Ezgin hikâye avcısına iki kotikacının suçüstü yapmasına dair…

17 Eylül 2017 Pazar

 İki kotikacıdan yorgun olan diğerinin gözlerine baktı.

 “Ne buluyorsam benim tamam, ama mutluluğu bulmanın da bir yolu yok mu? Yıllardır bozuk plak ve kasetler, son kullanım tarihine ulaşmadığı halde atılmış yoğurtlar var bu lanet çöplükte. Bir tek mutluluk yok. Anladın mı o bir milyon papellik Porshe’ye binen inekte de bende de mutluluk yok. İkimiz de bulamıyoruz işte…”

Diğeri “Yeterince arayanlar değil, bazen aradığı şeye dönüşenler buluyor mutluluğu” dedi. Bu sohbete dalmak istiyordum. Fakat sokağın ortasında bir yolunu bulmak uğruna attığım adım hüsranla sonuçlandı.

Ben kulağa hoş gelen bir üslubun peşindeyim, yazıyorum…” dedim esmer ve yüzünde hayatın derin izleri olan son cümlenin sahibine. 

İşine bak, biz sizin gibi hikâye avcılarından kaçtığımız için buradayız” dedi adam.

Bazı anlar vardır, ne söyleseniz, ne anlatsanız fayda vermeyeceğini bilirsiniz.

Bir hamle daha yapıp dikkatlerini çekmek istedim.

Konuşmadan anlaşanlar bakışı…” 

İkisi de cümlemin bitmesini beklemeden yollarına revan oldular. 

 

***

 

 Perulu kara böcekleri affetmenin rüyalara etkisi

Gündüzleri nadir görülen böcekleri sessizlikle birlikte gece geç saatlerde gördüğünüzde aklınıza ilk olarak ne gelir? Böceklerin gece daha fazla ortalıkta dolanmaları (gündüzün gürültüsünden olsa gerek) sükûnet arayışlarındanmış. Sessizlik onlara güven veriyor ve kendilerini daha özgür hissediyorlarmış. Perulu kara böcekler, özellikle karanlıkta yol almayı severlermiş ve bizim göremediğimiz frekans aralığından baktıkları için o karanlıkta sanki gündüz gibi yollarını bulabilirlermiş. Gece aniden evinizde karşınıza çıkan bir böcek sizi görmesine rağmen kaçmıyorsa yol verin gitsin. İlkel animist bir dinin öğretisini yorumlayan belgeselci “Bu iyiliği yaptığınızda sizi bir daha rüyalarınızda rahatsız etmeyeceklerine dair söz verirler” diyor. 

 

***

 

Göçmen kuşların havada bağladıkları şey neydi?

Aslında tüm kuşlar aynı “şey” i bağlar ya… Özellikle göçmen kuşlar insana bir yerde en fazla bir mevsim yaşanması gerektiğini söylüyorlar. Toplu olarak soğuktan sıcağa göç ediyoruz, siz de gelmek ister misiniz diyorlar. Yani gökyüzünde oldukları yeri gittikleri yere bağlıyorlar. Sınırları kaldırıyorlar ve mülteciliğe yeni bir bakış açısı getiriyorlar. 

Biz cep telefonu faturamızı düşünürken veya ay sonu ödememiz gereken yapılandırma taksidiyle uğraşırken o kuşların ne dediğini tabi ki ıskalıyoruz. Ya da saçma bir sunum yapacak olmamıza rağmen “bu ay iki önemli sunum yapacağım” tarzı şımarık kapitalistler gibi kendimizi önemli hissetme pozlarına giriyoruz.

 

***

 

İzdivaç bitti efendim, elimizde taze cinayetler var!...

İzdivaç programlarının yasaklanmasının ardından bir cinayet izleyici kitlesi oluştu. Bahse konu programların birçoğu bir cinayeti aydınlatmaya, bir kaybın peşine düşmeye başladı. Bu çok daha büyük bir şiddet değil mi? Katil aramalar, kaybolan çocuklara yapılan tacizler, cinayetler ahalinin en çok izlediği programlarda arz-ı endam ediyorsa bu pisliği kanıksatmaz mı? Bu programlara izin verenlerin de ruh sağlıklarının iyi olduğunu söylemek edepsizlik etmek olur.

Cinayeti kafasına koymuş, fakat nasıl kurgulayacağını bilmeyen dengesizlere akıl öğretmek değil midir bu? 

“Şunu yaparsam yakınım beni ele verebilir. O zaman şöyle bir yol takip etmeliyim” diye düşünerek her geçen gün önlemlerini daha da sağlamlaştırmaz mı? Suçu kanıksatmanın ötesinde cinayet potansiyeli olan ve bunu bastıran insanları tetiklemez mi? Evlilik programlarındaki pespayelik, rezillik, al takke ver külah tarzı kandırmacalar ve daha birçok şey en azından bu kadar büyük bir suça zemin hazırlamıyordu. Sosyologlar, psikiyatristler, akademisyenler akşama kadar televizyonlarda toplumsal asabiyeti yorumluyor. Fakat nedense hiçbiri bu konuya eğilmiyor. Acilen bu delil yok etme ve cinayet planlama teknikleri öğreten programlar yasaklanmalı. Yoksa bir sene içinde işlenen suçlarda büyük bir artış olması kaçınılmaz.

