• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ahmet Can
Ahmet Can
TÜM YAZILARI

Sabırsız padişahın kellesi nasıl kurtuldu?

26 Nisan 2020
A


Ahmet Can İletişim: [email protected]

Bilinen bir Tolstoy hikayesidir ama ‘anın hikmeti’ni kavramak için hatırlatmakta fayda var. Zamanın birinde bir padişahın aklına üç önemli soru takılmış. Bir işe en uygun hangi zamanda başlanmalı? Bir iş için en uygun kişi kimdir? Hangi iş en önemli iştir? Bu soruların cevabını öğrenmek için kahinlere, bilginlere haber salmış. Hepsi bir şeyler anlatmış, ama padişahı hiçbir cevap tam manasıyla tatmin etmemiş. Tebdil-i kıyafet vurmuş kendini yollara. (Bu arada tüm kadim metinlerde insanlar bilgeliğe yol ile ulaşırlar. Yol bir arınma, anlama sürecidir) 

Köyün birinde fakir ama bilge olduğu söylenen bir adamı bulmuş ve ona bu üç sorusunu sormuş. Adam hiç oralı olmadan bahçesindeki toprağı kazmaya devam etmiş. Padişah bilge adama yardım etmek amacıyla elinden küreği almış ve bir süre kendisi kazmış. Yorulunca, kendisine cevap vermeyen adama yine aynı soruları sormuş. Bilge yine cevap vermemiş ve padişahın bıraktığı küreği alıp başlamış kazmaya. Sabırsız padişah yine dayanamamış ve almış bilgenin elinden kazmayı. Bir süre sonra yine yorulmuş ve aynı soruları tekrarlamış. Bilge yine cevap vermemiş. Ama bu defa eliyle uzaktan gelen yaralı bir adamı işaret etmiş. Adam zar zor yürüyerek onlara doğru geliyormuş. Padişah koşarak yaralı adama yaklaşmış ve onu bilgenin evine kadar kucağında taşımış. Yarasını sarmış. Çok yoruldukları için bilgenin evinde o gün uyumuşlar. 

Padişah sabah gözünü açtığında karşısında yarasını sardığı adamı görmüş. Adam ‘affet beni’ demiş. Padişah anlamamış. Ve adam başlamış anlatmaya. ‘Sen beni tanımıyorsun ama ben senin kim olduğunu biliyorum. Buraya seni öldürmek için geldim. Çünkü senin yüzünden bütün malımı mülkümü kaybettim. Ama yolda adamların beni gördüler ve ağır yaraladılar. Ellerinden zor kurtuldum. Dün sen bana yardımcı olmasaydın belki de ölecektim. Şimdi senden bir şey istiyorum. Kabul edersen bundan sonra sana çocuklarımla birlikte hizmet edeyim. Yeter ki beni affet.’ Padişah düşmanıyla bu kadar kolay bir şekilde barıştığına sevinmiş ve adamı hem affetmiş hem de bütün malını mülkünü ona geri vermiş. Sonra bilgeye tekrar aynı soruları tekrarlamış. Bilge ‘Dün bana yardım etmeseydin bu adam sana saldıracaktı. O zaman sen burada kalmadığına pişman olacaktın. Toprağı çapaladığın zaman en uygun zamandı. Ben senin için en önemli adamdım. En uygun zaman da o adamı iyileştirmendi. Yarasını sarmasan seninle barışmadan ölecekti. Yani en iyi zaman, içinde bulunduğun zamandı. En uygun adam, içinde bulunduğun zamanda görüştüğün adamdı. En önemli iş de ona yardım etmendi. Çünkü insan dünyaya sadece iyilik için gönderilmiştir.’

Bu hikayeyi niye anlattım? Bugünlerde ana odaklanmak daha kolay. Menkıbelerde anlatılan en büyük algı sıçramaları oruçluyken müşahade edilmiştir. Vakit, vaktin farkına varma vaktidir. Ne demişti büyülü gerçeklik akımının efendisi Jorge Luis Borges ‘Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.’

Ramazanda aç ve susuz bırakacak nasihatler

Ramazanda internet, tv ve gazeteler hep bir ağızdan tok tutacak besinler, gün içinde susuz hissettirmeyecek içecekler öneriyor. Ramazanı açlık ve susuzluk hissetmeden nasıl geçireceğimiz hakkında bilgi veriyorlar. İyi de ramazanın gayesi neydi? Açlığın, susuzluğun ne olduğunu bilmeden fakirin, açın halinden nasıl anlayacaktık? Oruç tutmak, can sıkıcı karantina günlerinde ne bulursa tıkınan insanlara bir mola olsun. 

Zamanı nasıl kullanıyoruz?

Zaman, insanın elindeki en büyük hazine… Fark etmek için yaşlanmak gerekiyor. Kaybetmek gerekiyor. Gençliğinde hızlı yaşamış yaşlı insanların gözlerindeki hüzne dikkat ettiniz mi? ‘Yapılacak onca şey kaldı’ bakışı, ‘tam anlamaya başladım, şimdi de gücüm yok’ bakışı, ‘yaşıtlarım öldü, yalnızım’ bakışı, ‘zamanı yanlış kullandım’ bakışı…

Gözünüzün önüne bomboş zaferan ve naftalin kokulu bir ev getirin. Arka fonda Tanburi Cemil Bey çalıyor. 

Gözlerini bir noktaya kilitlemiş, gençliği hızla geçmiş doksanlık bir ihtiyar olsun. Derin bir iç çeksin adam, o eski evin tavanına bakarken… Elleri titreyen, ayakta zor durabilen bir adam. Sonra kulağınıza huzursuzluğun kitabından şu cümle akıversin:

 ‘Hayatımı büyük bir titizlik ve özenle, nasıl hareket etmeyeceğimi arayarak geçirdim.’ 

Ahmet Oktay’dan…

Her şey ve ölüm de olur kırgınlıkta/vardır kırgınsanız her şey/Örneğin kukla tiyatrosu bir yerde/Bilmedik bir el gibi insanı şaşırtan/Çünkü kukla da doğar ve ölür/Kokulu ve kuytu bir çiçeklikte.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

ebru

Ahmet Bey yazılarınız beni adeta kilitliyor. Belli bir şey yok, puslu kelimeler ama hisseden, acıyan, nereye gideceğini bilemeyenlere yol da gösteren bazen afallatan yazılar yazıyorsunuz. sizi bu kadar üzen nedir bir de onu yazsanız

Padişah hikayeleri:

Meselâ Tramp elindeki kazmayla, komşusu Bilgen Dayı' nın bahçesini kazıyo, bi atlı ona dooru koşuyo ve Tramp len' den ona dooru atlıyo...
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23