• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ahmet Can
Ahmet Can
TÜM YAZILARI

Fötr şapkalı dervişin yaktığı defteri gördüm

03 Mayıs 2020
A


Ahmet Can İletişim: [email protected]

Dervişlik; sadece bir çilehaneye girip kırk gün kimseyle konuşmadan sadece kuru ekmek ve su ile geçirilen kırk gün müdür?

Ayakları tebliğ yaparken günlerce dağ bayır çıplak ayak yürüdüğü için kanamış, günlerdir ağzına bir lokma girmemiş Kazancakis’in ‘Allah’ın Garibi’ kitabında Francesco, kardeşe şöyle dedirtir: ‘Farkındasındır herhalde Leo Kardeş, Allah’ın haklı olduğunun. Şu ana kadar işimiz gücümüz, kendi değerli küçük benliklerimizle kaygılanmak oldu, bütün kaygımız kendimizin nasıl kurtulacağı idi. Yetmiyor bu! Başkalarını da kurtarmak için savaşmak gerekiyor Leo Kardeş. Başkalarını kurtarmazsak, biz nasıl kurtuluruz?’

Bütün semavi dinlerin ortak noktasıdır ötekini kurtarmak. Ama kendini dahi kurtaramamış insan, başkasını nasıl kurtaracak? ‘Düşmanınıza bile merhamet edin’ düsturunu nasıl anlayacak? Adil ve merhametli olmak, insan olmak, sürekli karşı hatta saldırıp kendi pisliklerinden tek kelime bahsetmemeyi mi gerektiriyor? Lafı bu kadar gevelememin sebebi, Suriye’deki tüm malına mülküne Esed rejimi tarafından el konulan ve beş yıl önce Türkiye’ye göçen Ebu Arab’ın hikayesini anlatmak… 

Ebu Arab İstanbul Fatih semtinde Horhor yokuşunda ufacık bir dükkanda uzun bir süredir evsiz, gariban, ihtiyaç sahibi olan insanlara dili, dini, ırkı, cemiyeti, oruç tutup tutmaması umrunda bile olmadan ücretsiz felafil veriyor. Onu tanıdığım günden beri kafasından asla eksik etmediği fötr şapkasıyla bana biraz ‘İbrahim Bey ve Kuran’ın Çiçekleri’ filminden İbrahim Bey’i anımsatıyor. Ebu Arab da fötr şapkalı bir derviş. TRT World’un kendisiyle yaptığı bir röportajda, Suriye’deki babadan kalma 18 şubeden oluşan ‘Ali Baba’ isimli lokanta zincirinden bahsediyor. O dönemler maddi durumu çok iyi olan Ebu Arab’ın Suriye rejim karşıtı olduğu ihbarı üzerine tüm malına el konuluyor ve bir gün içinde sahip olduğu her şeyini kaybediyor. Aslında iyi bir yönetmen için sinema filmi olacak bir konu Ebu Arab. TRT World röportajından:

‘Eşim doktordu ve üniversiteye giden çocuklarım vardı. Rejim beni sınırdışı etti. İlk önce Lübnan’a gittim, o tarihi asla unutamıyorum. 2012 yılının 12. ayıydı ve gece saat 12’ydi. Lübnan’dan sonra Suudi Arabistan’a gittim, ancak çalışma izni alamadığım için tekrar Lübnan’a döndüm. Bu sefer de Hizbullah tarafından tutuklandım ve beni tekrar Suriye’ye yollamak istediler. Onlara para verdim ve Lübnan’da kalmayıp Türkiye’ye gideceğimi söyledim. Ardından gemiyle Türkiye’ye geçtim. (…)Ben vaiz değilim, yalnızca hayatın çok şey öğrettiği bir insanım. Hayatta iki insan başarılı olmaz, çok düşünen ama bir şey yapmayan ve düşünmeden çok şey yapan. Bizim dinimizde ibadetler çok önemlidir, ancak ibadetlerin ruhunu hayata yansıtmak da çok önemlidir. Bu yüzden insanlara yardım etmek, açıkta kalanlara sahip çıkmak bizim görevimiz.’

Ebu Arab’ın dükkanının camında Arapça ‘Ödeyemiyorsan benden olsun’ yazıyor. 

Önceleri dükkanının zekatı olarak on kişiye ücretsiz verdiği felafiller gitgide fazlalaşıyor. Orada bir kumbara var. Oraya ne kadar bırakırsanız Ebu Arab o para karşılığında daha fazla kişiye ücretsiz felafil veriyor. Şimdilerde 400 kişiyi bulmuş dağıttığı felafil. 

Geçtiğimiz gün dükkanının önünden geçerken baktım elinde bir çakmak. Birisi de onu telefonuyla videoya çekiyor. 

‘Zor bir süreçten geçtiğimiz şu günlerde ben de bir şeyler yapmak istedim. Veresiye defterimi görüyorsunuz. Burada çalışanlarımın ve komşularımın borçları var. İnsanlara yardımım dokunsun diye bu defteri yakma ve hakkımı helal etme kararı aldım.’ 

‘Peki yaptığı iyiliği neden videoya çektiriyor’ diyeceksiniz. Ona da cevap veriyor: 

‘Bazıları ‘neden video çekiyorsun?’ diyecek. Birinci gayem insanlar evlerinden çıkamıyor, borçlarının kalmadığını bu video yayınlansın ve bilsin. İkinci gayem bir ustanın çalışanlarından alacağı varsa hakkını helal etsin, ona etkisi olsun diye. Bir arkadaşın arkadaştan alacağı varsa, imkanı varsa almasın diye. Bu bereketli günlerde arkadaşları haklarını helal etsin. Allah affedicidir, affedenleri sever. Allah’ın bizi affetmesi için birbirimizi affedelim.’ Bunları söyledikten sonra fötr şapkalı derviş Ebu Arab’ın veresiye defterinden çıkan alevlerin semaya doğru yükselen dumanına şahit oldum. Alevler yükseldikçe Ebu Arab’ın yüzündeki gülümseme arttı. Sanki esriklik halindeydi. Bir süre izledim onu. İyi insanları izlemenin verdiği o harikulade anı yakalamak için. Sonra yine bu kirli ve kötülük dolu dünyaya dönüş yaptım. 

Ayrıntıları Doldurulmamış Bir Hayat

Yıllarca gerçek kimliğini gizli tuttu. Ölene dek yayıncısı dışında kimse o kitapları onun yazdığını bilmedi. İnfaz ve suikast tekniklerini anlattığı kitabında, Volvo arabasının kapısını sert tekmeyle kapatan sahici bir karakteri vardı. O gizemli yazarın şöyle bir tesbiti vardı: 

‘Hayatım alelade çizilmiş, ama vakit yetmediği için ayrıntıları doldurulamamış bir resme benziyor.’

Bu cümleyi doksanlık bir yaşlıya söylediğinizde sonuçlarına katlanabilirseniz, nasıl bir tepki alacağınızı dener misiniz?

Kitap ve yazar ismi, otosansür süsü verilerek daha fazla merak uyandırmak ve araştırmaya itmek gayesiyle kasıtlı olarak gizlenmiştir.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

her föterliyi derviş sanmam

yasser nürü de föterliydi; ama derviş değildi tabii..

Eyman

Fotörü değil, fotör zihniyetli katilleri lanetliyorum. Ne zaman fotöre baksam içinde idam edilen sarıklıları görürüm.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23