THY- Euroleague

TDK'nın Türkçe Ârızaları - 3 (Göstergebeşiz)

10 Ağustos 2018 Cuma

TDK’nın, kerâmeti kendinden menkul, resmî işlerde makbul; epey tombul ve yarı mâmul lügatleri ne zaman adam olacak?..

Hep burnunun dikine giden, fakat burnunun ucundan ilerisini görmeyen ve burnunun yeli harman savuran TDK’nın hâl ve gidişi hiç değişmeyecek gibi...

Şîrâzesi sökülen, sapır sapır dökülen, beli çöküp bükülen bu lügatler karşısında TDK, kılını kıpırdatmıyor.
***
Kaamûs-ı Türkîyi tek başına hazırlayan Şemseddîn Sâmi, bundan 118 yıl önce diyordu ki:
“Mükemmel bir kaamûsu olmayan lisan, servet-i tabîiyyesi demek olan lügat (kelime)lerini günden güne gaaib (kayb)ederek, kendi sermâyesiyle bir şey ifâde edemeyecek derecede dar olur...”
Nitekim TDK’nın lügati geniş, Türkçesi dar...
Kafası kocaman, düşüncesi dar...
Uydurukçası bol, kelimesi dar...
Burnu büyük, nefesi dar...
***
Türkçeleşmiş olan “müş’ir (halk dilinde ‘müşür’)” kelimesini -Arapça asıllı diyerek- dilimizden kovmak için yerine TDK tarafından 1941'de “gösterge” diye bir söz uydurulup piyasaya sürüldü.
Fakat TDKmüş’ir” yerine uydurduğu bu “gösterge” sözüne dört tâne daha mânâ yükledi.
Evet, TDK'nın "Güncel Türkçe Sözlüğü"nde “gösterge”nin mânâları şöyle:
“1. isim Bir şeyi belirtmeye yarayan şey, belirti, im, işaret.”
(Mâdemki “belirti, im” gibi Türkçe kelimeler var, o hâlde “gösterge” demenin âlemi var mı? Yoksa “öz Türkçe” kelimeler “Türkçe” kelimelerden daha mı üstün?)
2. Bir durumla ilgili çeşitli aşamaları gösteren liste, icmal.” 
(“Bir durumla ilgili çeşitli aşamalar” gibi muğlâk ve kavlak bir ibâreyle gevşeyip kağşamış olan bu maddenin tek sağlam parçası, “icmal” kelimesi...) 

“3. ekonomi Bir gelişimi gösteren nicelikler veya değerler arasındaki ilişki, endeks, indeks.”
(Burada da “endeks, indeks” kelimeleri, vaziyeti kurtarmış.)
“4. dil bilimi Anlamla biçimin, gösterenle gösterilenin kaynaşmasından oluşan dil birimi, belirtke.”
(NZT-48 hapları çöpe... TDK’nın bu sihirli târifini sabah-akşam aç karnına döne döne okuyup idrâk etmeye çalışın. Hele üstüne de bir “belirtke” hapı yutarsanız sizi kimse tutamaz...)
“5. fizik Bir aracın işlemesiyle ilgili bazı ölçümlerin sonucunu kendiliğinden gösteren araç, müşir (II), indikatör.”
(Nisbeten en iyisi bu... Tabii ki burada “müşir” faktörü göz ardı edilmemeli.) TDK’nın son madde için verdiği örnek cümle ise isâbetli değil:
"Göstergesi gece gündüz İstanbul üzerinde duran hayli eski ama sağlam radyoyu açtı."
Attila İlhan
bu cümlede "gösterge" lafzıyla "ibre"yi kasdetmiş olmalı. Eski radyo cihazlarında radyo istasyonlarını gösteren ve adına "skala" da denen bir kadran olur. Orada "kadran ipi" ve buna bağlı hareket ederek istasyon seçmenize yardımcı olan bir çubuk vardır ki ona da "ibre" denir.
***
Cemil Meriç “sosyoloji” kelimesi hakkında şöyle diyordu: 
“Sosyoloji, bir ithal metâı. Târifi, mânâsı, muhtevâsı meçhul...” 
TDK uydurmaları da “Târifi, mânâsı, muhtevâsı meçhul...” kelimelerden... Üstelik “sosyoloji” gibi kelimeler mânâ bakımından TDK uyduruklarının çoğu yanında gündüz gibi aydınlık... 
Attila İlhan "gösterge" kelimesini tam yerinde kullanmamışsa da kabahat onda değil, kullandığı kelimede...
1932'den îtibâren binlerce Arapça ve Farsça asıllı kelimenin unutulması adına yerlerine sun'î ve yabânî kelimeler yapılıp birdenbire kondu...
Bu kelimelerin dile yerleştirilmesi gıcırı bükme olduğundan zararları “zincirleme domino reaksiyonları” biçiminde devâm ediyor.
Böyle kelimeler terk edilmediği müddetçe ne TDK lügatleri düzelir ne de Türkçe...
***
Necip Fâzıl Kısakürek "İdeolocya Örgüsü" kitabında "DİLİN PİŞMESİ"nden bahseder ve der ki: 

"Kömür, toprak altında elmas oluncaya kadar binlerce yıl pişiyor. Dildeki kelimeler de öyle... Milletin dilinde yıllarca pişecek ki, kalble dudak arasındaki elmas dizili nâkili vücûda getirebilirsin... Sonradan da zorla bu nâkille dizilecek her madde, o milletin ruh ve idrak temeline en korkunç bir suikasttır. Böyle bir lisanın adı da, Türkçe değil, uydurukça... Bir milletin öz dili, âlimlerin, aydınların, yabancı kültürlerle temasta olanların lisanı değil, hattâ okur-yazar olmayanların, bakkalın çakkalın, hamalın, isçinin, dadının, babaannenin, köylünün, neferin dili... Bunların bilmediği hiçbir kelime Türkçe olamaz ve topyekûn bir tasfiye hareketi belirtmesi bakımından tedricî bir ıstıfâ ile bir tutulamaz. Böyle bir hareket, olsa olsa, bir milletin ruh nakışlarını silmek ve onu mânâda cascavlak hâle getirmek olur. Sâdece ihânet...”

İşte bu gerçekleri kabûl etmeyen TDK'dan Türkçeye hayır gelmez...

YORUM YAZ

  • Zevat Zevat 4 ay önce
    Ya muhteremler bu Şemsettin Sami su devsirmelerden biri degilmiydi?Hani yerli ve milli olmayan suyun öte yanından anadolu irfanindan,ferasetinden olmayanlardan degilmiydi?İyice karıştı işler iyice!Ne iştir böyle Allah ,Allah...
  • AHMETAHMET4 ay önce
    Yakup Hocam, yine mühim ve güzel bir yazı çıkarmışsınız. Elinize dilinize sağlık.
  • ZaferZafer4 ay önce
    Hocam teşekkürler. Malesef lisanımıza ehemmiyet vermedik.
  • ZeynepZeynep4 ay önce
    Allah razı olsun. Üstad Kadir Mısıroğlu yıllardır bu konuyu haykırıyor. Bizi islamdan koparmak için örfümüzden koparmak içinyapılmış hiçbir akılla vicdanla izahı kabil olmayan bir ihanettir. Haklarımız bunu yapanlara helal değildir. Ahirette bizi islam köklerimizden koparma gayretiyle yapılan çalışmaların içinde bulunan herkesi Rabbi Rahimim Zatı Zülcelal olan Allahıma havale ediyorum. Allah hesabı adil olandır.
  • Lütfi ÇolakLütfi Çolak4 ay önce
    Mükemmel bir yazı çok beğendim.