THY- Banjul

Koçi Bey

Tarihçi, asker ve devlet adamı Koçi Bey kimdir?

Görüceli Mustafa Koç ya da Koçi olarak da bilinir. XVII. yüzyılın ortalarında yaşadığını ve Bosnalı olduğunu rivayet edenler varsa da Görüceli olarak tanınmıştır. Doğum ve ölüm tarihleri tam olarak bilinmemektedir. IV. Murad ile kardeşi Sultan İbrahim’e, devlet yönetiminde yol göstermek üzere kaleme aldığı küçük kitaplarla meşhur olmuş bir Osmanlı yazar ve düşünce adamı, aynı zamanda değerli bir askerdir. Bazı kaynaklara göre Koçi Bey, çocuk yaşta iken Arnavutluk’tan devşirilerek Acemi Ocağı’na alınmış, Enderun, Saray okulun’da yetişmiş, zamanla Enderun’da kimi oda zabitliklerinde bulunduktan sonra Has Oda’ya yükselerek itimat ve sevgisi­ni kazandığı Sultan IV. Murad’ın sohbet arkadaşları ara­sında yer almış ve sırdaşı ol­muştur. Onun vefatı ile yerine geçen kar­deşi Sultan İbrahim’e de bu yolda hizmet vermiştir.  

Ebüzziya Tevfik’in, “Nümunei Edebiyat” adlı eserinde eski düzyazılardan ör­nek vermek amacıyla on­dan söz ederek, yeniden gündeme getirdiği Koçi Bey, IV. Murad’ın savaşlarında ve özel mec­lislerinde bulunması sebebiyle döneminde olayların yakından tanığı olmuş ve birinci elden bilgilerle yazdığı eserleriyle dönemin tarihi gelişmelerine ışık tutmuştur.

O zamanki devlet işlerine, teşkilâtın, hele Yeniçerili­ğin bozulmasındaki nedenlere dair Osmanlı tarihinden örnekler vererek yazdığı ve padişaha verdiği herhangi bir konuda bir görüş ve düşünceyi bildiren eserler kaleme aldı. “Risale-i Koçi Bey” adını taşıyan bu ünlü eserini de Sultan IV. Murad için yazmıştır. Babinger’in söylemiyle, eserinde, “Osmanlıların Montesquieu”sü kabul edilen Koçi Bey, III. Murad’tan başlayarak IV. Murad’a kadar sistemde gözlemlediği çeşitli düzensizliklerden söz etmiş; Osmanlı devlet düzenine aykırı olarak gelişen bu olumsuz hareketlerin, yaklaşmakta olan çöküşün başlıca nedeni olduğuna işaret etmiştir.

Görüceli Mustafa Koç, saray protokolünü en ince ayrıntısına kadar bilen, iç iş­leyişiyle Enderun ve çevresini çok iyi tanıyan bir şahsiyettir. IV. Murat’ın ken­disine kimi zaman, günde dört beş kez danış­tığı olmuştur. Sultan İbrahim’in de karşılaştığı zorluklar karşılaştığında, sorunların altından kalkmak için kendisinden çok ivedi cevaplar beklediği konusundaki ifadeleri onun saray içinden biri oldu­ğunu göstermektedir. Devlet me­kanizmasının çeşitli şube ve kuruluşlarıyla işleyişine, yönetsel usul ve uygulamalara dair derin bilgisi, onun en azından ve hiç değilse Divan-ı Hümayun kalemlerinin güngörmüş bir emektarı olduğunu düşündürür. Koçi Bey’in başında miğfer ve sırtında zırh bulunan resminin, Bağdat seferinde IV. Murad’ın isteği üzerine yapılmış olduğu söylenir. Koçi Bey, IV. Murad’ın yerine tahta çıkan kardeşi Sultan İbrahim (Deli İbrahim)’in de sohbet arkadaşı ve sırdaşı olmuştur.

