THY - Kabin Kıyafetleri Lansman

Mizancı Mehmed Murad

Gazeteci, siyaset adamı, tarihçi ve yazar Mizancı Mehmed Murad kimdir?

Mizancı Mehmed Murad, 1854 yılında Huraki köyü / Dağıstan'da dünyaya geldi. Mizancı Murat olarak da bilinir. Tanzimat ve İkinci Meşrutiyet döneminin önemli bir fikir adamıdır. Babası, Hacı Mustafa Efendi’dir. Dağıstan’ın özgürlük savaşçısı Hacı Murat’a atfen kendisine Murat ismi verildi. 1864 yılında rüştiye (ortaokul) öğrenimini tamamladıktan sonra lise öğrenimini için Sivastopol’a gönderildi. 1873 yılında Sivastapol İdadisi (Lisesi)’ni bitirdi ve İstanbul’a geldi. Maliye Nazırı Dağıstanlı Şirvanizade Rüştü Paşa’nın konağına yerleşerek, onun tarafından korundu. Şirvanizade Halep valiliğine atanınca onunla birlikte Halep’e gitti. Şirvanizade’nin vefatı üzerine de İstanbul’a dönerek Sait Molla’nın oğullarına ders vermek üzere onun yalısına yerleşti.

Rusça ve Fransızca’yı bilen Mehmet Murat, Hariciye Nezareti Matbuat Kalemi’nde (Dışişleri Bakanlığı Basın-Yayın Müşavirliği) çevirmen olarak iş buldu. 1877’de Hilmi Molla’nın kızı Hasibe Hanım ile evlendi. 1877 yılında Mülkiye Mektebi (Siyasal Bilgiler Okulu)’nde tarih ve coğrafya dersleri; 1880’de Darülmuallimin (Öğretmen Okulu)’de tarih dersleri vermeye başladı ve bu okulda müdürlük de yaptı. 1882 yılında da Maarif Nezareti (Eğitim Bakanlığı) Teftiş ve Muayene Heyeti üyeliğine atandı.

Murat Bey, 1876-77’de “Vakit” ve “İttihad” gazetelerinde siyasi konularla ilgili olarak düzenli olarak yazılar yayımladı. 1886 tarihinden sonra “Mizan” gazetesini çıkarmaya başladı. Yazılarında özgürlük ve meşrutiyet konularını işledi. Yönetime eleştiriler yöneltmesi, izlenmeye alınmasına ve şiddetli olarak baskı görmesine sebep oldu, gazetesi sansüre uğradı ve sık sık kapatıldı. 1890’da “Mizan”ın yayınını durdurdu. 1891’de Düyun-u Umumiye (Osmanlı Devleti dış borçlarını denetleyen kurum) komiserliği görevine getirildi ve dört sene bu görevi yürüttü. Memleketin kalkınması amacıyla hazırladığı reform önerisi padişahtan ilgi görmeyince, İstanbul’dan ayrılmaya karar verdi. Düyun-u Umumiye’deki yabancıların yönlendirmesiyle Avrupa’ya kaçtı.

Kasım 1895 yılının sonlarında Sivastopol üzerinden Dağıstan’a ve oradan da Kiev-Viyana yoluyla Paris’e giden Mehmet Murat, sürgün ya da değişik sebeplerle yurt dışında bulunan Jön Türkler ile ilişki kurdu. Ardından Ermeni sorununa bir çözüm bulmak umuduyla Londra’da Başbakan Lord Salisbury ve Ermeni komitacılarla görüştüyse de bir sonuç elde edemedi. Paris’e döndüğünde İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Paris şubesi başkanlığını yürüten Ahmet Rıza’dan ilgi görmeyince Kahire’ye gitti ve “Mizan” gazetesini orada çıkarmaya devam etti. Bu dönemdeki yazılarında II. Abdülhamit’e ağır eleştirilerde bulundu. Bir makalesinde Sultan’ı tahttan ayrılmaya davet ettiği için idama mahkûm edildi.

Temmuz 1896 ayında tekrar Paris’e giden Mehmet Murat Bey, Kasım 1896’da yapılan kongrede Ahmet Rıza karşıtlarının desteğiyle İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin başına geçti. Cemiyetin merkezi Cenevre’ye taşınınca “Mizan” gazetesinin yayınını orada yürüttü. İttihat ve Terakki bundan sonra, Mizancı Murat’ın başında olduğu Cenevre ve Ahmet Rıza’nın önderlik ettiği Paris kolu olmak üzere ikiye bölünmüştü. Mizancı Murat’ın cemiyet başkanlığı, 1897’de istifa etmesiyle sona erdi… O sene, İstanbul’da ileri gelen bütün Jön Türkleri toplayıp Trablusgarp’a sürgüne gönderen padişah, Avrupa’daki Jön Türklerin İstanbul’a dönmesini ve tüm Jön Türk gazetelerinin kapatılmasını sağlamak için serhafiye (baş hafiye) Ahmet Celalettin Paşa’yı görevlendirdi. Mizancı Murat da İstanbul’a dönmeye ikna olan Jön Türkler arasındaydı. Gazetesinin yayınını durdurarak İstanbul’a döndü, ancak Ahmet Celalettin Paşa’nın padişah adına verdiği reform vaatlerini yapmadığını gördü. Bu cümleden olarak talep ettiği düşünce özgürlüğü sağlanmadığı gibi, Mizancı Murat göz hapsine alındı. 1899’da Şûra-yı Devlet (Danıştay) Maliye Dairesi üyeliğine getirildi ve1908’e kadar bu görevde kaldı.

