• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Osman Aydın
Ali Osman Aydın
TÜM YAZILARI
17 Ocak 2018

“Seferberliğe” Hazır mısınız?

Kültür, terör örgütlerinin tehdidi kadar önemli bir meselemiz…

Sayın Numan Kurtulmuş bu meseleye dair bir kritik yapmış.

Ve tam olarak şöyle söylemiş: KHK ile kültür değişmez!

Tabii ki öyle…

Şöyle devam etmiş Sayın Kurtulmuş, “Tanzimat elitleri, Meşrutiyet elitleri, Cumhuriyet elitleri kültür-sanat alanını milleti dönüştürmenin bir aracı olarak kullandılar.

Çaykovski vesaire dinletirsek millet adam olur zannedildi. Bizim Anadolu türküleri, ezgileri, Türk sanat musikisi, Münir Nurettin’ler, Safiye Ayla’lar çalınmadı, icra edilmedi.”

Aslında bunda şaşılacak bir şey yok.

Kültür ve daha sonra aldığı biçimle kültür endüstrisi dünyanın hemen her yerinde aynı maksatla kullanıldı.

Toplumlar kültür üzerinden egemenlerin ideolojileri uyarınca dönüştürüldü!

Bu yüzden Stalin Rus yazarlara “İnsan ruhunun mühendisleri” adını veriyordu.

Çünkü yeni Sovyet adamını yoğurmak için onları yegane güç olarak görüyordu.

Kültür yapacaksanız önce iradeniz, sonrada kültür adamlarınız olmak durumunda çünkü…

Boston’da yayınlanan bir gazeteye göre “Kültür savaşı veren” kuruluş dönemi Cumhuriyet Türkiye’sinin de en iddialı hamlelerinin başında kültür alanında yapılanlar geldi.

Kültür ve elbette müzik…

Bunlar ekonomi ve imardan daha öncelikli bir mesele olarak görüldü.

Eğitim Bakanlığı Güzel Sanatlar Komisyonu tarafından Türk müziğinin eğitiminin yasaklanmasına karar verildi. İstanbul’daki geleneksel Mızıka-i Hümayun Ankara’ya nakledilip adı Riyaset-i Cumhur Flarmoni Orkestrası olarak değiştirilerek çok hızlı bir devrim (!) gerçekleştirildi.

1925 ile 28 arasında Fransa, Almanya, Avusturya ve Çekoslovakya’ya Batı müziğini daha iyi öğrenmek adına müzik teorisi, bestecilik, orkestra ve koro şefliği dallarında eğitim almak üzere öğrenciler gönderildi.

30 Ocak 1933’te Alman Ulusal Sosyalist İşçi Partisi lideri Adolf Hitler de iktidarı ele geçirdikten sonra müziğe al atmış ve sadece Richard Strauss, Richard Wagner gibi müzisyenlerin alman müziğini temsil ettikleri düşüncesiyle diğer müzisyenlere karşı resmi savaş başlatmıştı.

Hitlerin müzik devriminden iki yıl sonra 1 Ocak 1935’te, Bursa valiliği ile Halkevi Riyaseti arasında şöyle bir resmi yazışma yaşanacaktı:

“Büyük millet meclisinin dördüncü toplanma yılının açılış nutkunda Atatürk’ün işaret buyurdukları Evrensel musikinin halk arasında günden güne yayılmakta olduğu memnuniyetle görülmekte ise de geçimi bu yüzden olan bazı çalgıcıların umumi yerlerde hala eski şark musikisini halka dinletmeye çalışmakta oldukları haber alınmaktadır. Vilayetlerde musiki cemiyetleri ve buna mümasil teşekküllerde musikiye aşina muallimlerden istifade edilmesi ve bunlara konserler verdirilmek suretiyle halkın musiki ihtiyacının karşılanarak evrensel musikinin kökleştirilmesi ve bu suretle yakın zamanda eski şark musikisinin ortadan kaldırılmasının teminini dilerim.”

Amaç şark müziğinin ortadan kaldırılması ve yerine evrensel musiki denilen Klasik Batı müziğinin ikame edilmesiydi.        

Hitler, müziği yerlilik kriteri üzerinden bir değerlendirmeye tabii tutmuştu…

Ama Cumhuriyeti kuran kadrolar “evrensel” addettikleri “musiki” için Türk müziğine, kendi musikilerine yasak getirmişlerdi.

Sonradan, bizzat M. Kemal tarafından, Türk müziği hakkındaki görüşlerinin yanlış anlaşıldığına dair bir takım sözler sarf edildiği söylense de, ilk Türk müziği konservatuarının açılabilmesi için ta 1975’e kadar beklemek gerekecekti.

Bütün bunlar Cumhuriyet Türkiye’sinin yaptığı icraatlar olarak geçmişte kaldı.

Bakan Bey, “insanların kültür-sanat alanındaki birikimlerini bir kararnameyle, bir yasayla, genelgeyle değiştireceğiz, şunu yapın-bunu yapın diyeceğiz ve millet böyle düşünmeye başlayacak.” gibi bir yaklaşımın yanlışlığına dikkat çekti konuşmasının devamında.

Daha sonra söylediği ise bana göre bütün söylenenler arasında en hayati olanıydı.

Kültür alanındaki değişim “seferberlik ruhuyla” yapılmalıdır dedi.

Bu harika tespit üzerine sormak gerekiyor.

Söz konusu “seferberlik ruhunu” ne zaman harekete geçirmeyi planlıyorsunuz?

Kültür Bakanlığının bir tenzili rütbe mevkii gibi görülmesi Bakanımızın, “iki asrın yanlışlıklarını düzeltme” hedefini karşılıyor mu?

Cumhuriyeti kuran kadrolar kendi dünya görüşleri doğrultusunda bir estetik ideolojiyi uygulamaya koymuşlardı, Peki Ak Parti kadrolarının yürürlüğe girmiş bir kültür politikaları var mı?

‘15 yıldır takip edilen bir kültür politikası olsaydı bugün daha farklı bir sosyoloji olurdu’ varsayımıyla ilgili Kültür Bakanlığı kadroları ne düşünüyorlar?

Cumhuriyet döneminde yasalarla engellenen Türk müziğinin, bugün pop müzik işgalinden dolayı, klasik ve halk müziği formlarıyla hükmünü yitirmiş olmasını Bakanımız nasıl değerlendiriyor? 

Cumhuriyet döneminde icra imkanı bulamayan “Münir Nurettin’ler ve Safiye Ayla’ları” gençliğimize  iktidarımızda tanıtabildik mi?

Cumhuriyet döneminin yol açtığı kültürel kopuşu, estetik hasarı restore edebildik mi?

15 yılda okul kitaplarından internet sayfalarına, beyaz perdeden televizyon ekranlarına dek milli kültürümüzün etrafındaki sis bulutlarını dağıtmak adına hangi çalışmaları yaptık? 

Ve hemen bundan sonra neler yapmayı planlıyoruz?

Milli hissiyatımızın, manevi varlığımızın geleceği bu sorulara verilecek cevaplara bağlı.      

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23