Gençliğin Sesi! Ebeveynler siz çürütüyorsunuz bizleri..!

19 Temmuz 2019 Cuma

“Bu benim dersimdir. Ben kendim için okuyorum. Bu risaleyi, şimdiye kadar belki yüz defa okumuşum. Fakat şimdi yeni görüyorum gibi tekrar okumaya ihtiyaç ve iştiyakım var” diyen Bediüzzaman’dan, milli olamamış humuslu-bulanık-karışık.. Vs. eğitimimizle gelecek neslimizin virane olmasının müsebbibi kim?!

Tevhid olamadığı gibi tedris de veremeyen sistemi kim kurdu?! Ey başbakanlar, bakanlar, milli eğitim bakanı, vekiller, okullar, eğiticiler, öğreticiler, suçlu sizsiniz! 

Amerika’nın yaptırım programını uygulamasaydınız böyle olmazdık! 

Ne ektiyseniz onu biçeceksiniz. Sizin de günahınız, babalarınızın aldığı kararlara karşı çıkmamak! 

Şimdi biz sizin aldığınız kararlara karşı çıkıyoruz; bizlere anarşist diyorsunuz!

Helal haram demeden yiyip içtiniz, ruhsal ve bedensel olarak bozuldunuz, yaratıcının programına uymadınız ve bizim gibi ruhsal ve bedensel olarak sağlıksız nesiller ortaya çıktı! Yetmedi hazır mamalarla beslediniz, margarinler, nişasta bazlı şekerler ve beyin kodlarımızda olmayan ebter-dölsüz binlerce şey yedirdiniz!

Nesillerimiz dölsüz oldu! Doğurganlıklarımızı düşürdünüz!

Doğacak çocuklarımız ise sakat, prematüre, geri zekalı, şaşı, aptal.. İlk bir yılı hastalıklar içinde hastanelerde geçiyor... Anne-babalar çocuk doğurduğunda ve doğurdurduğuna pişman oluyor tabi. Bütün bunlar planlı bir çalışmanın organizeli bir senaryonun sonucu! Muhatapları da bugünkü nesillerimiz!

Bunun mesulü bizi doğuran ve bugünlere getiren sizlersiniz!!!

Tabii ki o da çocuklar doğarsa..! 

Çünkü on evliliğin yedisinin çocuğu olmuyor!

Olanların hali de yukardaki gibi perperişan!

Hele tüp bebekleri hiç konuşmak istemiyoruz. Aşksız, sevgisiz, muhabbetsiz, letafetsiz, zorla, istemeyerek acı ızdırap içinde psikolojileri bozulmuş nesillerden olan bu çocukların hali ne olacak?

Bilen var mı! Cevabını kim verecek bir bilim adamı var mı?

Sonra bizi okula gönderdiniz, öğretmenlerimiz de hayat boyu hiçbir işe yaramayan bilgiyle doldurdu zihnimizi! 

Vatan hakkı, millet hakkı, bayrak hakkı, toprak hakkı, dinimizi, kültürümüzü, tabiatı, özümüzü, geleneklerimizi öğretseydiniz bugünkü aile huzursuzlukları yaşanmazdı!

“Beni kurslara yolladınız özel okullarda okutturunuz bütün amacınız oğlum avukat olsun doktor olsun!!!

Evet, ben avukat oldum, doktor oldum; bana aşk öğretilmedi, sevgi, muhabbet, eşler arası ilişkiler, çocuk bakımı, yemek, temizlik gibi yuvayı çekip çevirecek kıymetli bilgiler sunulmadı..!” 

Böyle yetiştirilmeseydim bunları demek zorunda kalmazdım, küçük düşmezdim, yuvamız yıkılmazdı..!!!

O binbir zorlukla büyüttüğümüz evlatlarımız işte bizden ahirette böyle şikâyetçi olacaklar!

Kaynak mı? Kur’an ve hadisi iyi okuyunuz!

...

Bir gencimizin feryadı:

“Gençlik nereye gidiyor?” denip duruyor; “Yetişkinler olarak neredeyiz?!” denmiyor..!?

Aynı kötü kadınlar var derken; kadınlara bu kötülüğü yapan erkekler nerede acaba!!!

Bunu hiç kimse sorgulamıyor!

 “....Ülkenin başını belaya sokanlar gençler mi; yetişkinler mi?

