• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ahmet Can
Ahmet Can
TÜM YAZILARI

Yapay zeka ve insanın geleceği

31 Mayıs 2020
A


Ahmet Can İletişim: [email protected]

Transhümanizm, insanı her türlü açıdan tanrısallığa ulaştırma gayesiyle teknolojinin de yardımıyla yeni bir mutant tür geliştirmeye dayalı bir teori… 

İnsanın hem fiziki olarak, hem de bilinç olarak daha üst bir seviyeye ulaşması, yaşlanmanın geciktirilmesi ve hatta ortadan kaldırılması için yüksek teknolojinin kullanılması ahlaki açıdan ne kadar doğru?.. Bunun ne gibi bir sonucu olabilir? Dünyanın alt tabakasındaki insanlar da zenginler gibi bu teknolojik gelişmeden faydalanabilir mi? Tüm bu sorularla birlikte insanlığın geldiği noktada tabii ki ciddi bir tıkanmışlık ve tükenmişlik de söz konusu. Çöpler, kimyasal atık üreten fabrikalar, kirlenen denizlerde artık yaşam alanı bulamayan deniz canlıları… Bir belgeselde görmüştüm. Ölen martıların karnından plastik parçaları çıkıyordu. İnsanoğlu kendi sonunu hızlı bir şekilde hazırlarken hem doğayı, hem kendi neslini, hem de hayvanları acımasızca ve farkında olmadan(!) katlediyor. Yapay zeka ve transhümanizm kavramlarını bu sıralar bu kadar fazla duymamızın sebebi de işte burada devreye giriyor. Yetmişli yaşlarındaki Amerikalı bilim adamı Ray Kurzweil 2030 yılında insan beyninin tamamen internete yüklenebileceğini söylüyor. Şimdi yapay zeka konuşulduğunda sazan gibi konuya atlayan ve ‘Abartmayın, işiniz gücünüz fütüristik tezgahlara gelmek’ diyen arkadaşların üç aydır pandemiden çıkmadan eve hapsolduklarını hatırlatmakta fayda var. Kurzwell tüm bu biyolojik savaş ve kısıtlamalı yaşam örneklerinden bahsetmişti. 

‘Dinde bunun yeri yok. Allah izin vermez’ diyen o yarım beyinliler şimdi ‘Allah böyle cezalandırır işte’ diyerek bu defa da ters mantıkla kendilerini savunuyorlar. 

‘Dinin yapay zeka ile ilişkisi nedir?’ diye sorulduğunda verilecek cevap yok. Yapay zeka ile güncellenmiş mutant bir tür, din karşısında ahkam kuralları söz konusu olduğunda nasıl davranacak? Bu sorulara cevap verebilecek yürekli bir alim çıkarsa ona biat eden ilk mürid ben olacağım.

Aynı şekilde mutant bir varlık, insan öldürdüğünde bu durumun hükmü ne olacak? Bu konuda konuşamazlar. Çünkü konuşabilmeleri için yüksek fizik, kimya, sibernetik, felsefe bilgisi gerekiyor. İşin içinden çıkılamıyor. Bu konu çok uzun mülahazaları barındırdığı için geçtiğimiz gün bu konu üzerine yaptığımız bir canlı yayından hareketle sadece giriş mahiyetinde bir şeyler yazdım. Önümüzdeki haftalarda bu konuya devam edeceğim. 

Müslüm, Şahin ve Abart Egzoz

Şu an yanımdan, bu sessiz bomboş, terk edilmiş sokaktan son sesle doksanlı yıllardan kalma bir şahin geçti. Tıpkı otuz yıl öncesi gibi. Abartılı egzoz o sessiz sokağa böğüren bir kabadayı gibi giriyordu. Heyecanlanmıştım. Müziğin sesi de sonuna kadar açıktı. Müslüm Gürses’in ‘İtirazım var’ şarkısı çalıyor. Camları filmli arabanın arkası kasıtlı olarak çökmüş. Bu neydi şimdi? Nasıl bir ‘Aldırmadan yola düşmek’ haliydi? Korona virüsünü hiç iplemiş bir halleri yoktu. Sanki o sahne otuz yıl önce burada değil de, Küçük Langa Caddesinde yaşanmış gibi insanı tarihin içinde geriye doğru sürüklüyordu. Arabanın içindekiler de zamanın içinden değil, eski bir zaman makinesinden ışınlanmış olmalıydılar. 

Cüneyt Arkın Gerçekten Öldü mü?

Çocuklukta izlenen filmlerden çok etkilenirdik. Sadece ben değil, tüm mahalle etkilenirdi. O günlerde zaten birkaç televizyon kanalı var. Cüneyt Arkın filmlerinde eğer Cüneyt ölürse öbür gün mahallede konu buydu. Gerçekten de ölmüş lan… Her seferinde ben gerçek olduğunu kanıtlamaya çalışırdım. Çünkü büyükler bizi üzmemek için gerçekten ölen insanları bizden gizlerlerdi. ‘O aslında uzaklara gitti, gelecek’ falan gibi anı atlatma numaraları yaparlardı. Aradan bunca zaman geçti. Benimle yaşıt bir arkadaşla konuşuyoruz. Onun çocukluğu Gaziosmanpaşa’da geçmiş, benimki Aksaray’da. O başka bir hayat yaşamış, ben başka. Ama bana son görüşmemizde ‘Cüneyt Arkın öldüğünde öyle üzülürdük ki bütün mahalle’ derken sözünü kestim ve ‘Gerçekten öldü diye yas tutardınız, değil mi?’ dedim. Şaşırdı. ‘Evet, nereden biliyorsun?’ dedi. Çünkü bizim zamanımızda çocuklar her şeye inanırdı. ‘Dostum şimdi öyle değil’ dedim. Bizim kuşak Türk filmlerine o kadar inandı ki, bugün halen gerçekle ilişkisi en sorunlu kuşaktır sanırım. Çocukluk dönemi doksanlı yıllara denk gelen birçok kişi Cüneyt Arkın’ın gerçekten öldüğüne inanmıştır.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

cüneyyit zıp zıp

Ölmedi ama pis bir şişko olarak yaşıyor, ne olacak ki sanki yani..

mevhibe inal

Yapay zeka, insansız bilmem ne! Yazılım kiminse hepsinin sahibi de o!
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23