• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Tehlikenin farkında mısınız?

Gazetemiz okurlarından Emrah Doğru, "Tehlikenin farkında mısınız?" başlıklı yazısını bizimle paylaştı.

Yeniakit Publisher
2019-11-19 13:18:00 -
Tehlikenin farkında mısınız?

Emrah Doğru/İstanbul

Hatırlarsınız belki, kemalist Cumhuriyet kendi kafasında olmayan bir ismin Çankaya’ya çıkma tehlikesi(!) karşısında 2007’lerde bu başlıkları günlerce, haftalara attı hem de o nefret ettiği Arap harflerine benzettiği harflerle. Nereden hatırlasın; emmi oğlunu seçtirmek için yellim yelalem köyünün yolunu tutan ve bu suretle orta boy bir ülke demek olan 16 milyonluk İstanbul’u 90 küsur yıldır kendisinin örfüne, yaşayışına, inancına, kıyafetine savaş açmış olan despot, faşist, buyurgan, mütegallibe partisine kaptırmanın yolunu açan idraksiz nice bizimkiler.

Bir hatırlatalım dediydik. Gerçi kendisinin Çankaya’ya çıkmasını önlemek için Cumhuriyet mitinglerinden kapatma davalarına nice alçaklıklara tevessül edenlerle bugün kol kola olan, başsağlığı dilerken sırıtan, tesadüfi makam sahibi bozkır delikanlısının aklının mantığının önüne geçen öfkesine, nefretine, nankörlüğüne, idraksizliğine ne diyelim.

Öbürlerinin ufuksuzluğu bunun yanında ne ki. Tabii bu arada karizmatik(!), hitabet abidesi(!) profesörümüzü, Sultanhamam piyasasının kibirli parlak, nankör çocuğunu da sitemle, kırgınlık ve kızgınlıkla analım. Efendim gelelim asıl konumuza. Bu sefer soru bizim kendi mahallemize. Hani doğal olarak bizim mahalleden, yani gericiler(!) mahallesinden iken, sırf kuyruk acısı, sırf haset, kıskançlık, sırf kenarda kalmışlık, sırf mahallenin asıl sahibinin kendisi olduğu inadı, sırf kıldan tüyden mazeretler icat edip kendilerini de temelli tarihten silecek asırlık kindar zihniyete hizmet eden idraksiz sağ siyaset kafasına. Nice sakallı, bıyıklı koca koca adamlar Aylin Nazlı Aka’nın tırnağı kadar olamıyoruz. Hanımefendi ihraç edildiği partisinin kapısının önünden ayrılmadı. Yıllarca yalvardı, yakardı, kendini affettirdi ve sevgili CHP’sine geri döndü. Var mı bizim muhafazakâr camiada böyle mahalle şuuruna sahip delikanlı? Türkiye’nin içinden geçtiği bu zor dönemde içeriden dışarıdan yağmur gibi düşmanlık üzerimize yağdırılırken beyler de hâlâ oh olsun, Erdoğan tökezlesin, Türkiye batarsa batsın, yeter ki bu gitsin kafası. Ona düşman bunlar şahsına mı, boyuna posuna mı yoksa Türkiye’nin dolayısıyla senin de varlığına düşman ey şuursuz, kindar adamlar.

Yeter ki Tayyip gitsin ne olursa olsun (yani bugünleri bin kere arayalım) kafası yeni değil, Demirel için de, Özal için de, Erbakan için de, Menderes için de aynısı söylendi bu ülkede. Menderes’in devrildiği o meşum 27 Mayıs 1960 günü itibariyle o günün Türkiye’si o günün İspanya’sından, Güney Koresi’nden daha iyi seviyede idi. Bugün İspanya sıkıntılı bir dönemde de olsa bizim üzerimizde Güney Kore’nin nerelerde olduğu malumlarınızdır herhal. Olsun DP’den de Menderes’ten kurtulduk ya batarsak batalım. Bir kısmımızın yüreği soğudu ya bu yeter. Bu bir kısmımız, bizim mahallenin bilerek, bilmeyerek değirmenine su taşıdığı bu milletin asırlık düşmanı CHP tabii. Bir kısım beyinsizlerimiz için CHP ve Kılıçdaroğlu AKAPA ve Tayyip’ten daha az kötü!

