• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Prof. Dr. Ahmet Maranki
Prof. Dr. Ahmet Maranki
Stratrajik Oyunlar
TÜM YAZILARI

Ramazan’da tefekkür ve şükür!

03 Mayıs 2022
A


Prof. Dr. Ahmet Maranki İletişim: [email protected]

 

Bizleri bir Ramazan Bayramına da kavuşturan yüce Allah’a hamd-ü sena ile başlayalım. Bir düşünelim, akledelim, farkındalığımızı arttıralım! Uçuruma giden insanlığın ve gelecek neslimizin hava, su gibi ihtiyacı olan iman hakikatlerini hatırlayalım! Müfredata itinayla eklenip yeni neslin neşv-ü neması gecikmiştir! “Bizi kim ve ne maksatla-hedefle yarattı..?!” sualinin cevabını veren kâinat kitabı Kur’an’ı, asrın idrakine göre okutmak zamanıdır!

GİZLENEN İLİM-BİLİM, YOKOLUŞUN TEK SEBEBİDİR!

Bugün, tüm dünyanın, tehlikeli ya da muğlak her bir konuyu ve uygulamayı sorgulamadan kabul edip, hayatını son derece olumsuz şekilde yönlendirmesini temel bir sebebi vardır! İnsanın doğru karar verebilmesi için doğru düşünebilmeye, doğru düşünebilmek için de beynin ana gıdaları eser minerallere ihtiyacı vardır. Bunların başında lityum gelir!

Lityum, iyot, çinko ve muhtelif mineraller iletişim ve bağlantının anahtarıdır! İnsanda, özellikle lityum eksikliği olursa, nöron sistemleri arasındaki enerji dönüşüm dengesi bozulur! Lityum en iyi iletkenlerdendir ve titanyumla birlikte koruyucu kalkan artar, enerji-elektrik iletimini azamî seviyeye çıkarır! Lityum, derideki dayanıklılığı da sağlar! Lityum, iyot, çinko mineral eksikliği olan akli melekeleri kaybolur!! Psikosomatik baskılar ve bağışıklık sistemini olumsuz etkiler!

Bu da sadece Allah’ın yarattığı kainat şifahanesinde başta kristal tuz olmak üzere, ceviz, dereotu, yosun ve bir takım hayvansal gıdalarda mevcuttur!

DÜŞÜNELİM, BİZİ KİM YARATTI?

Bugüne kadar yazılan bütün bilim ve din kitaplarıyla gelinen nokta bellidir. Yaratıcıyı hiçe sayan sapkın ideolojilerin, dini tedris ve yapılarda dahi hem de yaygın şekilde yer bulmasına çözüm noktasında akıllara kapı açalım. Asrın sahibi Bediüzzaman’ın risalelerinin nuruyla, hayatımıza-öte hayatı da düşünerek “ilim ve fen” penceresinden bakalım!

GÖZÜN ŞÜKRÜNÜ EDA 

EDEBİLİYOR MUYUZ?!

Eşref-i mahlûkat olarak yaratılan insan, ebedi saadeti kazanmak için dünya tarlasında maddî manevî ekip biçip âhiret kazanma tatlı telâşında olmalıdır! Hep şekva ediyoruz..! Peki bir de, Cenâb-ı Rabbil Âlemin’in “bir şeyin değeri kaybetmeden anlaşılmaz..!” hükmüyle bir gün gözü kapayıp bu âlemin bütün letafet ve güzelliklerinden uzak kalmayı tefekkür edelim..!? Neticesini, izharını beklemeye lüzum olmayacak şekilde, ibretlik hâlimiz “gözlerimizin önünde” canlandı, değil mi..?!

