• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Karahasanoğlu
Ali Karahasanoğlu
TÜM YAZILARI

Ne kazandınız, hastaları korkutarak?

11 Aralık 2020


Ali Karahasanoğlu İletişim: [email protected]

Daha öncesinde de bu yönde eleştirimi yapmıştım. Ama o, Nasreddin Hoca’nın fıkrasındaki gibi, damdan düşenin tecrübesi ile değil..

Teorik bilgilerle yapılmış eleştirilerdi.

Sağlık üzerinden insanlara korku salmayın, telaşa sevketmeyin demiştik.

Hasta olarak değil, çevresinde hasta insanlar olan bir gazeteci olarak yanlışa dikkat çekmiştik.

Şimdi hasta yatağındaki, damdan düşen birisi olarak, çok daha net olarak söyleyelim, “Sağlık üzerinden, insanları korkuya düşürecek açıklamalar, asla affedilemez.

İnsanlık açısından da affedilemez. Tıbbi açıdan da affedilemez..

Hasta yatağındaki insanlarda, “İlaç yok, maske yok, hastanede yataklar doldu” tedirginliği oluşturanların, en çok morale ihtiyaç duyulan hastalık dönemindeki insanları karamsarlığa itenlerin ne dünyada yatacak yerleri var, ne de ahirette. 

Süreci, şöyle bir hatırlayalım mı?

Salgının en başından bu yana.

Hatta salgının da öncesinden başlayabiliriz.

Döviz operasyonu döneminde “ilaç bulunmuyor” diye başlatılmıştı.

Türk Eczacıları Birliği açıklıyor “piyasada 400 ilaç yok” diyor..

O da açıklamasını bitirmeden, İstanbul Ecza Odası Başkanı başlıyordu: “Bulunmayan ilaç sayısı 700 oldu.”

Gerçekten piyasada ilaçlar bulunmadığı halde, bunlar yalan söylesin, toz pembe tablo çizsinler demiyorum.

Ama..

Yaptıkları açıklamaların yönünden gerçekleri çarpıttıkları anlaşılıyordu zaten..

Araştırıp sormuştuk, “700 ilacın listesi”ni..

Güneş kremine varan liste ile çıktılar karşımıza.

“Yapmayın.. Etmeyin.. Hasta yatağında yatan insanları korkutmayın.. Onları ‘İlacımı bile alamadan, ölecek miyim’ derdine düşürmeyin” dedik. Dinletemedik..

“Bu ülkenin düşmanı mısınız siz?” dedik, cevap alamadık.

Gerçekten de, eczanelerde ilaç bulunamadığında, sevinç mi duyacaklardı, bundan..

700 değil ama..

Fiilen günlük kullanımda olan ve bir rahatsızlığın tedavisi kapsamında gerekli olan 10-15 ilaçta sıkıntı yaşanıyor idiyse.

Bu ülkenin insanı olarak, çıkar derdiniz ki, “İstanbul’da şu ilçelerde şu ilaçlarda sıkıntı var. Şu ilçelerde takviye ettik. Şu ilaç eşdeğeri şu ilacın yazılması için girişimler başlattık.. Bakanlığı uyardık, şu ilacın tedarikindeki sıkıntı hakkında neler yapılabilineceğini raporladık. Eşdeğer ilaçta da sıkıntı yaşanmaması için tedbir alınması için üzerimize düşeni yaptık.”

Biz de size, “Allah razı olsun. Yapıcı diliniz dert görmesin..” derdik.

Korona önceki dönemde, ilaç ile ilgili iddialara eşzamanlı olarak, bir de “Grip aşısı yok” söylentisi çıkarmışlardı.. Ayrıntısına girince, “zatürre” deyip çıkmışlardı.

“Zatürre aşısı herkes olmuyor, kaldı ki her yıl olunmuyor, niye bu kadar abarttınız” dedik.

Dediğimizle kaldık.

