• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Çelik
Mustafa Çelik
TÜM YAZILARI

Fakirlerimizin ihtiyacı, zenginlerimizin israfı kadardır(3)

10 Şubat 2021


Mustafa Çelik İletişim: [email protected]

İsraf; çılgınlık ve aşırılıktır. İsraf itidâli aşmak, mâkul sınırı zorlamak, ortayoldan ayrılmaktır. İsrafa varmayan mûtedil bir tüketim, nimetleri insan gözünde daha sevimli ve çekici kılar. Her gün her istediğini yiyen, giyen, ya da başka türlü tüketen kişinin gözünde nimetlerin değeri küçülür. Kendi iradesiyle israfa düşmeyen ve bazı isteklerini frenleyebilen insan daha mutludur; çünkü nimetler, gözünde daha değerlidir.

İsrafa alışan insan başkalarını düşünmez hale geldiğinden toplumda sınıf farklılıkları arttıkça zenginlerin müsrif tavrı fakirleri ezmekte, onları da israfa yönlendirecek bir takım sosyal yaralar açmaktadır. Tüketim arzusu, insanda fıtrî bir arzudur. Bu arzu insanı tûl-i emel ve hırs adı verilen dünya nimetlerine sahip olma ve dünyanın peşinden koşma duygusuna yöneltir. Tüketim ve israf, insanı egoist ve bencil yapar. Yasak olan israf, insanın kendisi için yaptığı lüzûmundan fazla harcama ve tüketimdir. Yoksa başkaları için yapılan harcamalarda israf söz konusu değildir. Nitekim ahlâki bir esas sayılan “fütüvvet” anlayışına göre insanın nefsi için yaptığı masraf israf sayıldığı halde; dostu için yaptığı masraf, ne kadar çok da olsa, israf sayılmamıştır. İslâm’ın emrettiği iktisad; Allahû Teâla’nın tesbit ve tayin buyurduğu helal ve haram hududlarına riayet ederek sınırsız ihtiyaçları sınırlı kaynaklardan karşılama ilminin adıdır. Bu ilmi kaybetmiş bir toplumun müsrifler çetesine yenik düşmesi kaçınılmazdır.

Çerçevesini israfın belirlediği tüketim alışkanlıklarımız, bizi haramın köleleştirilmiş tüketicileri olmaktan öteye götüremezler. Günümüzde ulaşımla felce uğratılan, programlarla uykusuz bırakılan, hormon tedavisiyle zehirlenen, hoparlörlerle susturulan, yiyeceklerle hasta edilen aç ve açıkta kalmış yığınların arasında ortaya çıkan putçu bir azgın azınlığın şımarıklıkları hak ve hukuk ile terbiye edilmedikçe israf denizinde boğulanların sonu gelmeyecektir.

İslâm ile idare edilmeyen Müslüman bir toplum, israfçı azgın putçu azınlığa yenik düşmüş demektir. İslâm ile idare edilmeyen ömürler, sahte ilahların hevâ ve hevesleri uğruna israf edilen ömürlerdir. Şunu bilelim ki; modern zamanlar, Allah’ın ilahlığına, Rabliğine, hükmüne ve hâkimiyetine başkaldıran Samiri’nin “altın buzağı”sının cilalanıp tedavüle sunulduğu zamanlardır. Öyle ki “altın buzağı” çeşitliliği ve müşteri hacmi ciddi bir tırmanış gösteriyor. Buzağıların pazarlanabilirlik payı yükseldikçe buna ters orantılı olarak düşüşe geçen değerlerle karşılaşıyoruz. “Altın buzağı”lar çoğu zaman modernizm ambalajı ile müşterilerin beğenisine sunuluyor. Konformizm, hedonizm (hazcılık), pragmatizm (faydacılık), oportünizm (çıkarcılık), sekülerizm (dünyacılık) dünyayı bir çağdaş buzağıhaneye dönüştürdü. Kapitalizmin altın buzağısı, insanlara dünya cenneti vaat etti. Fakat tersi oldu. Hayatı cehennemleştirme ile sonuçlandırdı. “Her şey insan için” sloganı ile yola çıkan kapitalizm önce insanı esir aldı. İnsanın değeri tüketim gücü ile ölçülür oldu. İsrafın ve masrafın kulları, Allah’ın kullarının önüne ve yerine geçti. İnsanlar kendilerine eşyadan, aletten, edavattan, ciladan, boyadan ilahlar edindiler. Fakirin bir aylık ihtiyacını giderecek serveti, bir saatliğine manikür pedikür salonlarında harcadılar.

İslâm topraklarında dünyevileşen Müslümanlar tarafından ortaya konulan “Rabbena hep bana” anlayışı sayesinde eşya değer kazanırken insan ve insanlık ucuzladı. İnsan yaptığı aletlerin aleti oluverdi. Helale, harama riayet etmeden, iktisatsız tükettikçe tükeniyoruz, harcadıkça harcanıyoruz. Halkı Müslüman bir ülkede insanın eşyalaşması, hele hele kadının cinsel yönden metalaşması yadırganmıyorsa; israf tarafından vicdanlar delinmiş, iman ise yara almıştır. 

Müslümanların yaşadığı bir toplumda reklam, rekabet, rant, reyting toplumun en çok kullandığı kelimeler haline gelmişse; riyanın toplumsal bir maraza dönüştüğü, israfın hayata amir olduğunun açık alâmetidir.Allah’ın israf edenleri sevmediğini bildiğimiz halde, savurganlığın şeytanla kardeşlik kulvarı olduğunu duyduğumuz halde, nasıl bu hale geldik? Allah’ın razı olmadığı bütün harcamalar israf cümlesindendir. Rabbimizin kesin uyarısı şudur: “Müsriflerin işlerine (düzenlerine, kanunlarına) itaat etmeyin” (Şuara Sûresi/ 151) Hilafetin ilgasından sonra ülkemizde İslâm’ın önüne ve yerine geçirilen Kapitalizm insan ihtiyaçlarını karşılamayı değil, sürekli yeni ihtiyaçlar üretmeyi hedefleyerek hazzı ve hızzı kamçılayan lanetlenmiş bir düzendir. Bu düzenin doğrudan ve dolaylı olarak dayatmasıyla insanlar AVM’lere ihtiyaç için gitlmiyor, “bakalım yeni çıkan ne var” güdüsüyle hareket ediliyor. Reklam, rekabet, rövanş, rant, reyting, israf psikolojisinin arka planını öne çıkarıyor. Şunu bilelim ki; asrımızda israfın diğer bir ismi de; modadır, markadır, modeldir, tarzdır. Bir yerde ihtiraslar ve hırslar ihtiyaçları belirliyorsa, hayatlar israf rüzgârlarıyla savruluyor demektir. Har vurup harman savurmalar, hayatın hayır ve bereketini bırakmadı. İhsan ve infaktan kopan bir toplumun israfı olur insafı olmaz! 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Yasemin

Şu, başlık ne güzel, ne anlamlı
  • Yanıtla

Şâhika

Tam da dediğiniz gibi Mustafa bey, benim de etrafımda gözlemlediğim bir konu, lütfen bu konuyu işlemeye devam edin, israf edenler Kur'an'da "saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir" şeklinde tanımlanmakta.. Allah ilminizi ve ömrünüzü artırsın, ayaklarınızı ve ayaklarımızı sırat-ı mustakîm de sâbit kadem eylesin...
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23