• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

'Velhasıl, Müslümanlar uyandı...'

Gazetemiz okurlarından Abdullah Kulsa "Velhasıl, Müslümanlar uyandı...' başlıklı yazısını bizimle paylaştı.

Yeniakit Publisher
2022-01-15 18:28:00 -
'Velhasıl, Müslümanlar uyandı...'

Şu kubbede geride kalan sadece hoş bir sâdâ imiş sözü bana Eskişehir’i hatırlatır. Treni ve uçağı ilk defa gördüğüm şehir. O şehir beni alır o eskimeyen eskilere götürür. O eskiler bir haykırsaydı da dinleyebilseydik. Trenin keskin düdüğünü duyduk mu, hemen dışarı fırlar, hayran haylar seyreder vagonlarını sayardık. Havadayken gözümüze küçücük gözüken uçak, meğer masallardaki deve gibiymiş. Herkes gibi biz de kıt kanaat geçinirdik. Fakat huzur dolu ve mutluyduk. Bisikletimiz bile yoktu, amma uzunca bir değnekten atımız vardı. Onu ayaklarımızın arasına alır, tozu dumana katar, koşardık. Sokak aralarında “müselles” denen bir oyunla misket yuvarlardık. Dün annemizin kollarında yaşardık, biraz büyüdük “Porsuk”un kollarında yüzerek yaşar olduk. Şu köprü yanındaki yeni biçilmez buğday tarlası var ya… Bizim saman sahamızdı. Top oynar koşardık. Fakirlik vardı amma! İçimiz zengindi. Elinde meyve ile bir arkadaşı gördük mü “bir diş de ben atayım” der, etrafını sarardık.

Eskişehir kısa pantolonla lastik ayakkabıyla gezindiğim şehir… Evlerimiz tek katlı idi ve hemen porsuk nehrinin dibindeydi. O nehir kıvrım kıvrım akarken, biz kâh balık tutar, kâh kağıttan kayık yüzdürürdük. Baharda karlar eridi mi taşar, evimizi su basardı.

Rahmetli anacığım su çekildikten sonra günlerce bodrumu temizler, o üzülürken okulumuz tatil oldu diye biz sevinirdik. Şimdi hüzünle andığım o rahmetli anacığım gaz ocağında saatlerce su kaynatıp çamaşır yıkamaktan elleri patlar, yara bere içinde kalırdı.

Eskişehir Lisesinde okurken asrın imamına vasıl olduğum şehir, çocukluğumun, gençliğimin şehri… Yıllarca ayrı kaldıktan sonra dönüp dolaşıp yeniden yerleştiğim şehir. Kim bilir belki de mezarımın şehri.

Galiba Orta 1 yıllarımızdı. Porsuk kenarında bir grup arkadaş sohbet ediyorduk. Birden nehir bulanmaya ve çer çöp getirmeye başladı. Anladık ki su seviyesi yükseliyordu. Porsuk taşacaktı. Bu arada nehrin ortasında yüzerek gelen bir paket dikkatimizi çekti. Arkadaşımız az ilerideki tahta köprüye koştu. Alttan geçen paketi yakaladı. İçini açtık nasıl olduysa hiç ıslanmamış yaş pasta! O pastayı bölüşerek nasıl yediğimizi hâlâ bugün gibi hatırlarım. Onca yıl geçmesine rağmen tadı damağımdadır.

Daha sonraki günlerde Porsuk ne zaman bulanık akıp çer çöp getirerek taşsa kıyıda durur, içinde yaş pasta bulunan bir paketi nafile bekler dururdum. Ahh… O çocukluk yıllarım. Ah!.. Şimdi hasretle yâd ettiğim o ortaokullu yıllarım. Ah ki! Ah! Ah!..

O yıllarda Porsuk’ta olta ile balık tutmanın yanında daha pratik ve kolay diye balık otuyla da balık tutardık. Bir miktar ceviz yaprağını taşla iyice ezip biraz ekmek içiyle karıştırır, sonra da nohut büyüklüğünde parçalara ayırır, nehrin muhtelif yerlerine atardık. O balık otunu yiyen balıklar sersemleşir, su yüzüne çıkar, rastgele dolanır dururlardı. Biz de ellerimizle rahat bir şekilde yakalar, sonra tavada pişirir, midemize indirirdik.

Şimdi şu zamana baktığımızda o balık otuyla sersemleşmiş balıkları hatırlarım. Acaba stattaki binlerce seyirci nasıl oluyor da hakeme küfür edip, sahadaki sporculara yuh çekiyordu. Şu yalpalayan adama da ne olmuş? Sallanıp duruyor. Benim nur yüzlü ninem namahremindir deyip burnunun ucunu bile göstermezken torunu baldır bacak geziniyor. Bu insanlara ne olmuş böyle. Balık otu mu yutmuşlar. Bizi bu hale getirenler, acaba savaşta yenemedikleri bu ülkenin çocuklarını kolayca yakalayıp sömürüp yemek için ne yapmışlar ve ne yapıyorlar. İngilizlerin Sömürge Bakanının sözünü hatırlıyorum. Elinde Kur’an, “Bu Kur’an Müslümanların elinde bulunduğu müddetçe biz onlara hakim olamayız. Ya Kur’an’ı onların elinden almalıyız, ya da onları Kur’an’dan soğutmalıyız” sözü kulaklarımda çınlıyor.

O melunun bu hülyası inşallah tahakkuk etmeyecektir ve edemeyecektir. Çünkü artık millet uyandı uyanıyor. Asırlardır İslamiyetin bayraktarlığını yapan bu millet, Allah muvakkat arızalarla perişan etmeyecektir.

İstikbalde en gür sâdâ, İslam’ın sâdâsı olacaktır. Avrupa, İslamiyet’e hamiledir. Günün birinde onu doğuracaktır. Şimdiki sıkıntılar o doğumun sancılarıdır. Biz Allah’tan başka hiçbir şeyden korkmadık, korkmayız. İnanırız ki, bu şafaklarda yüzen al sancak, sönmeyecektir.

Stattaki seyircilerimiz, kapalı türü bina altındaki mescidde vakit namazını eda edecek ve belki de o mescid dar gelecek. Futbolcularımız yeşil sahada iftar açacaklar ninemin torununun tesettüre bürünmesi, meyhanedeki vatandaşımızın içkiye tövbesi çok yakındır. Belki yarın, belki yarından da yakın.
Velhasıl, Müslümanlar uyandı… Uyanıyor. Kendi ayakları üzerine basmaya başladı. İstikbale giden bu trenin lokomotifi Türkiye olacaktır. Duamız o ki, Allah makinistliğimize muvaffakiyet, uzun ve sağlıklı ömür versin. Bu duaya cümlemiz diyelim amin. Amiiin!..

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23