THY - Kabin Kıyafetleri Lansman

II. İzzeddin Keykâvus

II. İzzeddin Keykâvus kimdir?

Muhtemelen 633’te (1235) dünyaya geldi. II. Gıyâseddin Keyhusrev’in büyük oğludur. Annesi Berdûliye Hatun bir Rum papazının kızıdır. II. Gıyâseddin Keyhusrev, üç oğlundan annesi Gürcü prensesi olan en küçüğünü Alâeddin Keykubad’ı veliaht ilân etmişti. Fakat devlet adamları siyasî geleneğe uyarak II. Gıyâseddin’in ölümü esnasında Borgulu (Uluborlu) meliki bulunan İzzeddin Keykâvus’u Akşehir’in Altuntaş köyünde sultan ilân ettiler (643/1246). Tahtın iki yanındaki kürsülere de kardeşleri IV. Kılıçarslan ile Alâeddin Keykubad’ı oturttular. Daha sonra Keykâvus Konya’da yeniden tahta çıkarılarak hükümdarlığı ilân edildi.

Bu sırada Moğol elçileri gelip aldıkları emir üzerine Güyük Han’ın İlhanlı tahtına cülûsu için toplanacak büyük kurultayda Selçuklu sultanının hazır bulunmasını istediler. Sultanın yerine kardeşi IV. Kılıcarslan’ın gönderilmesine karar verildi. İran kökenli Vezir Şemseddin İsfahânî, yeni hükümdar zamanında da geniş yetkilerle makamında kalmak isteyince bazı beyler kendisine tepki gösterdi. Daha önce nüfuzunu arttırmak için Keykâvus’un annesiyle evlenen Şemseddin İsfahânî’nin bu hareketi hânedana karşı saygısızlık sayılarak hoş karşılanmamış, Beylerbeyi Şerefeddin Mahmud bundan dolayı isyan etmişti. Buna rağmen vezir iki sene devleti bir hükümdar gibi yönetmeye devam etti.

Türk Ahmed adıyla tanınan birinin 647’de (1249) uç yörelerinde devlete karşı başlattığı büyük isyan zorlukla bastırılabildi. Bu sırada IV. Kılıcarslan’ın Moğolistan’dan Güyük Han’ın verdiği bir yarlıkla döndüğü haberi geldi. Yarlıkta İzzeddin Keykâvus ile Vezir Şemseddin İsfahânî’nin azledildiği, sultanlığa Rükneddin Kılıcarslan’ın, vezirliğe de atabegi Bahâeddin Tercüman’ın tayin edildiği bildiriliyordu. Sivas’ta sultanlığını ilân eden Kılıcarslan’ı Erzincan, Diyarbekir, Malatya, Harput ve Kayseri şehirleri de tanıdı. Keykâvus’u yanına alıp Akdeniz kıyısında bir kaleye saklanmak isteyen Şemseddin İsfahânî yakalanıp öldürüldü.

Emîr Celâleddin Karatay, buhranı önlemek için Rükneddin Kılıcarslan ile Alâeddin Keykubad’ı ağabeyleri İzzeddin Keykâvus ile birlikte sultan ilân etmek istiyordu. Bu maksatla Konya-Aksaray arasındaki Kılıcarslan Kervansarayı’nda buluşulması kararlaştırıldı. Ancak Kılıcarslan’ın kumandanları bu sırada savaş çıkardılar. Kılıcarslan esir alındı, veziri Cemâleddin Hutenî öldürüldü (1 Rebîülevvel 647 / 14 Haziran 1249). Bununla birlikte Celâleddin Karatay üç kardeşi sultanlık tahtına çıkarmayı başardı. Üçü adına hutbe okunup para kestirildi ve kitâbeler yazıldı. Böylece Celâleddin Karatay’ın gayretleriyle Selçuklu Devleti’nin birliği sağlandı.

