Nasıl bir din istiyorsunuz?

Gazetemiz okurlarından Süleyman Alp, "Nasıl bir din istiyorsunuz?" başlıklı yazısını bizimle paylaştı.

17 Haziran 2019 Pazartesi 11:04
Nasıl bir din istiyorsunuz?

Süleyman Alp/İstanbul

Nasıl bir din alırdınız? Kendinize göre ve bakış açınıza göre uyarlanmış, arzu ve istekleriniz doğrultusunda, kafanıza ve bakış açınıza göre bir din mi? Yoksa mucizelerin, olağanüstülüklerin, kerametlerin bulunduğu daha ilginç ve mistik bir din mi? Yoksa yüce Allah’ın sizin için seçtiği ve yaşamanızı arzu ettiği İslam dini mi?

Bunların hepsi de elbette ki birbirlerinden farklı sorular ve gizli içeriklerle dolu. Ancak, ilk bakışta bunların hepsi de İslam diyebilirsiniz, kimileri de bunlar “İslam’ın farklı renkleri” diyerek durumu geçiştirebilir. Ancak azıcık derinlemesine baktığımız zaman, uzun yıllardan beri Müslümanların, “kendilerine verilenden farklı olarak” farklı bir İslam dini arayışı içinde olduğunu görüyoruz. Aslında bu arayış yeni bir haslet değil. “Biz Yüce Allah’ın bizlere verdiği din ile yetinmedik.” Ona birçok hurafe ve eklemeler katarak, özellikle Mısır’daki eski eserlerin büyük etkisi ile (eski el yazması kitaplarda yazılanlar, kesin ve değişmez gerçeklermiş gibi) İslam’a birçok hurafe ve batıl bilgi girdi. Peygamber Efendimiz HZ. Muhammed (SAV) hakkında, din ve dine bakış açısı hakkında ve Yüce Allah hakkında birçok din dışı yorumlar, dinin kendindenmiş gibi algılandı durdu. Sonuçta, birçok şey Müslümanın temiz bakış açısı ile “olmaz mı, Allah isterse yapamaz mı?” ya getirdiler durumu hep. Evet Allah isterse her şeyi yapmaya elbette ki “Kadir ve Muktedir olandır”, “Ahad ve Samed” olandır O. Ancak Yüce Allah’ın bir kanunu ve Sünnetullah’ı vardır ve Yüce Allah alemleri bu kanunlara göre yönetir. Evrensel ve bireysel hayattaki, kati ve değişmez yasalardır bunlar. Yani paraya ihtiyacı olan ve sabah erken saatte çek ödemesi olan bir kişi, sabaha kadar yalvarıp yakarsa, yatağının yanında bir külçe altın bulamaz. Peki Yüce Allah’ın, alemleri yaratan, yerleri ve gökleri yaratıp var eden ve böyle güzel bir şekilde organize eden yüce Allah’ın, bir kişinin duasına ve iyi niyetine karşılık olarak, yatağının başında bir kilo altın var etmesi veya göndermesi imkânsız mı? Değil tabii ancak Yüce Allah, yardım edeceği zaman dünyanın işleyiş usul ve nizamına göre hareket ederek, o kişiye bir arkadaşı, bir dostu veya hiç ummadığı bir kişi aracılığı ile yardım eder. Sonuçta ihtiyaç sahibi başının yanında bir külçe altın bulmaz ancak Rabbi ona kendi sistemi içerisinde bir yardım ulaştırır. “Allah dilese yapamaz mı” diyerek işi yokuşa sürerek, dini anlayamayan sorulardan kaçınarak, “Yüce Allah’ın sistemi bu şekilde ve Sünnetullah dahilinde işliyor” demek daha makul olacaktır. Yani, etki tepki zinciri. Yani Allah mülkü, birinden alıp birine verir, mülkü sizin için yoktan var edip, yatağınızın başına getirmez (Ali İmran 26). Yapamaz mı sorusu doğru soru değil (Allah eksik ve noksanlardan münezzehtir), Allah kendi Sünnetullahı gereği yapmaz, diyoruz.

Biz, dini kendi inancımıza göre dizayn ettiğimiz gibi Peygamber Efendimizi de kendi isteğimize göre dizayn etme hadsizliğine yelteniyoruz. Peygamber Efendimizin hayatına da müdahale ederek onu hiç olmadığı bir insan şekline sokmaya çalışıyoruz. “Biz niçin insan olan ve Resul’e inanmak yerine, mucizelerle dolu değişik bir peygambere inanmak istiyoruz acaba?” asıl soru bu, sanırım.

Peygamber Efendimizin, idrarını kutsal saymak veya O’nun terinin gül kokusu gibi olduğunu söylemek bir Müslümanlık göstergesi değildir ve Müslümanlara bir artı değer katmaz. O’nun yolunda yürümek ve Hz. Muhammed’i (SAV) anlamak ise gerçek Müslümanlığın göstergesidir. Unutmayalım ki, Hz. Peygamber insan bir Peygamberdi ve ancak müşrikler de insan bir Peygamberi kabullenmek istemiyorlardı. Peygambere karşı, bunun yanında heybetli melekler bulunmalı veya altından bir tahtı olmalı dememişler miydi? (Zuhruf 53). Hz. Peygamberin cevabı ise, “ben bir insandan başka neyim ki”, olmuştu. Peki, Hz. Muhammed bir insan Peygamber iken, sonradan gelenlere ne oluyor ki? Onu kutsayıp yüceltip, insan Peygamber sıfatından çıkarıp haşa “Yarı Rab” pozisyonuna koymaya çalışıyorlar.