Bir soru daha fazla yapıp geleceğini kazanmak isteyen gençlerken; sınav sorularıyla birlikte hayallerimizi çalan gençler mi; yetişkinler mi?!

15 Temmuz’u planlayanlar kaça gidiyordu?

Milletin yüzüne baka baka yalan söyleyen siyasetçiler hangi üniversitede okuyor?

Sanatçı kimliğiyle her türlü ahlaksızlığı yapanlar ergen mi?

Lütfen artık gençliğe laf söylemeyi bırakın da yetişkinlere bakın ve “Sizler bu ülkenin geleceğisiniz!” gibi klişe sloganlardan vazgeçin.

Çünkü sizler bu ülkenin bugünüsünüz. Siz yaşadığınız günü bile kurtaramazken, yarınları kurtarma işini niçin bize ihale ediyorsunuz?

Kimin elinin kimin cebinde belli olmadığı, çarpık ilişkilerle dolu dizilere reyting rekoru kırdıran sizlersiniz. Kan damlayan, şiddet kusan senaryoları siz yazdırıyorsunuz.

Evlilik gibi kutsal bir müesseseyi, evlilik programlarında virane bir gecekonduya dönüştüren yine sizsiniz.

Siz gece kulüplerinde kavga eden futbolcuları el üstünde tutarken, okul koridorlarında kavga eden öğrencileri disipline gönderemezsiniz.

Bir yandan her türlü rezilliği özgürlük olarak sunan, cinsiyetsiz bir toplum özlemiyle yanıp tutuşan yazarların kitaplarını okurken, bir yandan ailenin öneminden bahsedemezsiniz.

Yetişkinler para hırsıyla sürekli inşaat yaparak şehri betona boğarken, gençlerden geleceği inşa etmelerini bekleyemezsiniz!

“Yeni nesil şöyle, yeni nesil böyle!” diye konuşup durmayı bırakın!

“Senin yaşında Fatih İstanbul’u fethetmişti!” diyerek demagoji de yapmayın! Çünkü benim babam II. Murad değil, hocam da Akşemseddin değil.

Zaten İstanbul da artık Fatih’in fethettiği İstanbul değil!

Evet anneler-babalar bütün bu yeni mesleğin bozukluğunun sebebi sizlersiniz, oturun önce kendiniz bir empati yapın! Kim bu anne babalar..!

Devletin başından, bakanlarından, vekillerinden, belediye başkanlarından, devletin bütün kademesindeki sorumlu olan anne-babalar, tabii ki yöneticiler bir kere daha düşünün...!!!”

Ölüm var! Ahiret var ve hesap var!

Bunu asla unutmayınız! Milyonlarca insan bunun hesabını sizlere soracaktır!

Ebeveyn, eğitim sistemi, kanun yapıcılar hiçbir kanun yapmadı, “yapıcı” adım atmadı!

Evet, 40 yıl devlette stratejik görevler yaptım, 40 madalya, liyakat mektubu aldım, 10 senedir geleceğimizin, nesillerimizin ruhsal ve bedensel bozukluklardan arınması için mücadele ediyorum!

Bu ülkenin düşmanları tarafından şikâyet edildim ve 57 soruşturma geçirdim! 

La galibe illallah! Durmak yok yola devam!