Bu dönemde Moğollar, Selçuklu idarecilerinin kendilerinden korktuklarını anladıkları için onlardan en geniş ölçüde faydalanma yoluna gittiler. Selçuklular’dan aldığı vergi ve hediyeleri arttırmak isteyen Batu Han’a Tuğrâî Mahmud başkanlığında bir elçi heyeti gönderildi. Elçiler Batu Han’a ve devlet erkânına değerli armağanlar götürerek kendilerinin yüksek mevkilere tayinlerini sağladılar.

Batu Han’dan sultana hükümdarlık alâmeti olarak hil‘at, ok ve yay getiren heyet döndükten kısa bir zaman sonra mevki mücadeleleri başladı. Bu esnada Moğol elçileri gelerek İzzeddin Keykâvus’un, Mönke’nin kağanlık tahtına çıkışı dolayısıyla yapılacak törende hazır bulunmasının gerektiğini bildirdiler. Sultan Moğolistan’a gitmeye ikna edildi. İzzeddin Keykâvus Sivas’a vardıktan birkaç gün sonra Celâleddin Karatay’ın öldüğünü haber alarak Kayseri’ye döndü ve mazeret beyan edip yerine küçük kardeşi Alâeddin Keykubad’ı gönderdi. II. Alâeddin Keykubad Erzurum’da ağabeyleri tarafından Lala Muslih vasıtasıyla katlettirildi.

II. İzzeddin Keykâvus, Celâleddin Karatay’ın vefatından sonra Konya’da alışmış olduğu sefahat hayatını devam ettirdi. Bu durumdan rahatsız olan Orta Anadolu’nun doğu kesimindeki bazı subaşılar birleşip Kılıcarslan’ı Kayseri’de sultan ilân ettiler ve adına para bastırdılar (652/1254). İzzeddin Keykâvus iç savaş çıkmasını önlemek için Kılıcarslan ile uzlaşma yolları aradı. Devrin büyük âlimlerinden Sadreddin Konevî ile Şeyh Hümâmeddin’i kendisine gönderip Sivas, Harput, Âmid ve Malatya vilâyetlerine tasarruf etmesini ve muhalefete son vermesini istedi. Kılıcarslan da Kayseri Kadısı Celâleddin Habib’i ona yollayarak Kayseri ile Kırşehri’nin de kendisine bırakılmasını teklif etti. Bu teklif Keykâvus tarafından kabul edilmedi. Keykâvus ve Kılıcarslan’ın orduları Kayseri yakınlarında Ahmedhisarı’nda karşılaştı. Kılıcarslan bu defa da yenildi ve Develi’ye kaçtı. Oradan Ermeni kralına sığınmak için Sîs’e giderken yakalanıp İzzeddin Keykâvus’un huzuruna getirildi. Sultan kardeşine iyi davrandı ve Amasya’ya gidip orada oturmasına izin verdi, ardından da yeni bir hadise çıkmaması için batıdaki Borgulu Kalesi’ne gönderdi.

Maraş ve Malatya’nın ormanlık alanına yerleşmiş bir Türkmen taifesi olan Ağaçeriler, devletin başka işlerle meşgul olmasını fırsat bilerek Suriye’ye giden önemli yolları kesmekte ve kervanları soymakta idiler. Selçuklu ordusu Ağaçeriler üzerine hareket edeceği sırada Baycu’nun Selçuklu topraklarına girdiği haber alındı. Bunun üzerine Elbistan’a gönderilmiş olan kuvvetler geri çağrıldı. Antalya’da bulunan Sultan Keykâvus’a Baycu’nun gelmekte olduğu bildirildi ve Konya’ya dönmesi rica edildi. Devlet adamlarından bazıları Baycu’nun ordusu için kışlak ve yaylak tayin edilmesi ve yiyecek verilmesi görüşünü ileri sürdüler. Bazıları da Baycu’ya güvenilemeyeceğini, esasen onun Hülâgû katında itibarı olmadığı için Anadolu’ya geldiğini söyleyerek savaşılması gerektiğini belirttiler. Aksaray’a bir konak mesafedeki Sultanhanı yakınlarında cereyan eden savaşta Selçuklu ordusu yenildi (23 Ramazan 654 / 14 Ekim 1256). İbn Bîbî, İzzeddin Keykâvus’un ordusunun gücüne güvenerek Moğol tahakkümüne son verilebileceği ümidini taşıdığını, sultanı bu görüşe çevresindeki tecrübesiz ve liyakatsiz gençlerin sevkettiğini söyler.