 

***

 

Heyecanlı adamların önemsiz çenebazlığı...

Kuçi “Bugün sana heyecanlı adamları anlatacağım.” dedi. Dinlerken asla araya girilmemesi gerekiyordu. Son zamanlarda yeni adet edindiği üzere “araya girme” diyerek başlıyordu cümlelerine. Yine aynı şekilde “Anlatırım, ama araya girme” dedi. 

“Tamam Kuçi.”

“Heyecan barındıran adamlar sonsuza dek önemsiz bir iş de yapıyor olsalar sürekli teyakkuz halindedirler. Saf heyecanlılar vardır, hep batak verir ve asla geriye dönüp verdiği batağa bakarak huzursuz olmaz. Bir de kurnaz heyecanlılar vardır. İşte bu gruptan nefret ediyorum dostum.”

“Sana ne zararı var kurnaz heyecanlıların?”

 “Bir iki saat kadar önce burada bir kurnaz heyecanlı vardı. Adam hiç durmadan konuştu ve ardından beni kafalamaya uğraştı hemşeri ayaklarıyla. Beraber yapabileceğimiz ve iyi para kazanabileceğimiz işlerden bahsetti."

"Eee sen ne yaptın?"

“Bana biraz borç verirsen neden olmasın?” dedim.

Sen o bahsettiğin kişiden daha kurnazsın Kuçi." 

Ve aklıma sonradan geldi araya girmenin yasak olduğu.

 “Kendimi kollamak için yaptım bunu. Ben asla ilk saldıran olmam, olmadım. Ama biri saldırdığında da savunmamı alırım.”

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • HukukçuHukukçu1 ay önce
    Sayın Yazarım; Bugün, Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesinde, bir öğrencinin katlettiği hocamızın durumunu öğrenince içim sızladı. Cinayete kurban giden hocamıza rahmet, kederli ailesine başsağlığı diliyorum. Bu fakültede sorunlar olduğunu 4 ay önce bilgilerinize sunmaya çalışmıştım; ama ne yazık ki, beni dinleyen olmadı, ciddiye alınmadım. Evet, ne yazık ki, bugün bir değerli asistan kardeşimiz, bir öğrenci tarafından katledildi. Yazık, bin Yazık! 4 ay önce yazdıklarım hala Sayın Merve Kavakçı'nın yazısının altında durmaktadır. O yazıda şunları yazmıştım: "...Sayın Cumhurbaşkanımız; Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesindeki öğrenci kıyımına müdahale edip, kıyımı durdurmanızı, saygılarımızla, istirham ediyoruz..." Evet, aynen böyle yazmıştım. Keşke dinlenseydim, öğrencilerimizle hocalarımızın sorunlarına el atılıp, kucaklanmaları sağlansaydı ve bütün kalbimle kınadığım bu cinayet yaşanmasaydı.
  • Yaşlı DoçentYaşlı Doçent2 ay önce
    Sayın Cumhurbaşkanımız; Doçent olduğumuz gün, emsallerimiz hangi dosya ile Profesör oluyorlarsa, biz de aynı dosya ile Profesör olmak istediğimizi; deneyim kazanmanın murat edildiği 5 yıl Doçentlik kadrosunda boşuna kalmak istemediğimizi; 5 yılın 5 katından fazla Üniversitemizde öğretim elemanı olarak çalışıp, 10 binlerce öğrenci mezun edip deneyim kazandığımızı; Üniversitemizde Doçentlik kadrosunu almak için gerekli olan puanın 5 katından fazla bir puanla Doçentlik kadrosunu aldığımızı; emeklilik yaşımızı geride bırakıp ömrümüzü verdiğimiz Üniversitemizde, Profesör olmak için 5 koca yıl beklemememiz gerektiğini; dosyası dolu ama ömrü de dolu Yaşlı Doçentler olarak, Profesör olmak için, zaman sınırı olmadan, dosyamızı Doçent olduğumuz Üniversitemize sunmamıza kapı aralamanızı sizden istirham eder, saygılarımızla taleplerimizi arz ederiz: A-)1-5 yıl öğretim elemanı olarak çalışmış bir Doçent 5 yıl sonra Profesör olabilmelidir. B-)5-10 yıl öğretim elemanı olarak çalışmış bir Doçent 4 yıl sonra Profesör olabilmelidir. C-)10-15 yıl öğretim elemanı olarak çalışmış bir Doçent 3 yıl sonra Profesör olabilmelidir. D-)15-20 yıl öğretim elemanı olarak çalışmış bir Doçent 2 yıl sonra Profesör olabilmelidir. E-)20-25 yıl öğretim elemanı olarak çalışmış bir Doçent 1 yıl sonra Profesör olabilmelidir. F-)25 yıldan fazla öğretim elemanı olarak çalışmış bir Doçent hemen Profesör olabilmelidir.
  • MOHAÇMOHAÇ4 ay önce
    MC KINSEY
  • HukukçuHukukçu5 ay önce
    Sayın Cumhurbaşkanımız; Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesindeki öğrenci kıyımına müdahale edip, kıyımı durdurmanızı, saygılarımızla, istirham ediyoruz.

Günün Özeti