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • Abdulkayyum El DüzceviAbdulkayyum El Düzcevi28 gün önce
    İlgililerin Dikkatine! Türk Gıda Kodeksi mevzuatları ve helal sertifikalı tüketim malzemelerizihinsel özürlü beleşçi diplomalılar tarafından  beslenme ürünlerindeki kimyasal, biyokimyasal ve radyoaktif toksikler hususunda hiçbir taramadan geçirilmeden sağlıklı raporu düzenlenmiş , beyan edilmiş ve yürürlüğe konulmuş cani ve katil hükümlerdir.Türk Gıda Kodeksi Kurumu, var olduğu günden beri doğal gıdalar ve katkı maddelerindeki kimyasal ve radyoaktif toksiklik ve dereceleri tespit edilmemiş, sınır değerleri bildirilmemiş halk da tehlikelere karşı uyarılmamış gerekli tedbirler alınmamıştır. Yani sağlıki açıdan M. Ö. devirleri yaşadığımız gibi modern çağın getirdiği hastalıkları da hediye olarak kabul etmekle mükellefiz. Devlet'in bu kurumlardakidiplomalı, bilgisiz ve bol maaşlı kulları klasik formaliteleri yerine getirmenin dışında bir aktivitelere sahip değillerdir. Buna karşın   bilgisizlik, becersizlik ve cehaletleriyle halk sağlığına ve devlete verdikleri zararı  anlamak, anlatmak ve hesaplamak imkansızdır.Devlet ; cisimleri zehir, zakkum, sihir, halüsinojenik maddeler, uyuşturucu ve toksik ilaçlarla dolu hasta vatandaşları Sağlık Bakanlığı'na ve buna bağlı kurumlara modern hastanelere, hekimlere,  bağımlılık yapıcı sentetik ve zararlı ilaçlara pahalı ve faydasız tıbbi uygulamalara havale etmekle halk sağlığına katkıda bulunacağını hayal ve umut etmektedir. Bu ham hayal Cumhuriyetin kuruluşundan beri kısmen de olsa gerçekleşmedi ve gerçekleşmeyecek. Zira sağlıkla ilgili temel prensipler net bir şekilde bilinmedi ortaya konulmadı. Sadece ithal  sağlık ilkeleri ve taklitleri benimsendi. Ülkemiz yabancı ilaç firmalarının zehir pazarı, insanlarımız da onların koboyları haline geldi. Hastalıklara karşı çaresiz kalmanın sorumluluğu ekseriyetle Devlet'e, Sağlık Bakanlığı'na ve Araştırma Kurumları'na aittir. Devlet yalnızca sorumlu kurumlara bütçeden para transferi yapmakla meşgul, onlara başarısızlıklarının hesabını sorma, bilgi ve becerisine  vakıf değil. 2018 yılı Istatistik veri değerlerine göre Türkiye' de diyabetli hasta sayısı 11 milyon civarındaymış. Üç milyon kişi de şeker hastası olmasına karşın hastalığının farkında değilmiş. Global firmaya ödenen yalnız insülin masrafı yıllık 500 milyon dolarmış. İnsülin kullanan hastalarda iyileştirme belirtisi olmamasına rağmen, hastaların kendilerini biraz iyi hissetmeleri de söz konusu değil. Değişiklik sadece kan değerlerindeki rakamlarda. İyi olmuş hiçbir hasta da ortada gözükmüyor. Devlet veya Sağlık Bakanlığı yetkilileri insülin üretici firmaya"Ürettiğiniz ve diyabete çare olarak sunduğunuz ilaç tesirsiz, ne şeker hastalığını ne de diyabetli sayısını azalttı. İşte istastik verileri" diye hesap soramıyor, zararları tazmin edemiyor. İleri gelen sağlık yetkilileri bizlere "İlacımız var. Türkiye'de üretiliyor" diye sayıklıyorlar ve masallar anlatıp olayı kapatıyorlar. Bunlar, yabancı ve yerli şarlatan meşru zehir tüccarlarına bizim zararımıza peşinen teslim olup, boyun eğmiş gözüküyorlar. Sağlık ilmi ilkeleri olmayanlardan zaten başka yararlı alternatif çözümler beklemek boşuna olur. Her nasılsa doktorlar hastalara  belirli zaman aralıklarında kendilerini kontrol ve muayene ettirmelerini salık veriyorlar. Güya "Hastalık teşhis edilirse veya tanı konulursa tedavi kolayşır. " tezini öne sürüyorlar. Bilimsel savları