İslam dini, yüce Allah ile Hz. Peygamberin ortaklaşa kurup, yürüttüğü bir şirketin adı değildir. İslam Yüce Allah’ın bizler için seçtiği dindir (Maide 3) ve Hz. Muhammed de yüce Allah’a tabidir. Durun hemen takla atmayın, ağzınızın içinde söylenip durmayın. Burada Hz. Muhammed’in (SAV) Peygamberliği, O’nun kutsal görevi ve asla hatırası tartışılmıyor. Hz. Muhammed’imizi (SAV) hiçbirimizle aynı kategoriye koymak, saygısızlığında da bulunmayacağız. Ancak Hristiyanların yaptığı hatayı da yapıp, Peygamberi “Gizli Rab” seviyesine yüceltmek de sanırım yapacağımız en büyük hatalardan biri.

Peygamber Efendimiz, Bedir gününde sabahlara kadar gözyaşları içinde dua ederek yardım istemedi mi? Sonra yüce Allah O’na yardımını ulaştırmadı mı? Demek ki dua ve Salih niyet işin temeli. Müslümanlar savaş meydanında iken Allah’ın yardımı tecelli etti ve üniformalı üniformalı meleklerle yardım yetişti. Yani, Müslüman ayağa kalktı ve Rableri de onlara yardım etti. Huneyn gününde müminler nasıl yardım aldıysa, dünya sonuna kadar da Müslümanlar aynı yardımı alacaklardır. Ancak iyi niyet, mücadele ve dua ile. Siz zalimler helak olsun diye sürekli dua eder ancak oturursanız, Allah o zalimleri helak etmez, çünkü Rabbimiz onları müminler eliyle helak etmek ister (Tevbe 14).

Hz. Musa, ahalisi ile birlikte denizin kenarına kadar mücadele edip gelmemiş olsalardı, denizin yarılması olayı gerçekleşmeyecek ve günümüzde dahi unutulmayan o mucizevi yardım olmayacaktı. Demek ki, önce Müslüman ayağa kalkacak, inançla ve dua ile mücadele edecek, imtihanları başarı ile geçecek ve daha sonra ilahi yardıma layık olacak.

Peygamber Efendimiz, İslam dini için büyük acılar çekip mücadele etmişken, Hz. Musa, Hz. İsa, Hz. İbrahim, Hz. Lut ve diğer Peygamberler çok büyük eziyetler ve acılar içinde mücadeleler vermişken, size ne oluyor da oturduğunuz yerden, kendinize kutsallık ithaf ediyorsunuz. İşte dananın kuyruğunun koptuğu yer de tam burası. Keramet adı altında mucizenin farklı versiyonunu İslam’a sokuşturmaya çalışan tarikatlar, kendi liderlerinin ne kadar kudretli ve kuvvetli oldukları ile ilgili menkıbeleri anlatır dururlar. Aynı anda farklı yerlerde görülenler mi dersin, düşmekte olan uçağı tek bir hamle ile kurtaranlar mı dersin, bitmeyen bereketli çorbalar mı, eşiyle birlikte olurken şeyhini düşün ki, doğan çocuk bereketli ve ahlaklı olsun diyenler mi dersiniz? Peygamber Efendimizin hayatını, mücadelesini, Peygamber Efendimizin getirdiği ve Yüce Allah’ın önümüzde olan kitabını okuyup, anlayıp kıymetlendirmek yerine; şeyhini kutsallaştıranlar mı dersiniz?

İşte din, böyle basit algılandıkça, Müslümanlar sorunlardan ve sıkıntılardan kurtulamazlar.

Velhasıl, bakış açımızı biraz daha olgunlaştırmak ve kendi bakış açımızda bulunan İsrailiyat, hikayecilik, hurafecilik, bidatçılık gibi hasletlerden kurtulmamız gerek. Din bize değil, biz dine uymalıyız. Çünkü, Allah hesap sorucudur ve yaptıklarımızdan, inançlarımızdan dolayı hesaba çekileceğimizi de asla unutmayalım.

Akit Youtube Kanalına Abone Ol

Haftanın Özeti

www.yeniakit.com.tr internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, röportaj, fotoğraf, resim, sesli veya görüntülü sair içeriklerle ilgili telif hakları Uğurlu Gazetecilik Basın Yayın Matbaacılık Reklamcılık Limited Şirketi’ne aittir. Bu içeriklerin iktibas hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeksizin iktibas olunamaz; hiçbir surette kopyalanamaz, yeniden yayıma konulamaz.
Haber Tarihi: 17 Haziran 2019 Pazartesi 11:04

YORUM YAZ

    Günün Özeti

    Günün Karikatürü

    23 Temmuz 2019