15 Temmuz Gazisi Ufuk Yegin: Bir daha hain bir girişim olsa...

 Taha Emre Özdemir  Ankara 

Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) tarafından gerçekleşen hain darbe girişiminde; sağ bacağı ile sol elinden yaralanarak Gazi olan Ufuk Yegin, o karanlık gecede yaşadıklarını yeniakit.com.tr'ye anlattı.

'Korkudan titreyen askeri su vererek sakinleştirdik'

Beraberindeki sivil direnişçilerle Genelkurmay Başkanlığı'nın içine girmeye karar verdiklerini belirten Yegin, "Genelkurmay binasının protokol kapısı dedikleri sürgülü bir kapı varmış. Arkadaşlarımız o kapıyı sallayarak içeri doğru devirdi. Bazı askerlerin silahlarını da aldılar. Mesela Şehit Cemal Gümüş abi askerin elindeki tüfeği aldı. Elindeki suyu onunla paylaştı. O asker heyecandan titriyordu."

'Darbecilerle diyalog kurmaya çalıştık'

İçeriye girdiklerinde koridorda bir süre slogan attıklarını söyleyen Yegin, şu ifadeleri kullandı:

"Hiçbir şekilde kamu malına zarar vermedik. Üst kata komutanlık karargahına çıktık. Bir süre o katta da slogan attık. Askerlerin bir kısmı sivil giyimliydi ama üzerlerinde hücum yelekleri vardı. Bir kısmı da askeri üniformalıydı. Ateş etmeye başladılar. Açılan ilk ateşle birlikte bir alt kata çekildik. Orada iki arkadaşımız şehit edilmiş. Alt katta slogan atmaya devam ederken bir kaos ortamı oluştu. Tekrar silah sesleri yakınlaşmaya başladı. 20'li yaşlardaki bir arkadaşımızı bacağından vurdular. İsmini daha sonra öğrendiğim Denizci Uzman Çavuş Mustafa Mengi elinde silahla alt kata indi. Yanında yine ismini sonradan öğrendiğim Denizci Uzman Çavuş Serkan Doğan'da vardı. Silahlarını bize doğrultarak, 'Buradan çıkın. Burası Genel Kurmay Başkanlığı. Size üç dakika veriyorum.' diyerek bağırdılar. Ellerimi havaya kaldırarak aramızda üç ya da dört metre mesafe kalacak şekilde onlara yaklaştım. 'Kolluk kuvveti de olsan sen bir devlet memurusun. Meclis bombalandı. Dışarıda helikopterler insanları bombalıyor. Sen de burada o arkadaşımızı vurdun. Halka neden silah doğrultuyorsun. Dışarıda polis var. Gidin onlara silahınız teslim edin.' dedim. Sözlerime aynı tehditlerle karşılık verdi."

'Beni vuran Albaya 12 kez ağırlaştırılmış müebbet verdiler'

"Bulunduğumuz kata sivil kıyafetli, beyaz pantolonlu üzerinde hücum yeleği olan şahıs indi. Daha sonra isminin Özel Kuvvetler'de görevli Binbaşı Abdurrahim Aksoy olduğunu öğrendim. Silahını bize doğrultmuş şekilde hızlı adımlara yaklaşıyordu. Sinkaflı küfürler etmeye başladı. Biz kendisiyle diyalog kuracağımızı düşünürken birden ateş etti. Benle beraber sekiz kişi Genelkurmay'ın küçük asansörlerine bindik. Rastgele tuşlara basmaya başladık. Kendisi de dışarıdan kapı açma tuşuna bastığı için asansör hareket etmedi. Kapı açıldığında asansöre en son ben bindiğimden onunla karşı karşıya geldim. Silahı kalbimin üzerine doğrulttu. Namlusunu göğsüme dayadı. Namlunun sıcaklığını hissettim. Ellerimi yarım kaldırmak suretiyle, 'Ne yapıyorsun? Dur.' dedim. O anda bir boşluk yakalayarak asansörden hızlı bir şekilde kaçmaya başladık. Arkamızdan ateş etti. Merminin birisi sekerek sağ baldırıma geldi. Sadece bir yanma hissettim. Binaya giriş yaptığımız çay ocağına doğru yöneldim. İnsanlar o küçücük kırık camdan kaçmaya çalışıyorlardı. Elimizde silah olmadığı için darbecilere karşılık veremedik. Silahımız olmasa da binaya girerek onlara en iyi cevabı verdiğimizi düşünüyorum. Doğalgaz borusuna basarak birkaç arkadaşımında desteği ile kırılmış camdan aşağı atladım. O esnada da sol elimin işaret parmağında kesik oluştu. Aşağı atladığım balkon tahmin ediyorum 2,3 metre yükseklikteydi. Tek ayağımın üzerine düştüm. Rapora göre sağ ayağımda kemik iliği ödemi meydana geldi."

Ufuk Yegin sözlerini, "Bir daha böyle bir girişim olsa bu kez sırt çantası alarak içini mermiyle doldururum. O günden daha farklı çıkarım. Silahsız çıkmam." diyerek sonlandırdı.

'Biz kime ne yaptık ki böyle hainliğe uğradık'

Gazi Ufuk Yegin'in annesi Yeter Yegin, 15 Temmuz akşamında dua etmekten başka yapacak birşeyinin olmadığını ifade ederek yaşadıklarını şöyle anlattı:

"Olayları ilk duyduğumda 'biz ne yaptık ki neden darbe olsun?' diye sordum. Oğlumun dışarı çıkmasına önce izin vermemiştim. Bana, 'devlet büyüklerimiz ölürse vatanı sahipsiz mi bırakacağız?' dedi. Bunu söyledikten sonra dışarı çıkmasına izin verdim.

Cumhurbaşkanımız konuşunca oğlumun arkasından biz de dışarı çıktık. Allah'a sığındık. Bizim topumuz tüfeğimiz silahımız yok. Ellerimi açarak Allah'a dua ettim."