• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Osman Aydın
Ali Osman Aydın
TÜM YAZILARI
14 Eylül 2018

Nafaka Teröründe Cinnet Noktası

Biliyorsunuz efendim, son çıkan kanunlarla birlikte ülkemizde erkeklerin- affedersiniz- eşekten hallice bir mevkiye sahip oldukları tescillenmiş oldu.

İki cinsi hukuk önünde bir türlü eşit görmek istemeyen kanun koyucular, son birkaç yıldır alenen kadınların lehine ve fakat erkeklerin, çocukların ve ailenin aleyhine yasalar hazırlayarak evliliklerle ilgili kamu vicdanını kanatan hükümler veriyorlar.

Akıllara zarar olayların ardı arkası kesilmiyor.

Boşanma davaları dizi sahnelerini aratmayacak entrikalarla çalkalanıyor.

Tuzaklar, kumpaslar, mağduriyetler gırla gidiyor.

Kimse adaletin tesis edileceğine, hukukunun korunacağına inanmıyor.

Zaten problem yaşanan evlilikler, mesele bir de mahkemeye taşındığında iyice içinden çıkılmaz hale geliyor. Bakın size son bir örnek…

Eşinden boşanmış, bir başkasıyla nişanlanmış fakat nafaka almaya da devam eden bir kadın, “nafakasının artırılması” için yeniden dava açıyor eski kocasına.

Gerekçesi ilginç… Hanımefendi, aldığı nafaka ile evlenmesi mümkün olmadığı için bu yola başvurmak zorunda kaldığını söylüyor.

Ve duruşma salonuna da nişanlısıyla birlikte geliyor.

Hatta kadının nişanlısı, eski kocanın önünü keserek insanların aklıyla, onuruyla dalga geçer gibi “Siz çalışacaksınız, biz de yiyeceğiz…” diyor.

Çok gülünç ve çok aptalca göründüğünü biliyorum.

Ama şaka değil, gerçek ve insanlar bu aptalca durumlara maruz kalıyorlar…

Birileri kadınları koruma bahanesi ile erkeklere böyle bir “eşeklik” mertebesini layık görüyor ve kimse bu gidişata “dur” demiyor.

Abarttığımı sanmayın!

Erkeğin evlilik kurumu içindeki itibarı giderek sıfırlanıyor. Erkekler hukuken hadım ediliyor.

Eşitlik ilkesiyle de çelişen bir biçimde kadın ilişkinin/evliliğin patronu haline getiriliyor. Süresiz nafaka terörü ile erkek kadının kölesi ya da sponsoru haline getirilerek adeta sömürülüyor. Bu sömürüden dolayı erkeğin başka bir hayat kurma şansı giderek azalıyor. Çünkü nafaka belirsiz bir süreye kadar devam ediyor. 

Ortada çocuk olmadığında bile tedbir nafakası, yoksulluk nafakası gibi çeşitli mali yaptırımlar en kısa süreli evliliklerde bile söz konusu oluyor. Nafakanın ödenmemesi ve bunun şikayet edilmesi durumunda erkek için üç aylık hapis cezası devreye giriyor.

Hapis cezası nafakanın tekrar ödenmemesi halinde kadının şikayeti söz konusu olduğunda tekrar tekrar uygulanabiliyor. Erkeğin bu süreçte başka bir evlilik yapmış olmasının, orada yaşanabilecek mağduriyetlerin hiçbir dikkate değer tarafı olmuyor.

Fakat mesele erkekler olunca ve bu yaptırımlar erkeklere uygulanınca kimsenin kılı kıpırdamıyor. Birileri, şiddete maruz kalan kadınları öne sürerek hazırlanan kanunlarla erkeklerden intikam alıyor.

Çünkü erkekler ya soyulacak ya da sömürülecek varlıklar olarak görülüyor.

Aynı şeyin kadınlarla ilgili yapıldığını aklınızdan dahi geçiremezsiniz.

Kıyamet kopar…

Mevcut durum tam bir rezalet…

Sözünü ettiğimiz “nafaka artırımı” meselesi, eğer hala aile kurumunu düşünen idareciler varsa, onlar tarafından insaniyet namına, insafla düşünülmeli. Bir bütün halinde nafaka meselesinin makul bir standarda kavuşturulması için acilen çalışmalar yapılmalı.  

Bu tabloyla ilgili, erkeklere hakareti kadın hakları savunuculuğu sayan muhafazakarı, feministiyle kadın derneklerinden çıkıp bir şey söylemelerini beklemiyoruz.

