• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Faruk Köse
Faruk Köse
TÜM YAZILARI
10 Mayıs 2015

Adalet sisteminde dönüşüm-1

AK Parti’nin seçim beyannamesindeki en önemli vaatlerden biri “adalet sisteminde dönüşüm.” Beyannamede ilgili bölüme Hz. Ömer’in “adalet mülkün temelidir” sözüyle başlanıyor: “AK Parti olarak, adaleti mülkün ve meşruiyetin temeli, hukuk devletinin esası olarak görüyoruz.”

Hz. Ömer’in sözündeki “mülk”ün anlamı “siyasi iktidar, otorite ve hüküm koyma” demek. Bu durumda AK Parti, “iktidar”ının da, “hüküm koyma faaliyetleri”nin de “meşruiyeti”ni “adalet”e dayandırmayı taahhüt etmiş oluyor. Aynı zamanda, “adalet”e dayanmayan “yasama” ve “yürütme” faaliyetlerinin “gayrimeşru” olduğunu da ikrar etmiş oluyor. O halde bizim de, AK Parti’nin yaptığı ve yapmayı plânladığı faaliyetlerinin “adalet ölçeği”nde yeniden gözden geçirilmesini isteme hakkımız doğuyor.

Peki, AK Parti’nin “adalet”ten anladığı ne? Beyannamede şöyle ifade ediliyor: “Bizim için adalet, hukukun üstünlüğüne dayalı, herkesin güven duyduğu, her türlü güç odağından bağımsız, tarafsız, vatandaş taleplerine hızlı cevap verebilen bir yapıda olmalıdır.”

Bu noktada ülkemizdeki “adalet sistemi”ne bir bakmamız gerekiyor. Gerçekten de “hukukun üstünlüğü”ne mi dayanıyor? Bundan da önce, yasalar “hukuku sağlama” niteliğini haiz mi? Adalet sistemine herkes “güven” duyuyor mu? “Her türlü güç odağından bağımsız” denilen adalet sistemi, mesela “siyasi güç odakları”ndan bağımsız mı? HSYK’nın, “siyasiler”in istediği toplantıyı geç yaptığı için özür dilediği, bir hakimin, başka bir hakimi “Bakan’ın emrini niçin yerine getirmedin?” diye sorguladığı, hukuk uygulayıcılarının “atama ve görevden alma mekanizması”nın siyasi iktidarın elinde olduğu bir adalet sisteminin, “her türlü güç odağından bağımsız” olduğu söylenebilir mi? Yasaların “Laik-Kemalist anayasa”ya dayalı olduğu, uygulayıcıların “terfi ve görevde kalma endişesi” taşıdığı, “vicdanı ile cüzdanı arasında kalma” itiraflarının yapıldığı bir sistemde, “adalet”in tarafsız olduğu söylenebilir mi?

İşte bütün bunlar ve daha niceleri bakımından, “mevcut”un ve “plânlanan”ın gözden geçirilmesi isabetli olacaktır. Mesela, sadece “hukuk” ve “hukuk devleti” ölçeğinden konuya baktığımızda, “hukukun nitelikleri” şöyle olmalıdır:

İnsanların bireysel ve toplumsal bütünlüğün ortak ihtiyaçlarını gideren, ortak iyiliğini sağlayan, birey ile toplumun bağımsız varlıklarını dengeleyip muhafaza eden...

İnsanın temel hak ve özgürlüklerini güvence altına alan, “toplumsal denge”yi temel hak ve özgürlüklerin özünü ve esasını iptal etmeyecek nitelikte kurabilen...

Belli bir zümrenin, kişi veya kişilerin değer yargılarından bağımsız olan...

İnsan kafasının mahsulü bir ideolojinin ürünü olmayan...

Herkesin ortak/benzer sorumluluk ve yükümlülüğe sahip olduğu bir nitelik arzeden...

Her zamanda, her durumda, her şartta, her kişide ve her toplumda tatbik edilebilecek bir niteliği taşıyan...

İnsanın ve insanlığın fıtratına cevap verebilen...

Hukukun olmazsa olmazları bunlar. Bir devletin “hukuk devleti” olabilmesi için sahip olması gereken asgari nitelikler de şunlar:

Yukarıda saydığımız “hukukun genel nitelikleri” tam olarak geçerli olmalı.

Çoğulculuk olmalı. “İdare” ve “irade” tek bir zümrenin, sınıfın, ideolojik grubun veya yasama meclisinin tekelinde olmamalı; toplumun çeşitli kesimleri “idarenin karar alma süreci”ne etki edebilmeli. Alınan kararlara, yapılan eylem ve işlemlere itiraz edilebilmeli.

İdare edilenlere “hukuk güvenliği” sağlanmalı.

Temel hak ve hürriyetler, özüne zarar gelmeyecek şekilde güvenceye alınmalı.

Hukuk kurallarını yürütenler de hukuka bağlı kalmalı, hukukun denetiminde olmalı.

Kişiye veya zümreye özel ayrıcalıklar, dokunulmazlıklar, sorumsuzluklar vb. olmamalı. Bir ideoloji, zihniyet, zümre veya kişi “egemen” de olmamalı; “mutlak söz sahibi” de olmamalı. Yasama ve yürütme de yargı denetiminde olmalı.

Her türlü haksız ve adaletsiz denge, devletin ve toplumun zemininde yer almamalı.

İdarenin dayandığı “irade”, bireyin ve insanlığın üzerinde, ona hakim bir irade olmalı.

Bütün eylem ve işlemler, gerçekten “hak” üzere olan “hukuk”a uygun yapılmalı.

Eğer gerçekten “adalet sisteminde dönüşüm”den söz ediliyorsa, asgari bu kriterlerin mutlaka gözetilmesi ve seçim çalışmaları esnasında vatandaşa taahhüt edilmesi lazım.

AK Parti’nin seçim beyannamesinde sözü edilen bir “temel prensip” de, “yargının, hukuk güvencesi oluşturması, uluslararası standartlarda ve demokratik usullerle işlemesi...” Yargının hukuk güvencesi oluşturması için neler yapılacağının açık ve net olarak ifade edilmesi önemlidir de, ondan önce, el’an hukuk güvencesi oluşturuyor mu, buna da bakmak gerekiyor. Bu husustaki eleştirileri ve tavsiyeleri AK Parti kurmayları dikkatlice not almalı.

“Yargı erkinin güven veren; öngörülebilirliği sağlayan; ideoloji, siyasal tasavvur veya inanç dikte etmeyen ve bunların etkisinde kalmayan bir çerçeveye kavuşması gerektiğine inanıyoruz” ifadesi çok önemli. Ancak, bugünkü “yargının siyasallaştığı algısı”nın nasıl giderileceğinin açıkça belirtilmesi yerinde olurdu. Bir de, yargıya verilen “üretim ve yatırım kararlarının daha sağlıklı ve nitelikli bir şekilde alınacağı” ve “kalkınma sürecimizin hızlanacağı” görevleri izah gerektiriyor.

Beyannamede, “adalet sisteminin dönüşümü”ne dair neler yapıldığıyla ilgili bölüme girmeyeceğim. Yarınki yazıda, neler vaadedildiğine bakmak istiyorum.

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23