THY - Yeni Havalimanı Promosyon - Ankara

Georges Melies

Sinemanın kurucularından Georges Melies kimdir?

Georges Méliès'nin "Star Film Company" adlı şirketi 1896 yılında film üretimine başladı. 1897nin bahar ayları geldiğinde Paris dışında, Montreuil'de kendi stüdyosunu kurdu. 1892 ile 1912 seneleri arasında yüzlerce film üretti. 1902 yılında Londra, Barselona ve Berlin'de; 1903 yılında ise New York'ta dağıtım büroları kurarak Lumiere'leri neredeyse saf dışı bıraktı. Ancak; 1908 yılında  sinema filmleri farklı tür bir eğlence sunmaya yönelince Méliès'nin popülaritesi de azalmaya başladı.

Lumière kardeşlerin 1895 yılında sinematografı icat etmeleri ve geliştirmeleri üzerine filmleri kaydedebilen, düzenleyebilen ve yansıtabilen bu cihaz büyük ilgi görür ve kardeşler ilk ücretli film gösterimini 28 Aralık 1895’te Paris’te bir kafede gerçekleştirir. Cihazı satın almak isteseler de Lumière kardeşler buna izin vermez ve Méliès pes etmeyip fabrikada öğrendiği teknik bilgilerle kendi kamerasını kendisi yapar.

T. Edison’dan aldığı sinema filmi gösteriminde kullanılan ilk aygıt olan kinetoskopla geniş kitlelere ulaşan Méliès, hiç durmadan çektiği filmlerden kazanmış olduğu parayla çok geçmeden kendi stüdyosunu kurar. Méliès’in Lumière kardeşlerden en büyük farkı, filmlerinde teknikten daha fazlasını kullanıp hikaye anlatıyor olmasıdır. Paris’te Theatre Robert-Houdin’deki rolünün bir parçası olarak büyülü feneri sinematografın keşfi kadar önemli potansiyeli fark eder ve bunu sonuna kadar kullanır. Londra’da tam zamanlı tiyatrocu olarak çalıştığı dönemde öğrendiği hileler üzerine kafa yorarak sinemada öykü dönemini başlatır ve farkında olmadan zaman ve mekan uzamı üretmiştir. Böylece sinemanın kendine ait zaman ve alan oluşturduğunu fark edip kullanan ilk kişi Georges Méliès olmuştur.

1896 yılı sonbaharında Paris’te opera meydanında çekim yapan Méliès’in aniden arızalanan kamerası tekrar çalıştığında aradan geçen zamanla birlikte “otobüse binen insanlar” konusu da sürekliliğini yitirir. Yani ilk çektiği görüntülerin üstüne, değişen yüzler ve hareketler eklenince Méliès hareketli resimden konulu filme geçişi sağlamış; bu hatanın devamında hızlandırılmış ve yavaşlatılmış hareket, görüntü bindirme, maskeleme, erime, karartma, hareketsiz görüntü, çoklu çevrim gibi sinema hilelerini bir diğer deyişle kurgu tekniklerini keşfetmiş; yani bugün çekilen filmlerde hala kullanılan tekniklerin temelini atmıştır. Bulduğu ilk teknik olan stop trick’le Robert Houdin’de bir kadının hızla ortadan kayboluşunu filme çeken Méliès, kadını iskelete dönüştürdüğü bu sinema hilesiyle fantastik bir dünyanın kapılarını aralamıştır. Nesnelerin kaybolması veya dönüşmesiyle birlikte zaman ve mekânı manipüle eden bu olayı keşfeden Méliès’in özel efektlerin mucidi olduğunu söylemek yanlış olmaz.

1896 yılında film üretimine başlayan Star Film Company adlı şirketinin yanı sıra Montreal’de teknikleri geliştirip uygulamasına fırsat sağlayan bir stüdyo da kuran Méliès yüzlerce film üretir. İlk film gösterimini 4 Nisan 1896 yılında gerçekleştiren Méliès; Londra, Barcelona, Berlin ve New York’ta kurduğu dağıtım bürolarıyla Lumière kardeşleri neredeyse saf dışı bırakarak ününe ün katar ve 1908 yılında sinema safında yaşanacak geçiş dönemine kadar kıskanılası, parlak bir kariyer edinir.

Sessiz filmlerin rağbet kaybettiği, sinemanın eğlence sektörüne hizmet etmeye başladığı yeni dönemde ilkelerine bağlı bir adam olarak varlığını sürdürmeye çalışan Méliès, küçülen pazara yönelik çalışmalara devam ederek ve stüdyoda yenilikçi çalışmalara yönelmemeyi tercih ederek gün geçtikçe kan kaybeder. En nihayetinde 1923 de iflas eden Méliès’in ilk göz ağrısı Tiyatro Robert-Houdin yıkılır. Hayatının geri kalanını Fransızlardan aldığı Onur Lejyonu sayesinde kira vermek zorunda kalmadığı bir dairede geçiren Méliès, bu maddi jestten başka hiçbir saygı görmez. Son günlerini görkemli şöhret hayatını mumla aratan bir değersizlikle mücadele ederek geçirir.

İnşa ettiği stüdyoda çektiği filmlerin yönetmenliğini, senaristliğini, oyunculuğunu ve tüm teknik ekibinin görevini üstlenen Méliès’in yapmış olduğu devrim bunlarla sınırlı değildir üstelik. Filmlerinin prodüksiyon ve dağıtımını da üstlenir ve tüm bunlara ek olarak; sessiz filmlere rağbet olmayan dönemde piyasadaki tüm kopyaları toplayıp arşiv haline getirerek bir nevi ilk sinematek’i de kurmuş olan Méliès, sinematografın icadından bir yıl sonra başlayarak hayatını kaybettiği 1938 yılına kadar kısa ve uzun metrajlı 552 filmde emek harcar. Hayal dünyasını öyküleştirmesi ve kurgudaki üreticiliği ile sinemanın atası kabul edilen Méliès, kamerayı konudan uzak tutması ve kamera ile olay arasında hep sabit bir açı kullanıp çekim ölçeklerine değer vermemesiyle yenilikçi bir yaklaşım sergilemez; bu bağlamda onun açığını James Williamson kapatmıştır.

Son filmlerinden “Kuzey Kutbunun Keşfi” yenilenen pazarda rağbet görmeyince sinirlenen Méliès, filmlerinin bir kısmını yakar. Bir kısmını parasızlıktan hammadde olarak toptancıya satan Méliès’in birçok filmi de ordu tarafından el konularak askerlerin çizmelerine topuk yapılmak üzere eritilir. Özetle, sinemada devrim yapmış sadece 140 filmi günümüze ulaşabilmiştir. Bunlardan en önemlisi, ilk bilimkurgu ve ilk roman uyarlaması olan La Voyage dans la lune (1902) – Aya Seyahat filmidir. 14 dakikalık film, orijinallerine sadık kalmasa da zamanın iki popüler eseri Jules Verne’in Ay’a Seyahat ve H.G. Wells’in Ay’daki İlk İnsanlar kitabından uyarlanmış ve ilk gösterildiği yıllarda inanılmaz ilgi görmüştür.