İkinci Meşrutiyet (1908)’in ilanıyla birlikte bu görevinden ayrıldı ve “Mizan” gazetesini yeniden çıkarmaya başladı. Bu kez İslami bir çizgiye kaymış olarak, iktidardaki İttihat ve Terakki mensuplarına muhalefet etmeye başladı. Bu sebeple bir süre sonra gazetesi kapatıldı, kendisi gözaltına alındı. İttihat ve Terakki yönetimine karşı başlatılan 31 Mart İsyanı (13 Nisan 2009)’na karıştığı öne sürüldü. Sıkıyönetim Mahkemesi’nde yargılandıktan sonra ömür boyu kalebentlik (uzak bir yerdeki kaleye kapatılma) cezası ile sürüldüğü Rodos ve Midilli’de yaklaşıl dört sene kadar kaldı. Bu sırada on iki cilt olarak tasarladığı, “Tarih-i Ebülfaruk” adlı Osmanlı tarihinin, Köprülüler bölümü bölümünü de içine alan yedi ciltlik bölümünü yayımladı.

Mehmet Murat Bey, Tanzimat ve İkinci Meşrutiyet döneminin önemli bir fikir adamlarındandı. Adı, 1886 yılında yayımlamaya başladığı “Mizan” gazetesi ile özdeşleşmiş olduğundan hemen hemen tüm kaynaklarda “Mizancı Murat” olarak anılır. İkinci Meşrutiyetin ilan edilmesi için mücadele verdi. Kısa bir zaman önderliğini bile yapmış olmasına karşın Jön Türklerle farklı düşüncelere sahip olduğundan, sonradan İttihat ve Terakki yönetimine muhalefet etmeye başlamıştı. Devletin resmi ideolojisinin Osmanlılık, kültürel ideolojisinin ise İslam birliği olması gerektiğini savundu. Kendi döneminde yetişen yeni kuşaklara tarih bilinci aşılamada etkili oldu. “Mizan” başka “Terakki”, “Va­kit”, “İttihad” ve “Meşveret  gibi gazete ve dergilerde yazdı. Fikirleri, siyasî ve edebî hayatı, gazeteciliği ile önemli bir kişiliktir. Eleştiri alanında güzel örnekler verdi. “Tencere Yuvarlandı Kapağını Buldu”adlı dört perdelik oyunda, gençlerin evlendirilmeleri konusunu işledi. “Tarih-i Ebulfaruk” adlı eserinde Osmanlı ta­rihini felsefî açıdan işledi.

Mizancı Murat, 1912 yılında çıkarılan genel aftan yararlanarak sürgünden İstanbul’a dönmüştü. Sağaltım (tedavi olmak) için bir süre İsviçre ve Fransa’da bulunduktan sonra yine İstanbul’a döndü. Bundan sonra da kimi gazete ve dergiler yayımlamayı, İttihat ve Terakki’ye muhalefet etmeyi sürdürdü. 15 Nisan 1917’de Anadolu Hisarı’ndaki yalısında yaşama gözlerini yumdu. Anılarını 1908’de “Mücahede-i Milliye” adı altında yayınlamıştı. Ayrıca 1892’de kaleme aldığı tek romanı “Turfanda mı Yoksa Turfa Mı?” da otobiyografik özellikler taşır.

ESERLERİ:

Tarih-i Umumî (4 cilt, 1880-82), Muhtasar Tarih-i İslâm (1885), Muhtasar Târîh-i İslâm (1890), Turfanda mı Turfa mı? (1891, M. Ertuğrul Düzdağ tarafından sadeleştirilerek Mansur Bey adıyla, 1972), Devr-i Hamîdî Âsârı (1891), Le Palais de Yıldız et la Sublime Port (Paris, 1896; Yıldız Saray-ı Hümayunu ve Babıali adıyla, Kahire, 1895), Müdafaa Niyetine Bir Tecavüz (Paris, 1896), La Force et la Faiblesse de la Turquie (Türkiye’nin Kuvvet ve Zaafı, Cenevre, 1897), Hürriyet Vadisinde Bir Pençe-i İstibdat (1908), Mücahede-i Milliye (1908), Tarih-i Ebul-Faruk (Osmanlı tarihi, 7 cilt, 1909-14), Akıldan Bela (çeviri oyun, Griboyedov’dan, 1883), Tencere Yuvarlandı Kapağını Buldu (komedi, 1909), Enkaz-ı İstibdat İçinde Züğürdün Tesellisi (1911), Meskenet Mazeret Teşkil Eder mi? (1911), Taharrî-yi İstikbal (2 cilt, 1913-14), Tatlı Emeller Acı Hakikatler (1912).