Konya’da bulunan sultan yenilgiyi haber alınca hazineyi, değerli eşyaları ve ailesini alarak Antalya’ya gitti. Baycu bir müddet onu takip ettiyse de yetişemedi. Antalya’da kendisini güven içinde görmeyip Lâdik’e (Denizli) geçen sultana Bisutay, Baycu’nun Konya’ya dönerek tahtına oturmasını beklediği şeklinde haber gönderdi. Sultan da Bisutay’a armağanlar yollayıp hazırlıklarını bitirince geleceğini bildirdi. Fakat Konya’ya gitmeyip Bizans topraklarına kaçtı. Bunun üzerine Borgulu’da bulunan Kılıcarslan Konya’ya getirilerek tahta çıkarıldı (16 Safer 655 / 4 Mart 1257). Kısa bir zaman sonra Baycu’nun Anadolu’dan ayrılması üzerine Denizli yöresinin terki karşılığında İznik imparatorundan aldığı bir miktar askerî yardımla dönen İzzeddin Keykâvus Konya’da tekrar tahta oturdu (14 Rebîülâhir 655 / 1 Mayıs 1257). Kılıcarslan, ağabeyinin Konya’ya dönmekte olduğunu haber alınca taraftarlarıyla birlikte önce Kayseri’ye, ardından Muînüddin Süleyman Pervâne ile beraber Tokat’a gitti. II. İzzeddin Keykâvus ünlü kumandanlarının yardımıyla Malatya, Sivas, Tokat ve Amasya’yı da hâkimiyeti altına alınca Kılıcarslan Erzincan’a çekilmek zorunda kaldı.

Sultanın en küçük kardeşi II. Alâeddin Keykubad Erzurum’da ölünce yoluna devam eden elçilik heyeti Moğolistan’dan Mengü Han’ın bir yarlığı ile geri döndü (657/1259). Buna göre Selçuklu ülkesi iki kardeş arasında bölünecek ve Kızılırmak’ın doğusunda kalan yerler Kılıcarslan’a ait olacaktı. Keykâvus buna boyun eğdi ve Tuğrâî Mahmud’un vezirliğine razı oldu. Daha sonra iki sultan hediyelerle Tebriz’de Hülâgû’yu ziyaret ettiler. Keykâvus ve Kılıcarslan, İlhanlı hükümdarının Suriye seferine katıldıktan sonra onun izniyle ülkelerine döndüler. Her ikisinin İlhanlı hazinesine vereceği tâbilik vergisi 200.000 altın olarak tesbit edilmişti. Bu vergi Selçuklu Devleti için çok ağır bir yüktü. Anadolu’daki Moğol noyanlarıyla askerlerinin masrafları da devlet tarafından karşılanacaktı. Bunlar için ilhanın hazinesinden ödünç olarak çok para alınmıştı.

Böylece Anadolu’da Moğol hâkimiyetinin istilâ, Selçuklu tarihinin de zor devri başlamış oluyordu. Kılıcarslan’ın veziri Muînüddin Pervâne, Kılıcarslan’ın yetersizliğinden faydalanarak devleti istediği şekilde idare ediyordu. Moğollar’ın yardımıyla İzzeddin Keykâvus’u tasfiye etmeyi planlayan Muînüddin Pervâne, Tebriz’den ilhanın hazinesinden ödünç alınan paranın tahsili için gelen elçilere İzzeddin Keykâvus’un Antalya’da oturmaya başlamasının isyan çıkarmakla ilgili olduğunu söyledi ve tahsilâta batıdan başlamaları gerektiğine onları inandırdı. Keykâvus da kendisine gelen elçileri önce kardeşinden almaları gerektiğini söyleyerek geri çevirdi. Keykâvus’un elçilere karşı bu muamelesi İlhanlılar’ın devlet merkezi olan Tebriz’de aleyhinde bir hava yarattı.

