• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Latif Erdoğan
Latif Erdoğan
TÜM YAZILARI
21 Eylül 2019

Tek çare ve bir çağrı

Allah’ın çirkin gördüğü, yapılmasından hoşlanmadığı ve yapılmasını yasakladığı işlerin bütününe münker denilir. Münkerin itikadi, ameli, ahlaki pek çok çeşidi vardır. Fakat ortak payda bunların Allah tarafından istenmediği, yasaklandığı hususudur.

Küfür, şirk, nifak itikadi birer münkerdir. İçki, kumar, zina, faiz, hırsızlık, ihtikâr, israf, savaş kaçkını hal, anne- baba hukukunu ihlal, sılayı rahime hürmetsizlik gibi günahların hepsi birer ameli münkerdir. Gurur, kibir, kendini beğenme, koğuculuk, laf getirip götürme, haset ve benzeri zaafları da ahlaki birer münker olarak değerlendirebiliriz.  

Münkerin karşıt kavramı maruftur. Cenab-ı Hakk’ın sevdiği, bizde görmek istediği ve yapmamızı emrettiği bütün işleri bu kategoriye dâhil etmek mümkündür.

Marufun da itikadi, ameli ve ahlaki boyutları vardır. Ameli boyuttaki maruf önem derecesine göre farz (Farzı ayın, farzı kifaye), vacip, sünnet, müstehap ve mubah gibi derecelere sahiptir. Mesela, namaz, oruç, zekât ve hac farzı ayın, cihat (eğer seferberlik vakti değilse) ve ilim talebi farzı kifayedir. Güzel ahlak donanımını ele veren her türlü faziletli davranışı marufun ahlaki boyutu olarak kabul edebiliriz. İman ise marufun ruhu, canı ve her şeyidir.

İman öyle bir ilahi nuru içinde taşır ki, bu nur yerinde marufu yerine getirme yerinde de münkerden kaçınma şeklinde tezahür eder. Bu özellik imandan başka hiçbir değerde bu keyfiyette, bu kapsamda yoktur.

Bu sebepledir ki, imanı elde eden ve bu imanını derece derece yukarılara çeken bir insan, başkaca hiçbir telkine ihtiyaç duymadan marufu yapar, münkerden de kaçınır hale gelir. Yeter ki imanında samimi olsun, yeter ki imanını, onu zaafa uğratacak negatif etkilerden korusun. Bu samimiyet ve koruma da yine imanda derinleşmek onu taklitten tahkike çıkarmakla mümkün olacak bir durumdur.

Marufta vaki eksi göstergeler, imandaki zaafa, marufu yerine getirmede görülen titizlik ve hassasiyetler de imandaki kuvvete işaret eder. Münkerde durum aksinedir, kişi münkerle ne kadar içli dışlıysa bu onun imandan o kadar uzaklaştığına; münkerden kaçınmaların yoğunluk ve oranı da imanla yakınlığa delildir.

Varlık gayemizden, yaradılış hikmetimizden bahsediyoruz. İmtihan için geldiğimiz bu dünyadan başarı ile ahirete intikal edebilmenin çarelerini konuşuyoruz. Yaptığımız her işe mana ve anlam kazandıracak olan da bütün hayat serüvenimize bu şuur adesesinden (perspektif) bakabilmektir. Yoksa değil insan olmak, sıradan bir varlık olmak ihtimalimiz bile yoktur.

Kur’an-ı Kerim, hayırlı ve seçkin bir toplum olmayı marufu yapmak, münkerden kaçınmak başarısına, onları da imana bağlar. (Ali İmran, 110) İnsan olmak, hele kâmil insan olmanın tek yolu mümin olmak; hayata iman hatvesiyle adım atmak ve her zaman karesini imanla doldurmaktır. Fert ve cemiyette görülmesi istenen, görülmesi beklenen müspet değişimin en kısa, en salim, en maksada ulaştırıcı yolu budur, yani hakiki imanı elde etmektir.

Münkerlerin her çeşidiyle salma gezdiği, marufların hayatımızdan bir bir sürgün edildiği günümüzde bu kısa, bu salim, bu maksada ulaştırıcı yola en şiddetli ihtiyaçla muhtacız. Bu yoldur ki, külli ve umumi kurtuluşumuzun da garantisi olacaktır.

İşte Risale-i Nur, içinde bulunduğumuz dönemin yegâne kurtuluş çaresi olarak her okuruna, Kur’an’da mevcut bu yolu, bu iman, bu tevhit yolunu gösterir, şerh ve izah eder. Onun dediklerini önemli kılan konunun değer ve kıymeti yanında ihtiyacın da şiddetli olmasıdır.

Toplumun itikadi, ameli ve ahlaki boyutlarda bir bir maruf ile mücehhez, münkerlerden de arınmış olmasını isteyen herkes Kur’an’ın sunduğu bu çareye ve Risale-i Nur’un bu Kur’an çaresine yaptığı çağrıya kulak vermesi elzemdir, kaçınılmazdır.

Bütün külliyatı okumayı başarabilenlere ne mutlu; onlar yapılan çağrıya icabetlerini bu şekliyle sürdürsünler ve sürdürmeliler. Fakat genel kitle için istifadeyi kolaylaştırmak ve az bir zamana sıkıştırmak da kaçınılmaz. Bunun için de çare, bütün külliyata ait muhtevayı tek risalede özetlemektir.

Asay-ı Musa’nın ikinci bölümü olan “Huccetullahi’l- Baliğa Risalesi” tam da bu tarife uygun risaledir. Bu yönüyle de mutlaka müstakil olarak basılmalı, her dile çevrilmeli ve ulaşabileceği her yere ulaştırılmalıdır. Hiçbir ayırım yapmadan istekli her inanmış insan bu işin maddi manevi destekçisi olmalı, öyle de kabul görmelidir. 

Özellikle, Diyanet İşleri Başkanlığı bu eserin basımında öncülük etmeli, Milli Eğitim Bakanlığı tavsiye ettiği eserler arasına bu eseri de almalıdır. Cemaatler, sivil toplum kuruluşları, kanaat önderleri bu çağrıya icabette en ön safta yer almalıdır. Ve de her hayırlı teşebbüste yaptığı gibi, Reis bu icabeti de fiili olarak taçlandırmalıdır…  

Bu meyanda, FETÖ zemzeme pisledi diye suçu zemzemde aramaya kalkanlar da yaptıkları tarihi yanlıştan vazgeçerek bu icabete destek olmalıdır. Her hayırlı davete icabette, zaman cemm-i gafir zamanıdır…

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

En buyuk munkir cinsi sapikliktir

En buyuk münkir cinsi sapikliktir. Hemcinsiyle cinsel iliskiye giren insani, tolumu Allah cc hic sevmez ve anında çok feci cezalandirir. Ku'an bu tur hadiseleri anlatan ayetlerle doludur. İnsanin, insanligin, kisaca insan varligin en buyuk dusmani cinsisapikliktir. Çünki cinsi sapik tekrar üremez ve insan soyunun yok olmasina hizmet ettiginden insanin en buyuk dümanıdır!
  • Yanıtla

Abdullah

geçenki yazınızda insanı jurnalle insanların yıllarca önceki halini not et ve ismi bende saklı de şimdi münker maruf de Davutoğlu nu vurmak için ,kimliğini karekterini ortaya koydun. Şimdide risale i nur dersleri ver vaybe ne alim...
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23