Geçtiğimiz yıl, bu noktadaki vaveylalar ile ilgili olumsuz bir tablo yaşandı mı? 

Hayır..

Ama halkı tedirginliğe sevkedenler, halkı korkutarak ideolojik saplantılarını güçlendirmeye çalışanlar, pes etmediler.

Korona Türkiye’nin sorunu imiş gibi.

Dünya güllük gülistanlık, sadece Türkiye’de bir maske sorunu varmış gibi..

“Maske” üzerinden ne algılar oluşturdular..

“Bir maskeyi dağıtamadılar” mı dersiniz..

“Kime dağıtılıyor, belli değil” mi dersiniz.. 

“Barkod mu gelecek, biz mi eczaneden gidip alacağız” tartışmasını hatırlayın..

Barkod gelmeden, “paramızla alamıyor muyuz” soruları ile günleri doldurduk.

Hatta öyle ki, “AK partililere öncelik tanınıyor” ahlaksızlığına varıncaya kadar neler duyduk, neler okuduk.

Ama hepsinde..

Türk Tabipleri Birliği’nin, Eczacılar Odası’nın yapıcı bir dil yerine, kötümser, halkı paniğe sevkeden açıklamaları gördük..

İnsanlar korktular, “Ne oluyoruz, maskesiz toplu ölümler mi yaşanacak” telaşına düştüler..

Oysa, “Bakanlık maske dağıtımını şöyle planladı. Ama doğrusu şudur.. Önerimiz dikkate alınırsa, şu yanlışlar da telafi edilmiş olacaktır” açıklaması yapılmış olsa, halk tedirginliğe sevkedilmese ne olurdu?

Kıyamet mi kopardı?..

Neyse ki, halkımızın ya bu meslek odalarına güvenleri sıfır.

Ya da..

Bu söylemlere karşı çok büyük bir metaneti var ki, sallamadılar.

Maske gitti. Sağlık çalışanlarının özel elbiseleri konusu başladı.

Orda da eksikler hızla giderildi.

Sonrasında “hasta sayısı-vaka sayısı” tartışması başlatıldı..

Allah rızası için söyleyin, iki hafta önce yaptığımız “hasta sayısı mı, vaka sayısı mı” tartışmasını bugün ikisini de açıklayarak şeffaf hale getirdikten sonra, günlük hayatımızda ne değişti?

Hasta sayısı 6 binlerde, vaka sayısı 30 binlerde olduğu açıklanınca, her şey güllük gülistanlık mı oldu?

Sonra, “Ankara’da yoğun bakım yatakları doldu” propagandası..

“Şu kadar doldu, aman halkımız, biraz daha dikkat. Ne kendi canınızı, ne de kardeşinizin canını tehlikeye atmayın.. Yataklarımızın % 70 doldu. Böyle giderse % 80 dolar. Aman dikkat” demek çok mu zordu?

Ki, “Hastaneler artık hasta kabul etmiyor” propagandasını pompaladılar?.. 

Şimdi de.

“Grip aşısı siparişinde geç kalındı. Yaya kaldık” denildi..

Bakanlık açıkladı, hem de klasik grip değil, Kovid-19 aşısı için 50 milyon’a baliğ olan rakam ilan edilince.

“Aşı için, AK Partililere öncelik tanınıyor” ahlaksız iftirasını attılar..

İnsan bu kadar mı vicdansız olur. Bu kadar mı yalan üzerinden insanlara kara çalma pervasızlığı gösterir?

Önceki gün Sayın Bakan Fahrettin Koca açıkladı..

“El birliği ile yönetmemiz gerekir. Elbirliği ile kazanmamız gerekir” dedi.

“Biz yapıyoruz, biz yapacağız” demeyen bir bakan karşınızda dururken, bu fitne ateşinden medet umanlara ne diyelim?

Allah ıslah etsin..