İnsan gözü 8 gram ağırlığındadır. Ancak en gelişmiş kamera bile onunla karşılaştırılamaz. Göz 10 milyon rengi ayırt edebilir. Misâl, soğukta donmamak için kalın giyiniriz, başımızı sararız, kalın çizmeler ve eldivenlerle tedbir alırız. Fakat hep açık olan gözlerimiz, böyle çetin havalarda bile donmaz! Çünkü Allah gözün suyunda, donmasını engelleyen bir madde yaratmıştır!!

“Biz ona iki göz ihsan etmedik mi..?!” (Beled, 8)

Bediüzzaman hazretleri diyor ki; “Göz bir hassedir ki, ruh bu âlemi o pencereyle seyreder.”

Gözümüze ve yapısına ibret nazarıyla bakarsak, Allah’ın ona pek çok bekçiler bahşetmiş olduğunu görürüz! Misâl, kirpikler gözleri kir ve rüzgâra, göz kapakları dış zararlılara karşı korur. Göze bakteri, mikrop veya yabancı cisim girdiğinde Allah’ın lütfuyla, lizozom adı verilen özel bir sıvı üretilir ve yabancı maddeler, bakteriler, mikroplar yok edilir. Kaşlar ise, keskin ve en tabii renk algısını korumak için göze gelen güneşi ve diğer ışıkları-yansımaları dengeler!

Allah’ın bu mucizevî san’atı ve azameti karşısında hayranlık, edep-hürmetten titreme ve imanının nuru parlar ve O’na daha çok ibadet etmeye çalışılır..!

“Ey göz, güzel bak! Âdi bir kavvad nerede? Kütübhâne-i İlahînin mütefennin bir nâzırı nerede? Evet, benî-Âdem, büyük bir kervan ve azîm bir kafile gibi mazinin derelerinden gelip, vücud ve hayat sahrasında misafir olup, istikbalin yüksek dağlarına ve müzeyyen bağlarına müteveccihen kafile kafile müteselsilen yürümekte iken, kâinatın nazar-ı dikkatini celbetti.

“Şu garib ve acib mahlûklar kimlerdir? Nereden geliyorlar? Nereye gidiyorlar?” diye ahvallerini anlamak üzere hilkat hükûmeti, fenn-i hikmeti karşılarına çıkardı. Ve aralarında şöyle bir muhavere başladı:

Hikmet: “Nereden geliyorsunuz? Nereye gidiyorsunuz? Bu dünyada işiniz nedir? Reisiniz kimdir?” Bu suale, benî-Âdem nâmına, emsali olan büyük peygamberler gibi, Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm, nev’i beşere vekâleten karşısına çıkarak şöyle cevapta bulundu:

“Ey hikmet! Bu gördüğün insanlar, Sultan-ı Ezelî’nin kudretiyle yokluk karanlıklarından ziyadar varlık âlemine çıkarılan mahlûklardır. Sultan-ı Ezelî, bütün mevcudatı içinde biz insanları seçmiş ve emanet-i kübrayı bize vermiştir. Biz haşir yoluyla saadet-i ebediyeye müteveccihen hareket etmekteyiz. Dünyadaki işimiz de, o saadet-i ebediye yollarını temin etmekle, re’sü’l-malımız olan istidadlarımızı nemalandırmaktır. Ve şu azîm insan kervanına, bundan sonra Sultan-ı Ezelî’den risalet vazifesiyle gelip riyaset eden benim. İşte o Sultan-ı Ezelî’nin risalet beratı olarak bana verdiği Kur’an-ı Azîmüşşan elimdedir. Şüphen varsa al, oku!” (İşarat-ül İ’caz – 12)

Rabbim bizleri daima hakkın hatırını savunan, Zâtına kul, Habibine ümmet eylesin! Görmedim, duymadım, işitmedim diyerek gözün, kulağın ve diğer azaların şükrünü eda edip, haksızlıklar karşısında dilsiz şeytan olmaktan muhafaza buyursun, âmin. Vesselâm.

 Ramazan Bayramımız hayırlara vesile olsun!

WhatsApp İhbar Hattı: 530 200 00 96

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23