haklıysa, kronik hastalıklarda hastalara teşhis ve tanı çoktan konulmuştur. Gerekli ilaçlar, şuruplar, haplar v.s. içilip, yutulmakta veya enjekte ettirilmekte. Sonuç olarak hiçbir değişiklik yok. Hekimlerin dayandıkları tezler fos çıkıyor. Ayrıca sürekli acı çeken zavallı hastalara hayatta kalabilmelerinin sebeplerini de reçeteledikleri ilaçlara, şuruplara, uyuşturuculara ve haplara bağlıyorlar.Hatta hekimlere, veterinerlere ve alternatif tıpcılara(!) kalırsa, öksürme, üşüme veya yorgunluktan dolayı her kim muayenehaneye giderse, hayatının geri kalanını hekimlerin, tıbbi uzmanların muayenelerine, tanılarına, ilaçlarına ve haplarına borçludur. Aksi takdirde vatandaş ya helak olmuş ya da mezarı çoktan boylamıştır. Hastaların şuuraltlarına bu tıbbi dogmalar önceden yerleştirilir.Bunun adı bilimsel tibbi demagogluk ve sihirbazlıktir. Hatırıma gelmişken belirtmekte fayda görüyorum. Orta Çağ karanlığı Avrupa'sında papalar ve papazlar kendilerini bütün noksan sıfatlardan münezzeh görürler, kendilerini "Tanrının yeryüzündeki hatasız, kusursuz ve mükemmel temsilcileri" olarak lansederlermiş. Papalarda kusur ve hata aramak ; Tanrı'da özür ve kusur aramakla eş anlamlıymış.  Ayrıca  Türkçe'yi doğru  bilemeyen ve konuşamayan hastalara Latince terimlerimlerle hastalıkları adlandırmalarını  uzmanlıklarının ve maharetlerinin gereği  olarak görürler. Sağlıkla ilgili etkili ve yetkili biri kişi olsaydım, ülkemizdeki bütün yerli ve yabancı ilaç=, üreticileriyle, tüccarlarıyla, hekimlerle, alternatif tıpcılarla ve eczacılarlarla genel bir anlaşma yapıp  özellikle süreğen hasta sayıları ve hastalıklar yarıya inmediği müddetçe ruhsatlarını iptal eder, mesleklerindeki çalışma haklarını rafa kaldırır, verilen zararları tazmin ettirir, tıbbi zırvalarla hastalara  hap=şap yutturularak zehirlenmelerinin gereğini yapıp adaleti icra ederdim. Gerçi söz konusu dalavericiler çok zengin ve her yerde etkili; açık ve gizli satın alamayacakları kimseler yok gibidir. Devlet Başkanı Sayın Erdoğan'ı biz seçtiğimize göre, "Halk sağlığını koruma" kutsal görevini zatı şahanelerine havale ediyoruz.Umulur ki bizlerin beklentilerine cevap vermeye tenezzül buyururlar. Mesala beslenme ürünleri olan tomates, patlıcan ve patateste doğal zehir olan "solanin"nin 42 miligramı bir kilogramlık deney koboyunu (sıçan veya fare) anında öldürüyor. Hadiste belirtildiği üzere yaklaşık mealen : " Pirinç müstesna, yerden çıkan her nebatta zehir ve sihir vardır, . Şu kabristanda zehir ve sihirden ölmeyen kimse yoktur." Ülkemizde tüketilen besin ürünlerinde sinir değerlerini aşan doğal kimyasal, biyokimyasal ve radyoaktif zehirler vardır. Halk Sağlığı Kurumunca tüketilen gıdalardaki toksikler şimdiye değin taramalardan geçirilmiştir. Doğal Gıdalar Toksikolojisi Türkiye'de bilinmemektedir. Tabiplerin kan analizlerine genellikle doğal toksinlerin varlıkları göz önünde bulundurulmamaktadır. Zamanla doğal gıda zehirlenmesi neticesinde insanlarımız sayısız süreğen hastalıklara maruz kalıp, şekli şemali değişmekte "hortlak" (İfadeden dolayı özür dilerim.) görünümlü olmaktadırlar. Doğal gıdalardaki zehirler kısa zamanda tespit edilebilecek toksik ler değillerdir. Yıllarca uzun araştırmalar ve koboy deneyleri sonuçlarında ortaya çıkıp sağlık biliminin hizmetine sunulur. Beslenme ürünlerindeki doğal zehirlerin etkisi insanlar ve hayvanlarda bütün kronik hastalıklar ve özürler, saç dökülmesi ve beyazlaması, şaşılık, körlük, böbrek taşları, böbrek yetmezliği, diyabet çeşitleri, topallık, falçlik, yaşlılık kısacası akla gelebilen ne kadar bedensel, ruhsal özürler ve hastalıklar nihayet vücut her tür zehir çeşiti le dolarsa ölüm şeklinde ortaya çıkar. Şimdiki tıp değşik meşu mafyaların boyunduruğu altında ve güdümündedir. Devletimiz her nasılsa meşru fakat faydasız ve çok zararlı bu mafyaların sihir tesiri altına girmiş bunlara ilmi ve kanuni dokunulmazlıklar sağlamaktadır.
