• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Halil Kışlacık
Halil Kışlacık
TÜM YAZILARI
16 Ağustos 2020

Sen değilsin, ben değilim... Peki kim?

Artık 18 yaşından itibaren kendi ayaklarının üstünde duracaksın... 

Mesela sen üniversite okurken, baban çalışıp sana bakmak gibi “erkeğe yüklenmiş” bir rolü kabul etmek zorunda değil... 

Okuldan geldiğinizde evde tek lokma yemek bulamayabilirsiniz, anneniz niye evin aşçılığı rolünü kabul etsin, oturmuş dizi izlemiş kadın, niye kızıyorsun, ne kadar ayıp!

Hem 18 yaşını geçtin, niye ailenin evindesin? Annen ve baban hayatlarını artık senin varlığına göre düzenlemeye mecbur değiller madem, neden yük oluyorsun onlara?

Evli misin? Allah mesut etsin...

Yalnız bundan sonra eşinin akşam arkadaşlarıyla dışarı çıkmasına ses etmeyeceksin...

Arkadaşlarıyla oturup çay içmesine değil, isteyen bara pavyona da gider, ona bile ses etmeyeceksin...

“Eve hiç vakit ayırmıyorsun” dediğin an açar boşanma davasını, insanı suçlu hissettirmek de bir psikolojik şiddet çeşidi!

Evde de çocuklar hariç herkes kazandığını yiyecek, kendi eşyasını kullanacak, öbür türlüsü ekonomik şiddete girer...

Batılının yaşadığı gibi yaşayacaksın, onun gibi aile kurup onun gibi çocuk yetiştireceksin...

Aileyi batılı gibi kurduğuna göre, toplumu da batılı gibi dizayn edeceksin...

Ne anlatıyorum ki ben?

Neyi savunduğunu, bizim neye karşı çıktığımızı bile bilmeyenlerle uğraşıyoruz...

Bakın sözleşmenin “Genel Yükümlülükler” başlıklı 12. maddesinde neler var...

Birinci fıkra: “Taraflar kadınların daha aşağı düzeyde olduğu düşüncesine veya kadınların ve erkeklerin toplumsal olarak klişeleşmiş rollerine dayalı ön yargıların, törelerin, geleneklerin ve diğer uygulamaların kökünün kazınması amacıyla kadınların ve erkeklerin sosyal ve kültürel davranış kalıplarının değiştirilmesine yardımcı olacak tedbirleri alacaklardır.”

Yukarıda yazdım ya, bütün rollerin kökünü kazıyacağız...

Dördüncü fıkra: “Taraflar özellikle gençler ve erkekler olmak üzere, toplumun tüm bireylerinin bu Sözleşme kapsamındaki her türlü şiddet olayının önlenmesine aktif bir biçimde katkıda bulunmasını teşvik etmeye yönelik gerekli tedbirleri alacaktır.”

Sözleşme kapsamındaki her türlü şiddet olayının içine, dördüncü madde sebebiyle eşcinseller de giriyor... Bunlara yönelik şiddeti devletin memuruyla engellemek yetmiyor, “Toplumdaki bütün bireylere, özellikle gençlere ve erkeklere rol vereceksin” diyor...

Beşinci fıkra: “Taraflar kültür, töre, din, gelenek veya sözde ‘namus’ gibi kavramların bu Sözleşme kapsamındaki herhangi bir şiddet eylemine gerekçe olarak kullanılmamasını temin edeceklerdir.”

Namus bu anlaşmaya göre “Sözde” bir kavram...

Ayrıca, mesela “medeniyet” ya da “moda” gibi kavramları, muhafazakar bir hayat yaşamak isteyenlere yönelik şiddetin gerekçesi olarak kullanabilmenin önünde herhangi bir engel yok...

Bu, benim imza atacağım bir metin değil...

Bu, beni yetiştiren aileyi ilgilendiren meselerin yer aldığı bir metin değil...

Bu, benim içinde yetiştiğim medeniyetin kabul edeceği bir metin değil...

Bu, Müslüman Türk milletine yakışacak bir metin değil...

“Bu bizim sözleşmemiz” diyene saygı duyarım...

Ama bunu söyleyebilenin “benden” olduğuna inanmam...

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Hayati Açyatar

Yav kardeşim bak şimdi, ben de sana şöyle anlatayım: bu sözleşme 8 yıl önce ilk imzalayan devlet Türkiye Cumhuriyeti olarak ve başındaki lider de sayın Erdoğan olarak “İstanbul“un ismiyle imzalanmış bir anlaşmadır. Bu saydığın maddeler de sekiz yıldan beri olduğu gibi o sözleşmenin içinde ayniyle durmaktadır. Sekiz yıl önce bunları okuyup yanlış bulup bir köşe yazısı yazdın mı sen? Bu anlaşma mecliste oylanırken herhangi bir karşı çalışma yürütebildin mi sen? En azından yanındaki arkadaşına karşıyım istemem diyebildin mi sen? Bir de şöyle sorayım: bugün senin aklına yatmayan bir devlet icraatı olsa, sekiz yıl sonra bu icraat bize zarar verecek diye görsen şu an ses çıkarabilir misin? Diyelim ki kanal İstanbul ya da yap-işlet-devret modeliyle geçiş garantili köprüler sekiz yıl sonra başımıza bela olur diye düşünsen yarın köşe yazında düşünceni yazabilir misin? Yazarsan ne olur biliyor musun: istemezükçü olursun, ülkenin gelişmesini istemeyen vatan haini koyarlar adını, batının oyuncağı içimizdeki düşman diye çağırılırsın bundan böyle! Sekiz yıl önce İstanbul sözleşmesine sesini çıkarsaydın belki engelleyemezdin, ama mahalleden kovulsan da, ateşe ağzında su taşıyan ebabil kuşu olurdun. Şimdi artık çok geç bro, o iş bitti artık. Geçti bu işin pazarı, şimdi eşeği Niğde’ye sürme vakti. Yani şunu yapmak Lazım: bugün hükümet ve Erdoğan sekiz yıl önce istanbul anlaşmasında yaptığı gibi başka konuda bir yanlış yaparsa sesimizi şimdiden çıkarabilir miyiz? Buna bakmak Lazım! Olur mu dersin? Hiç sanmam yapamazsın, adaletsizliğe bu haksızlıktır diyemezsin, bak Abdurrahman Abi’nin başına neler gelmekte görüyorsun. Ancak “istanbul sözleşmesi bana uyar diyen benden değildir” diye kahramanca(!) yazılar döşenirsin. Bize uymuyor muymuş gülüm bu istanbul sözleşmesi? Batıya uygunmuş bu iş? Vay be çok sağol, aydınlattın bizi ama sorarlar adama sekiz yıldır aklın neredeydi diye, kalırsın. Sekiz yıl önce bugünkü gibi her icraatına koşulsuz destek verdiğin adamın icraatındaki sözleşmenin bu maddelerini bugün mü okuyup da anladın sen? Vallahi bravo! Yazık ki ne yazık! Şimdi ben bunları yazdım, eyvah yayınlayabilir misin? İstemezükçü mü olduk şimdi yani hepimiz!? İstanbul sözleşmesinden sonra sırada ne var, neye karşı çıkacaksınız, kanal İstanbula mı, yollar köprüler fabrikalarla kalkınma hamlemize mi diye sorulduğumuz zaman ne cevap veririz, aman. Vatan haini işbirlikçi mi olduk şimdi biz?
  • Yanıtla

ibrahim herdem

yüzde yüz katılıyorum bizi biz yapan degerlerimizi çignetmeyelim. çignemiyelim.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23