İbret verici yaşanmış gerçek birkaç hatıra

Gazetemiz okurlarından Cemal Bayındır, "İbret verici yaşanmış gerçek birkaç hatıra" başlıklı yazısını bizimle paylaştı.

11 Şubat 2019 Pazartesi 15:20
İbret verici yaşanmış gerçek birkaç hatıra

Cemal Bayındır

Bir zamanlar kendisini hoca diye tanıdığımız şu Feto denilen şahıs, dershane adı altında kafesleme odaları tesis ediyordu. 2000’li yıllarda tam benim evimin bitişiğinde ve aynı kat paraleline denk gelen sözde bir dershane ihdas etmiş bulunuyorlardı. Gece gündüz beni takip ettiler, içlerine çağırdılar ama Allah’ın vermiş olduğu feraset ve koruması ile içlerine girmedim.

Artık bu işin samimiyetsizliği anlaşılınca 2008 yılında 9 sayfayı bulan bir yazımla durumu ilan ettim. O zamanlar daha paralelin P’si bile yok ve bilinmezken Nur Taşı’ndaki Fırıncı Abi’mizin dersanesinde Mustafa Sungur’un da hazır bulundukları kalabalık bir cemaat huzurunda okumaya arz ettim. Bu Feto denen şahsın gayri samimi durum ve tutumunu deşifre eden Fetullah ismi gelince Sungur Abi’miz bana teessüf ederek yazımın tamamının okunmasını engellemiş oldular.

Vakta ki 2016 yılında ihtilale teşebbüs etmesiyle durumun bütün çıplaklığıyla ortaya çıkması ve benim 2008 yılındaki yazmış olduğum o yazının gerçek olduğu anlaşılınca dillerde dolaşmaya başladı. Hristiyanlık dünyası ve Yahudiler hesabına tasarlamış olduğu planlı bir çalışma çerçevesi içerisinde hayata geçirmek için çalıştığı anlaşılınca, sağduyu sahibi yüce milletimiz tarafından geri itilince bütün dünyaya karşı affı gayri kabil bir rezalete mahkum edilmiştir. Yukarıda da arz etmeye çalıştığım gibi evimin tam bitişiği ve paralelinde dershane adı altında kurdukları kafesleme yuvasına çekmek için çok çok uğraştılar. Cenab-ı Allah’ın vermiş olduğu feraset, şeyhim Abdulkadir Geylani (K.S.)’den öğrendiklerim, üstadım Bediüzzaman Said Nursi(R.A) hazretlerinin anlattıkları neticesinde lillahil hamd korunmuş oldum..

Ne gibi bir alet kullandılarsa bilemiyorum gece gündüz beni izleyip durdular. Cenab-ı Allah’ın vermiş olduğu önsezi ve ferasetle tuzağa düşürülmedim Elhamdülillah. Böylece Risale-i Nur’un, bu çirkin emellerine alet edilmesiyle tokat yiyip sürgünü boylamışlardır. Bu gözü yaşlı ve bağrı taşlı totaba torbası bir gün olsun üstadım veya üstadımız dememiştir. “Piran şöyle demiş” “Piran böyle demiş” diyerek kırık sinek kanadı ile üstadımızla boy ölçüşmeye kalkışmış rezil ve kepaze olup kalmıştır. Güya Risale-i Nur’a alternatif olarak “Sonsuz Nur” gibi eserler telif ederek kendi ördüğü kara çuvala gömülüp kalmıştır. “O Kürt, ben Türküm” diyerek seviyesini ortaya koymuş, Müslümanlar nazarında savrulup kavrulmuştur. Büyük mücahit Bin Laden’i insan dışkısına benzeten ve öldürülmesini isteyen papaz ve hahamlar karşısında sustalı maymun gibi el pençe divan duran Feto denen bu vatan haininin 1 değil 5 defa idam edilmesi gerekir.

1940’lı yıllarda daha akıl baliğ olmadan babam beni Kadiri Tarikatı şeyhlerinden Perçenç’li Muhammed Baba’ya intisap ettirmişlerdi. Seneler sonra Nakşibendi Tarikatı şeyhi Musa Kazım (Ağel) Efendi’den ders aldım. Daha sonra İstanbul’da Mahmut Esat Coşan Hoca Efendiye intisap ettim. Ve o günden beri bila fasıla derslerimi devam ettirmekteyim.