(Erkeklere kendilerinden bir şey öğrenmek için hayvanları örnek olarak gösteren ve bunu reklamlarla ülkeye ilan eden kuruluşlardan ne beklenir ki zaten…)

Şekilsel farklılıklarına rağmen, ortak düşmanları erkekler söz konusu olunca, birbirlerinden hiçbir farkları yok bu derneklerin. 

Onlar, elbette aralarındaki iyi niyetliler, tüm aileler yıkıldığında ve insanlar cüzzamdan kaçar gibi evlenmekten kaçtığında durumu kavrarlar belki…

Ama “Aileden Sorumlu” olduğu için kadın kadar erkeğin de hukukunu gözetmesi gereken Bakanlıktan da tek bir ses yok olup bitenlerle ilgili. 

Ama bilin ki bu tablonun sonuçları en çok kadınlar adına üzücü olacak….

Çünkü bu yasalardan sonra evlenecek adam bulmaları mümkün olmayacak kadınların.

Benden söylemesi…

YENİ HAVALİMANININ ADI…

Bir süredir bazı topluluklardan elektronik postalar alıyorum…

Yeni Havalimanının adı “Atatürk” olsun diyor bir taraf…

Diğer taraf “Abdülhamid Han” olsun diyor.

İki tarafın da kendince haklı nedenleri olabileceğini anlıyorum.

İki taraf da Türkiye’de kemikleşmiş iki ayrı dünya görüşünü, iki ayrı dünya okumasını temsil ediyor.

Ben ikisi gibi de düşünmüyorum bu konuda.

Her yere Atatürk adını koymak da, buna nispet edercesine her yere Osmanlı referanslı isimler koymak da doğru gelmiyor bana.

Bu meseleleri ideolojik kavga alanı haline getirmek yanlış. 

Bence artık bu dar çerçevenin kırılması gerekiyor.

Bu topraklar tarih boyunca yalnızca büyük siyasi ve askeri şahsiyetler yetiştirmedi.

****

Anadolu’nun kültürlerin kesişim noktası olması, onun, tarihin bir diliminde büyük bilgeler, alimler yetiştirmesine neden oldu.

Tamam, devlet büyüklerimizi saygıyla analım ama geleceği nasıl kavradığımızı mücessem hale getirmek için daha farklı, dünyaya yeni şeyler söyleyecek isimlerimizi ön plana çıkaralım artık.

Örneğin, Yunus Emre ya da Mevlana isimlerinin bu anlamda üzerinde durulabilir.

Özgünler, emsalsizler ve İslam/Anadolu kültürünün damıtılmış formunu şahıslarında sembolize ediyorlar.

Önerdiğimiz isimlere itiraz edenler, tarihsel ağırlıklarıyla ilgili kuşku duyanlar olabilir.

Büyük Rus hükümdarı Petro’nun insanlık değerlerine katkı açısından Tolstoy’dan ya da Dostoyevski’den daha önemli olduğunu hiçbir zaman düşünmedim.

O halde neden olmasın…

Bütünüyle bu toprakların değerleriyle kuşanmış Yunus Emre ve Mevlana isimleri, hem misyonlarına uygun bir biçimde politik tartışmaları sona erdirirler, hem de bu iki isim, milyonlar hatta milyarlar nezdinde daha tanınır hale gelebilirler böylece.

Ne dersiniz iyi olmaz mı?

YAĞMURUN TURİSTLERİ

Yağmuru daha sık yaşayacağımız bir mevsime giriyoruz…

Bahçeli evlerde oturanlar veya oturduğu yerin yakınlarında park veya bahçe olanlar yağmurlu havalarda kendilerine anlamlı bir ödev oluşturabilirler ki insanın kendi kendine dikte ettiği ödev en iyisidir.

Bu ödev, yağmurdan dolayı sürünüş güzergahını yollara çeviren turist salyangozlarla ilgili bir ödev…

Yağmurdan dolayı kapanan havalarda insanların görüş açılarının da kısalmasıyla yollarda sürünen salyangozların fark edilmesi kolay olmayabiliyor. Nemli havayı teneffüs etmek için toprağını bırakıp etrafta dolaşan yığınla salyangoz ayaklar altında kalarak ölebiliyor bu yüzden.

Yağmurlu havalarda birkaç küçük canlıyı kurtarmak amacıyla sokağın yolunu tutmak, salyangozları ayak altından kaldırarak ölmelerine engel olmak iyi bir fikir olabilir. Hem yağmurun dirilttiği merhamet duygusuna da iyi eşlik eder.  

H.David Thoreau, “Sıhhatini sabah ve ilkbahara gösterdiğin sempatiyle ölç.” diyordu.

Buna şunu da ekleyebiliriz belki, “Duyarlılığını, kimsenin dikkat etmediği zamanlarda en zayıf canlıların hayatlarını korumakla sına…”

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23