  • Mehmet necati ozcetin Mehmet necati ozcetin 1 ay önce
    Asrın hastalığı 'Zaaf ı imandır,.Tadavisi Kur'andadır Kur 'an eczahenesi olan Risale i Nurları okumak ,derslerine ailece katılmaktır
  • M_NumanM_Numan1 ay önce
    Armut dibine düşer derler. Yeni nesilden memnun olmayan ebeveynlere sormak istiyorum. hani siz anne babanızın eğitiminden memnun değilsiniz demi?bakın sizin memnun olmadığınız eğitim sisteminden siz çıktınız.sizin aldığınız eğitim ve mutasyona uğrattığınız sisteminizden de bu neidüğü belirsiz nesil türedi.İnsanlar göz ve kulak yoluyla eğitilir
  • meleknurmeleknur1 ay önce
    NESİLLERİ NESİL EDEN,NESİLLERİ YAŞAYAN VE YAŞATAN BÜYÜKLERDİR. KONU ÇOK GÜZEL. ACİLEN ANNE BABALAR VE DİĞER BÜYÜK GÖREVLİLER GENÇLİĞİ KURTARMAK İÇİN ÖNCE ÖRNEK ÖNCE ÖNDER OLACAKLAR VE OLMALILAR. GEÇMİŞE GENÇLERİN YENİLMİŞ HAKLARINI KENDİLERNE VERMELİLERKİ GENÇLER BÜYÜK GÖREVLİLEREİNANSINLAR. GÜÇLÜ TÜRKİYE GÜÇLÜ NESİLLERİYKE OLACAKTIR!
  • Akif Akif 1 ay önce
    hocam, gerçekten doğru,çözüm, kendimize gelmek, doğru yolda ilerlemek
  • AsumanAsuman1 ay önce
    Bu ülkede yerliler hep magdur yersizler hep bas tacı.sonuncusunu hukumet yaptı ne tarım kaldı ne kadın calışkan anadolu kadını feminislerin tuzagında zemini yasayıda ak parti yapti niye dogruları konustugumuzda gocunuyorsunuz.bakın chp kendini hic saklamıyor neyseler o.bizimkiler o biçim anlayın...mevlananın şu sözü yeter, namus kavramı olmayanın vatan kavrami olmaz.
  • Osmnshn Osmnshn 1 ay önce
    Allah Razı olsun hocam saygılar
  • hüseyinhüseyin1 ay önce
    "Biz bir ülkeyi/medeniyeti mahvetmek istediğimizde, onun servet ve nimetle şımarmış elebaşlarına emirler yöneltiriz/onları yöneticiler yaparız da onlar, orada bozuk gidişler sergilerler. Böylece o ülke/medeniyet aleyhine hüküm hak olur; biz de onun altını üstüne getiririz." İSRA 16
  • yükselyüksel1 ay önce
    Allah (c.c) yar ve yardımcımız olsun. Selam ve dua ile
  • MustafaMustafa1 ay önce
    Allah c.c. sizden ve sizin gibi nice emek ve zahmet vererek mücadele edenlerden ebeden razı olsun. Ama malesef nereyi düzeltelim, nereden başlayalım değilde, gavura nasıl hizmet ederiz diye nice olumsuz sözleşmeler ve aile yıkma ihale paslaşması işlemleri ile geçiyor günler. Yani herkes cebini doldurmaya cehenneme odun hazırlama derdine düşmüş, gençlikmiş, ülkenin iyiliği güzelliği kimin umurunda ki!!
  • AliAli1 ay önce
    Eskiden çok eskiden sağlam itikat bidat sız TEVHİD Lâ diyerek reddedilen Tâğût. Ve şirkten beri olurduk. Sonra ameller gelirdi. Şimdi ise önce bol bidatlı uydurma amel imanın yerini aldı
  • mehmetmehmet1 ay önce
    az bile demişsiniz, asıl suçlu ebeveyn! elimizi taşın altına koyma vakti geldi de geçiyor... daha büyük belalar gelmeden uyananlardan olalım inşallah. tabi ilk olarak, hiçbir büyük icraat yapamayan aile ve milli eğitim bakanlıklarını izliyoruz. aile katliamını körükleyecekler mi, göreceğiz...
  • Halil ünal Halil ünal 1 ay önce
    Allah c.c aynı dertle dert lenmeyi nadip etsin. La galibe illallah

Günün Özeti