İlk risalesine girmemiş olan, ancak onun içindeki diğer üç arz ile birlik­te başka bir yazmada yer alan, daha son­raki bir arzda, daha önce hükümdara söylemeye cesaret edeme­diklerini bu kez belirtmek istediğini açık­lar. Kendisini Osmanlı hanedanının ni­metleriyle yetişmiş, bu hanedana yedi atadan beri hizmet vererek gençlik yılla­rından şimdiki ileri yaşlılık çağına gelin­ceye kadar pek çok gaza ve savaşa katılarak din ve devlet uğruna nice gayretler harcayarak “pîr” olmuş eski bir emektar kulu olarak tanıtır. Bu metinde söz konusu edilen Sinan Paşa Köşkü’ndeki büyük ayak diva­nının tarihi olan 10 Mayıs 1632 yılında Koçi Bey artık koca bir pirdir. Hanedana yedi atadan beri hizmet verdiğine dair ifade­ ise, Koçi Bey’in bu hizmet geçmişinin II. Selim’in son yıllarına kadar çıktığına ve bu satırları yazdığı sırada yaşının seksenler civarında olduğuna kanaat getirecek içeriktedir. Koçi Bey’in IV. Murad’a verdiği lâyiha (Koçi Bey Risalesi), Osmanlının son zamanlarda büyük önem kazanmaya başlamış olup ilk baskısı Ahmet Vefik Paşa tarafından yapılmıştır. Almanca, Macarca, Fransızca ve Rusça çevirileri vardır. Yazma nüshaları Berlin, Viyana, Münih, St. Petersburg, Kahire ve İstanbul Esat Efendi Kütüphanesi’nde bulunmaktadır. Koçi Bey’in kültür tarihimizdeki önemli yeri, yaşadığı dönemin sosyal (toplumsal) sorunlarına eğilerek, bu sorunlara teşhis koyması ve olumsuzlukları ortadan kaldıracak görüşleri öne sürmesindendir. Bu çabaları, IV. Murad’a sunduğu 22 arz tezkiresinde göstermiş, kullandığı ölçülü ve sade dil özelliğinden ötürü de edebiyat tarihimize de geçmiştir.

XVII. yüzyıl toprak düzeninde başlayan aykırı hareketlerin zamanla devletin çeşitli görev ve kademelerini sardığını anlattığı “Risale-i Koçi Bey”de, bir sonraki yüzyılda başlayacak olan çöküntü haber verilmektedir. Devleti ayakta tutacak olan halk gücünün, askeri besleme olanağından yoksun bırakılması üzerinde durularak reayanın (köylü, devlete ait topraklarda belli yasalara göre çalışarak üründen pay alan ve vergi ödeyen halk) perişan duruma düşürüldüğü belirtilmektedir. Sonradan, Osmanlı devlet düzeni üzerinde incelemeler yapan bilim adamlarına kaynak olan risalelerinden bazılarını da Padişah İbrahim‘e sunmuştur.   

Koçi Bey’in öteki risaleleri ile “Risale-i Koçi Bey” (Haz: Ali Kemalî Aksüt, 1939) adlı önemli eseri, zamanına göre hayli sade ve doğal bir dille kaleme alınmışlardır.Osmanlının son yüzyılından günümüze  kadar yerli ve yabancı pek çok tarihçinin büyük ilgisini çeken bu eserin Almanca, Macarca, Fransızca ve Rusça çevirileri yapılmıştır. Yazma nüshaları Berlin, Viyana, Münih, St. Petersburg, Kahire kütüphaneleri ile İstanbul Esat Efendi Kütüphanesi’nde bulunmaktadır. Koçi Bey Risalesi, Ali Kemâli Aksüt (1939) ve Zuhuri Danışman (1972) tarafından iki kez yayımlanmıştır.

Görüceli Mustafa Koç, Sultan İbrahim saltanatı yıllarında emekliye ayrılarak Görice’ye gitmiş ve orada hayatını kaybetti. Plamet köyünde toprağa verilmiştir. Kardeşi Hürrem Bey, Rusya’ya ka­çarak Moskova’da yerleşmiş ve son zamanlara ka­dar Prens Koçi Bey diye tanınmış olup, ailesinin torunları da orada ayni adla yaşamışlardır.

Devlet mekanizmasının sağlıklı bir şe­kilde işleyişin deki özel konumuna işaret ettiği vezîriâzamlığın statüsünü başlı ba­şına bir konu olarak açıklamak gereğini duyan Koçi Bey, vezîriâzamın saray çev­resinin müdahalelerinden, nüfuz sahibi kimseler tarafından tesir ve tazyik altın­da kalmaksızın icraatında hür hareket etmesinin olumlu yönlerini hükümdara göstermek ister.

Koçi Bey'in yalnız belirli bir müessese ve kesimle sınırlı olmanın çok ötesinde her kesimi içine alan, bütün toplum ha­yatına tesir eden bir sosyal dert oluşu sı­fatıyla devleti kemiren ve çöküntüye gö­türen bir âfet nazarıyla baktığı rüşvet hadisesini ısrarla ele alarak genç sultanı zamanı geldiğinde harekete geçmesi için zihnen hazırlamaya çok önem verdiği gö­rülmektedir. Koçi Bey. rüşvetin yanı sıra onun kadar zararlı ve ahlâk bozucu tesir­leri dolayısıyla zamanının diğer bir sosyal derdi olan, o vaktin tabirince "şöhret me­rakı" denmekte olan gösteriş ve lüks düş­künlüğü meselesine de ayrıca parmak basar.” (Ömer Faruk Akün)