Celal Bayar’ın asra merdiven dayamış kızı, Kılıçdaroğlu’nu Çiftehavuzlar’daki köşkünde ağırlarsa, (bu ailede, insanların yüzde 3-4’ünde bulunan uzun ömür geni var görüldüğü kadarıyla) Saadetli sakallı Salih dayı da Ceride-i Milliye’nin yanı sıra Sözcü mevkutesini de elinde taşıyabiliyor Allah’tan korkmadan (Gözlerimle şahidim. İkisi de iyi vuruyor ya uzun adama! O yeter). Abdülhamid Han’a da aynısı yapılmadı mı? Said Nursi’den Mehmet Akif’e, Tevfik Fikret’ten filozof Rıza Tevfik’e, dindarından dinsizine herkes o hakana karşı birleşmedi mi? Sonra da “Biz ne halt ettik, affet bizi Ulu Hakan” sızlanmaları.

Geçmiş ola. Dışarıdan bugünkü gibi düşman bütün dünya, içeriden başta CHP’nin ataları İttihat ve Terakki, Jön Türkler, bilcümle Osmanlı aydınları (aynen bugün olduğu gibi) binbir hücumlarla, hıyanetlerle, desiselerle 3-5 senede koca imparatorluğu bitirdiler. Son pişmanlık fayda vermez. Erik dalı gevrektir, giden bizim çeyrektir. Bugün Erdoğan’a diktatör, basın ve ifade düşmanı diyen ama Sisi’sine, bin Salman’ına, el-Maktum’una ses çıkarmayan Batı basını, Erdoğan’a diktatör kapağı hazırlayan Fransız Le Point dergisi ile bir asır önceki Avrupa basını aynıdır. Abdülhamid’i Le Sultan Rouge (Kızıl Sultan) diye, müstebit diye nitelendiren Batı basını aynıdır. Ermenileri kesmişmiş hesabı(!) elinden kan damlayan karikatürleri ve daha nicelerini elde edebilirseniz, Şevket Rado’nun Hayat Tarih mecmuasının (Hayat mecmuası değil, o magazin dergisi) 1960’lı, 1970’li yıllardaki bazı sayılarında (İtalyan Le Parriot – Papağan mizah dergisinden alıntılarda) bulabilirsiniz. Gerçi bunu araştırabilecek tipler de günümüzün Jön Türkleri tarafındadır.

İspanya’da Endülüs medeniyetinden hep övgü ile bahsederiz. Avrupa medeniyetine temel teşkil etmiş de, kütüphaneler de, bilim adamları da vs. vs. Hepsi doğru ama bir de madalyonun öbür tarafı var. Peygamber Efendimiz sanki tevhidi, birlik ve beraberliği, müminlerin kardeşliğini değil de birbirimizin gözünü çıkarmayı emretmişçesine İspanya’daki mühtedisi, Emevi, Berberi, yok şu, yok bu kavmiyetçiliği ile Müslümanların birbirini boğazlaması mücadelesi ile küçük şehir devletçiklerine bölünüp birbirleri ile, çoğu zaman da İslam şehir devletinin bir başka İslam şehir devletine karşı Katolik İspanyollar ile iş birliği hainliği ile geçti. Sonuç ortada. Engizisyon, Müslümanların katli, sürgünü, zorla Hıristiyan yapılması (çocukların sünnet ettirip ettirmediklerinden, sahura kalkıp kalkmadıklarına, gizlice oruç tutup tutmadıklarını kontrollere kadar neler neler) nice zulümler ve İslam’ın tamamen kazınması.

Bugün bizim için de aynı tehlike 1071’den bu yana Anadolu’dayız, 1453’ten bu yana İstanbul’dayız diye geçmiş mi zannediyorsunuz. Elin gâvuru bir yılın hesabını yapar. Bizim gibi 31 Mart’ta, 23 Haziran’da yediği haltı üç günde unutanlardan değil onlar. Güney Kıbrıslı bir kadın gazeteci Rauf Denktaş’a, “Sayın Denktaş, iki bin yıl sonra da olsa biz bu adayı sizden alacağız” demişti. İsrailoğulları MS. 1076’da kovuldukları Filistin topraklarında 1948’de İsrail’i kurdular, 872 yıl sonra. Bugün de adamlar “Birinci Dünya Savaşı sonrasının Ortadoğu sınırlarını revize ediyoruz” demiyorlar mı satır aralarında. 1960’lı yıllarda Londra’da mimarlık masteri yapan bir komşu ağabeyimiz Ortadoğu’da Türkiye, İran, Suudi Arabistan başta olmak üzere birçok ülkenin parçalanmış halini gösteren bir haritayı bizzat gördüğünü, doğu blokunun varlığını sürdürdüğü o günlerde buna bir mana veremediğini anlatmıştı. Bugün her şey apaçık.