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Mustafa

Covid ten daha az mı önemli susuzluk Susuzluk ve Orman yangınları. Neden ormanlara yagmur toplama göletleri yapılmaz. Yangın esnasinda kullanmak, yaban hayvanlarını sulamak veya ateşin aşmasına engel su havuzları. Dereleri nehirleri derinleştirin genişletin ama istinat duvarları yapmayın.,! Nekadar su dere nehir ve çay yataklarında tutulursa okadar suyumuz ve balığımız olur. Denize ulaşmadan nehirlerin derelerin çayların sularını kuruyan göllere ponpalanabilir.! yatağı çamurdan temizlenmiş kuruyan veya kurumaya yüz tutmuş göllere . Kara da kalan su bizim denize ulaşan bizim degildir . Neden Manavgat suyu büyük Menderes küçük Menderes hala denize karışıyor çok yakınında kuruyan göller var. Biraz yağmur yağma dığında nehirlerin ortasında adacıklar oluşur. Her yağmur yağmadığında İstanbula gazeteciler cekilen suyun altından cıkan mezarlıkta haber yaparlar derinleştirilsin artık su toplama yataklarını ki daha çok su tutulmuş olsun. Bu sular aynı zamanda yeraltı sularını da besler ler. Bu adacıklar nehir kenarlarına yığılsın yağmurun yatağa ulaşmasına engel olmayacak yerlerine yığılabilir. Haydi bin yıldır erozyonun alıp götürdüğünün birazını kurtaralım . Heryıl Bulgaristan baraj kapaklarını açar yerleşim alanları ve tarım alanları sular altında kalır. Sular cekildiğinde , ikiyüz üç yüz metre  yürüyerek karşıya geçilir çünkü nehir camur doludur . Bu geniş alanların camurları  temizlensin ve nehir yatakğı derinleştirilsin Bulgaristan'ın bırakacağı su bereket olarak nehir yataklarında her türlü balık orada kalsın . Su savaşları başlamadan suyla barışalım ki yer üstünde suyumuz kalmasada böyle bir çalışmayla yeraltı sularımız hep var olur. İnsanın dörte üçü su ise yer üstünden daha çok yer altındaki suya muhtacız. Gelin yer altınında dörtte üçünü su depolayalım. İş makinaları nın yatması bize birşey kazandırmaz iş makinaları doğru nehir temizlemeye. Birde bu işleri bir bilenle uzmanlarla prof larla inceleyin ki yanlış yapmıyalım,.   park bahçe yapmak için milyar € borç alınıp faizli yapılmış banklarda oturmayalim suyumuz olsun. İstinat duvarlarına harcanan pardaha mı az. Dere yataklarını bedava derinleştirilsin taş micir fabrikaları en az on işçi çalıştıran dan vergi olma dereler doğal güzelliği bozmadan derinlesir ve temizlenir. Göller çıkartılan çamur veya toprak köylü tarlasına taşır gübresi en az beş yıl tarım yapılır Türkiye in silah için yatırıma ihtiyacı yok ama türkiye de hiç bir holding istisna hariç ağır sanayide yok savunma sanayisinde yok. Devlet onun için yatırım yapiyor. En az politikacılar kadar holding lerde dışarı  dan emir alıyor. Türkiye de dünyanın en zengileri arasına gir ne ağır sanayide nede savunma sanayisinde olma!!! Beton yığınları yapan inşaat firmaları bırakın betonu küçük şirketlere siz artık ağır sanayi ve savunma
  • Yanıtla

ayşe gül

adamlar medyaları ile istedikleri gibi haber yapıyorlar; algı, yalan ,2 yüzlülük her şey mübah! adam sabah sabah, ülke 28 gün tam kapansın diyen kendi zihindaş doktorları devamlı çıkarıp haber yapıyor ama aynı anda esnaf ağlıyor, çiftçi sürünüyor,millet aç, filan intihar etmiş haberlerini de yapıyor. gel de çık işin içinden. kafalar bir o duvar bir bu duvara vuruluyor. kendi belediyelerine toz kondurmuyor neden ulaşımı rahatlatmıyorsun diye sormuyor.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23