• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Latif Erdoğan
Latif Erdoğan
TÜM YAZILARI
20 Nisan 2019

Öz eleştiri…

“Ve onlar, bir kötülük işledikleri veya kendilerine yazık ettikleri zaman, Allah’ı hatırlayarak hemen günahlarının bağışlanmasını isterler. Allah’tan başka günahları kim bağışlayabilir? Bir de onlar bile bile, işledikleri hatalarda ısrar etmezler.” (Ali İmran, 135)

“Sorgulanmaya çekilmeden önce kendinizi sorgulayın” buyuruyor Efendiler Efendisi. Yani ahirette önünüze konulacak defterinizi daha o defter kapanmadan okuyun, henüz dünyada bulunuşunuzu fırsat bilin, hatalarınızı, günahlarınızı görün ve onların silinmesi için fırsatlar arayın. Tövbeyi kendinize azık edinin, istiğfar sizin için hava olsun, su olsun; bunlarla manevi hayatınızın devamına çalışın, her türlü kokuşmuşluktan korunmaya gayret gösterin. Nefsinizi temize çıkarmaya, kusuru, hatayı kendi üzerinize almanız gerekirken onlara başka sahipler aramaya kalkmayın. Hele bu konuda kaderi tenkit anlamına gelecek sözlü, fiili davranışlardan, itirazlardan, tenkitlerden uzak durun, böyle durumlara sukut etmekten Rabbinize sığının, O’na iltica edin…

İnsanın kendi kusurlarını görmesi bir basiret işaretidir. Kusurlarını terk etmesi, bir daha aynı kusurlara dönmektense ateşe atılmayı yeğler durumda olması ise yüce bir erdem, yüce bir fazilet göstergesidir. Kendini kusursuz sanmak en büyük kusurdur. Kusursuz olmaya gayret etmek ise bir insanlık vecibesi, bir kulluk şuurudur.

 Doğrudur, zıtların çocuğuyuz. Ne ki, iyi-kötü, güzel-çirkin, hayır-şer gibi zıtlar söz konusu olduğunda nefsimize mal etmemiz gerekenler hep olumsuz olanlardır. Olumlu olanlar bizim liyakatimizin değil, ilahi lütfun üzerimizde görünen eserleridir. “Sana isabet eden iyilik Allah’tan, kötülükler ise nefsindendir” (Nisa, 79) ayeti, böylesi bir anlayışı amirdir. 

Nitekim Kur’an’da bize örnek gösterilen peygamberler, söz konusu anlayışın somut delillerini sergilerler: Hz. Âdem ve Havva validemiz yasak meyveye dokunmalarının bedelini ödemek üzere dünyaya indirilince Rablerine karşı niyazları: “Rabbimiz, biz kendimize yazık ettik, eğer affetmez, bize merhamet buyurmazsan hiç kuşkusuz kaybedenlerden oluruz” (Araf, 23) şeklinde olmuştu. Hz. Musa, öldürme kastı olmadan vurduğu bir yumruk sonucu o kişi ölünce: “Rabbim, ben kendime hepten yazık ettim, beni bağışla” (Kasas, 16) diye yakarmıştı. Hz. Yunus, ilahi emri beklemeden sorumluk alanını terk etmiş bulunmasının vebalini itiraf ile: “Senden başka ilah yoktur, Seni bütün kusurlardan tenzih ederim, ama kesin olan şu ki ben kendine yazık edenlerden oldum” (Enbiya, 87) diyerek Rabbine sığınmıştı.

İnsan kendi kusurunu kabullenmede toplama hatta çarpma işlemi yapmalı ve bu kusurların bütünü birden her keresinde nefsinin yüzüne çalmalıdır. Fakat başkasında gördüğü kusurlar karşısında insafı elden bırakmamalı, çıkarma hatta bölme işlemi yaparak söz konusu kusurları kendi nazarında küçültebildiği kadar küçültmeli, azaltabildiği kadar azaltmalıdır.

Bediüzzaman Hazretleri bu taksimi ne güzel yapar: “Mümin kardeşinden sana gelen bir fenalığı bütün bütün ona verip onu mahkûm edemezsin. Çünkü: Evvela, onda kaderin bir hissesi var. Onu çıkarıp o kaza ve kader hissesine karşı rıza ile mukabele etmek gerektir. İkincisi, nefis ve şeytanın hissesini de ayırıp o adama adavet değil, belki nefsine mağlup olduğundan acımak ve nedamet edeceğini beklemek. Üçüncüsü, sen kendi nefsinde görmediğin veya görmek istemediğin kusurunu gör, bir hisse de ona ver. Sonra baki kalan küçük bir hisseye karşı en selametli ve en çok hasmını mağlup edecek af ve safh (bağışlama) ile ve uluvvücenaplık (yüksek karakterlilik) ile mukabele etsen zulümden ve zarardan kurtulursun.”

Söz ve bakışın insan psikolojisini olumlu ya da olumsuz mutlaka etkilediği malumdur. Kötü adama “iyisin iyisin” denilse iyileşmesi, iyi adama “kötüsün kötüsün” denilse kötüleşmesi hem mümkün hem de çok vakidir. Bir insan, bir mümin olarak elbette tercihimiz iyiden ve iyilikten yana olmalıdır.

 Kusuru başkasına değil sürekli kendi nefsine vermek ne güzel cimriliktir. Onu hiç kendine vermemek ve hep başkalarına dağıtmak ne kötü cömertliktir.

 Başımıza gelen her türlü olumsuz hal ve ahval, özeleştiri için kaderin bize altın tepside sunduğu bir fırsattır. Her özeleştiri aynı zamanda mükemmele sıçramanın bir adı, bir unvanıdır. Bu fırsatı, bu vesileyi değerlendirebilenlere ne mutlu. Öylelerden olmamız dileğiyle…

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23