Keykâvus, muhtemelen veziri Fahreddin Ali’nin tesiriyle Antalya’dan Konya’ya gelerek Hülâgû’ya gitmek üzere hazırlanmaya başladı. Fakat bu esnada Alıncak Noyan’ın kalabalık bir askerle Aksaray’a geldiği ve yanında Kılıcarslan ile veziri Muînüddin Pervâne’nin bulunduğu haber alınınca Keykâvus vezirini Aksaray’a gönderdi. İzzeddin Keykâvus’un tahtı kaybettiğini düşünen Fahreddin Ali, Muînüddin Pervâne ile anlaşmış ve onların safına geçmişti. Sultan bunun üzerine Antalya’dan Memlük Sultanı Baybars’a haber gönderip yardım istedi. Ancak bu da mümkün olmayınca düşmanın eline düşeceğinden korkarak ailesi, dayıları, bazı emîrler ve yakın adamlarıyla bir gemiye binip İstanbul’a gitti. İmparator VIII. Mikhail Palaiologos, Keykâvus’u samimi bir şekilde karşıladı. Ali Bahadır adlı sadık kumandanı ve binlerce Türkmen Dobruca’da yerleştirildi. Bu Türkmenler arasında Sarı Saltuk da vardı.

Bizans imparatoru daha sonra İlhanlılar’dan korkup Keykâvus ile oğulları Mesud, Geyûmers ve diğerlerini Meriç ırmağının ağzındaki Enos (Enez) Kalesi’ne hapsetti. İstanbul’da alıkonulan küçük bir oğlu hıristiyan yapıldı ve kendisine Melik Konstantin adı verildi. Keykâvus’un emîrleri ve adamları Ayasofya’ya götürülerek hıristiyan olmaya mecbur tutuldular. Hıristiyan olmayı kabul etmeyenler öldürüldü.

Cuci ulusunun İslâmiyet’i kabul etmiş hükümdarı Berke (Bereke) Han müslümanlara karşı tutumundan, bilhassa Bağdat’ı zaptedip halifeyi ve müslümanları öldürmesinden ve bazı sınır vilâyetleri üzerinde anlaşmazlık çıkmasından dolayı Hülâgû’ya düşman olmuş, ona karşı Memlük Hükümdarı Baybars ile bir ittifak cephesi oluşturmuştu. Berke Han bir ordu göndererek Keykâvus ve oğullarını kurtarıp yanına getirtti. Kendisine çok yakınlık gösterdi, para ve mal verdi, onu evlendirdi. Dedesinin fethettiği Kırım sahillerindeki Suğdak ile Solhad şehirlerini dirlik olarak ona tahsis etti. Keykâvus 677 (1278-79) tarihinde Kırım’da hayatını kaybetti. Oğullarından Mesud (II. Mesud) babasının vefatından iki üç sene sonra Anadolu’ya geçip Selçuklu hükümdarı oldu. XIV. yüzyılın başlarına ait bir Ceneviz belgesinde Kefe’de ona ait bir sarayın varlığından söz edilmektedir.

Türkmenler’e dayanarak Moğollar’ı Anadolu’dan çıkarmak için mücadele eden Sultan İzzeddin Keykâvus kuvvetli bir şahsiyet değildi. Savaş meydanında bulunmaktan hoşlanmadığı gibi meseleleri siyasî olarak halletmeyi de bilmiyordu. Nitekim hükümdarlığını hissî bir davranışı sonucu kaybetmiştir.