O gün Erdoğan ilkokulda idi. Biz hâlâ Büyük Ortadoğu Projesi diye ona saldıralım. Her şeyin suçlusu o imiş diye kuduralım. Yurt içinde, Kuzey Irak’ta, Kuzey Suriye’de sağlanan başarıları görmeyin, Habur görüntüleri deyip iki PKK itinin Silopi’de otobüs üstüne çıkışının, birilerinin “Ah DEAŞ oradaki bir manga askeri öldürse de burada kıyameti koparsak” diye ellerini ovuştururken, sembolik sandukayı (Süleyman Şah makamı) sınırımıza yakın bir noktaya geçici olarak almamızı bir felaket olarak nitelendirilmesinin istismarını yapalım.

Bu arada; CHP’nin basındaki evsafsız laf ebesinin önüne yazılan metinlerde bu işi parmağına dolamasına bakmayın. O Süleyman Şah’ı cumhuriyet dönemi paşası, Suriye’yi de Uzakdoğu’da bir yer sanıyordur belki de. Mersin’i Güneydoğu’da zannediyor ya. Gerçi Mersinli de onun adamını başkan seçer. Hizmet adamlarını seçecek değil ya.

Sonunda gelelim bizim kin ve nefret dolu Saadetlerimize, Haydar Baş’çılarımıza, Süleymancılarımıza, Furkancılarımıza, Hakikatçılarımıza. Seçilmesinde şöyle veya böyle dahliniz bulunan Ekrem Terli’nin marifetlerinden memnun musunuz? O canım eser ve hizmet adamı Binali Yıldırım’ın ayağına çelmeyi taktınız ya dünyalar sizin olmuştur. Başkan terli ne kadar yakışıklı, Gezi’de, 15 Temmuz’da halka aptal diyen first lady Diler hanım ne kadar çağdaş, ne kadar modern, ne kadar zarif değil mi? Çeyrek asırdır hasret kaldığınız muhteşem görüntülerle gurur duyun. Oh olsun o Tayyipçilere di mi?

İşten atılanların ahı size yeter. Sizin hepinizi tarihe gömecek celladınız partiyi sokaktaki sıradan azılı seçmenine kadar cesaretlendirdiniz. Mutluluklarını, küstahlıklarını, mütecavizliklerini, saldırganlıklarını, kendilerine güvenlerini artırdınız, aklınızca Erdoğan’a attığınız şamarla. Aslında o şamarı kendinize de bütün Türkiye’ye de attınız.

2015 Haziran seçiminin sonuçlarının Türkiye’ye nelere mal olduğunu, hemen seçimin ertesinde şehit edilen Urfa’daki polislerimizi, PYD/YPG’nin Kuzey Suriye’deki konuşlanmasının o zaman kuvvetlendiğini idrak edecek sağduyu nerede?

Allah esirgesin. Erdoğan’ın başına bir hal gelse sizler de küfür, kâfir, ateist, Marksist, deist, Siyonist, Fetoşist, iç ve dış cümle münafık alçaklarla birlikte zil takıp oynarsınız, hem de sıranın size geleceğini hiç düşünmeden. Komünistlerin meşhur bir sloganı vardı, başkaları da kullanıyor artık. “Susssmaaağ, sustukça sıraağ saanaa da geğlecekk.

Endişe etmeyelim canım. Onların değirmenine su taşıyanlara ayrıcalık tanırlar belki, bekleyin bekleyin. Cumhuriyet Bayramında Marmaray’da azgın imansızlar güruhunun cübbeli bir mümin kardeşimize yaptıkları çirkinlik de azgınlığı, taşkınlığı aşağılamayı, alaya almayı, küçümsemeyi, hakareti gördünüz mü? Gittikçe azıyorlar. Bundan sonraki 28 Şubatlar daha fena olacak. Savrulmayın, birbirinizi yemeyin. Bugünkü iktidarın altını oymayın. Sakallarınızın yolunduğu, suratınıza tükürüldüğü, eşinizin, kızınızın başörtüsünün başından yırtılıp atıldığı, hastanelerden, okullardan yaka paça atıldığınız günleri inşa etmeyin. Bu yandaş bizi korkutuyor demeyin. Evet korkutuyorum. Son 30 yılla, son 60 yılla. Son 100 yılla.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Adem Eliyatkın

Yazandan ve yayınlayandan Allah razı olsun
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23