerisinde bir misyon üstlenmiştir. Diğer taraftan bu misyonun geliştirilmesi ve uygulanmasında AK Parti’nin geçmiş iktidarlara göre birtakım avantajlara da sahip olduğu muhakkaktır. Bu süreçte dış konjonktürün yadsınamayacak derecedeki katkısı, şartların uygun olmasının da ötesinde Türk devlet yapısının ve yönetsel sisteminin uluslararası sisteme Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları entegrasyonu için küresel finans çevrelerinin ve AB’nin talepleri doğrultusunda yeniden yapılandırılmasını zorunlu kılmıştır. 

Son tahlilde AK Parti iktidarında siyasetin alanında görülen genişleme, geçmişte etkinliği bilinen bir kısım vesayet aktörlerinin yanında bürokrasiden elde edilen kazanımların bir sonucudur. Bu kazanım yarım asırlık geçmişiyle bürokrasiyle özdeşleşmiş bir kurum olan DPT’nin bir yenilgisi olmaktan ziyade siyasetin bürokrasi üzerinde gerekli kontrolü sağlaması yolunda atılmış önemli bir adım olarak okunmalıdır. 

Bu milletin tek korkusu, elde edilen bu kazanımların 2002 Türkiye’sine dönüş ve yanlış kadroların vesayet emrine tekrar dönüşü olmasıdır. Bu millet Ak Parti’yi iktidara getirmenin bedelini şehit ve gazileri ile ödemiştir ancak bugün birçok üniversite ve bakanlık halen vesayet bekçilerine şirin gözükmek için ödün ve alan tahsis etmektedir. Ak Parti oluşacak ihanetlere hazırlıklı olmak zorundadır. 

Vesselam.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Vatandas sabri

Sayin Balaban haklısınız emperyalist batınin emellerine amaçları planları hep vardı vede var olacak...allah uyuyan tembel .islam alemine akıl fikir versin..BİZİM İÇİMİZDEKİ FRANSIZLAR ( PKK .YPG HDP VE SAHTEKAR SOLYANDANCARKLİTAYFALAR ZATEN HAİNLİK VE İHANETLERİNE DEVAM EDECEKLERDİR. ....çünkü feto gibi bunlarda afarozlanip mankurtlastirilmislardir.....şizofren dirler. .....saygilar selamlar ..
  • Yanıtla

Muzaffer

Bu millet Ak Parti’yi iktidara getirmenin bedelini şehit ve gazileri ile ödemiştir ancak bugün birçok üniversite ve bakanlık halen vesayet bekçilerine şirin gözükmek için ödün ve alan tahsis etmektedir.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23