Yine eskiye dönecek olursak 1948 ve 1949’lu yıllarda Risale-i Nur’un şemsiyesi altına girip Nur’un birinci talebesi Hacı Hulusi Abi’mizin dizi dibinde yetiştim. Hemen şunu kaydetmeliyim ki bütün tarikatlar Risale-i Nur’un şemsiyesi altındadır. El-Aziz dersanemizde imamlık yapan çok liyakatli abilerimiz vardı. Ramazan ayı gelince teravih namazı kıldırmak bana düşüyordu. Bu namazda Hulusi Abi’miz yanı başımda ve sol tarafımda dururlardı. Bu duruşun calibi dikkat bir husus olduğunu sanıyorum.

Sözün sırası gelmişken oldukça çok ilginç bir hatırayı anlatmak istiyorum:

El-Aziz merkez dersanemizdeki bir ders esnasında Necati isminde bir kardeşimiz fenalaşınca ölüyor diyerek yandaki kitap odasına alıp Yasin-i Şerif okumaya başlamışlardı. O odadaki telaşa vakıf olan Hacı Hulusi Abi’miz kalkıp o yandaki odaya doğru yürümeye başlayınca ben de arkasına katılıp gittim. Hacı Bey şöyle dediler: “Ne ölmesi

Necati’nin nabzını yokladım, kalbini dinledim baktım tıkır tıkır çalışıyor. Bu sefer senkop(bayılma) hadisesi denilen vakalarda yapılmakta olan metodun uygulanmasına geçerek ayak tarafında duran kişilere talimat vererek her iki ayaklarından tutup yavaş yavaş yukarı kaldırmalarını söyledim. Bu uygulama neticesinde beyne kan gelince Necati’nin gözleri açıldı ve “Necati, ne oldu sana böyle” diye sorulunca ishal olduğunu söylemesi üzerine günlerdir su kaybeden vücut bu hale gelmiş olduğu anlaşıldı. Hemen kendisine bir atroba damla ve siosteran drage yazarak gidip hemen eczaneden alıp geldiler. Sen sağ ben selamet. Benim bu halimi izleyen Hacı Bey’imiz şöyle dediler: “İyi iyi herkes marifetini gösterdi” diyerek bir nevi bana iltifat etmiş oldular. Kendisinin prostatı vardı, bu bakımdan ben buradan yani İstanbul’dan reçetesi ile birlikte ilaçlarını da gönderirdim. Bu bakımdan bana “Doktorum” diye hitap ederlerdi.

Doğduğum ve çok sevdiğim güzel Elazığ’ımızda emniyet güçleri tarafından çok sıkı bir takibe maruz kalarak tahammülü imkansız bir sıkıntı artık o kadar izaç etti ki sormayın. Girmiş olduğum İzzet Paşa Camii’nin tuvaletinden çıkınca karşımda bir sivil polis görüp de fıttırmamak mümkün mü?

İşte bu sıkıntılar neticesinde ver elini İstanbul diyerek çıkıp İstanbul’a geldim. Burada takip edilmiyor değildim ama her nedense pek sıkıcı olmuyordu. Ahbaplık maksadıyla çalışmakta olduğum eczaneye gelen sivil polis veya komiser saatlerce oturup eczacıyla güya sohbet eder görünüp fakat esas maksat ise beni izlemek olduğu gözden kaçmazdı. Böylece aylar senelere eklenince baktılar ki menfi bir tutum ve halim yok. Dershaneye gitmek için otobüs durağında beklerken yanıma sokulan bir şahıs “nereye gitmek istiyorsun gel seni götüreyim” diyerek beni arabasına alıp Kirazlı Mescit sokaktaki dershanemize kadar beni getirirlerdi. Bu defalarca tekerrür etti ve kendilerinin de polis olduklarını söylemekten geri durmuyorlardı. Dediğim gibi baktılar ki zararlı bir halim durum ve tutumum yok böylece ünsiyet peydah ederek bana arkadaş oldular. Koltuk vermek için söylemiyorum Türk kanı taşıyan Türk polislerimiz dünya birincisidirler.

Haftanın Özeti

www.yeniakit.com.tr internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, röportaj, fotoğraf, resim, sesli veya görüntülü sair içeriklerle ilgili telif hakları Uğurlu Gazetecilik Basın Yayın Matbaacılık Reklamcılık Limited Şirketi’ne aittir. Bu içeriklerin iktibas hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeksizin iktibas olunamaz; hiçbir surette kopyalanamaz, yeniden yayıma konulamaz.
Haber Tarihi: 11 Şubat 2019 Pazartesi 15:20

YORUM YAZ

    Günün Özeti

    Günün Karikatürü

    21 Şubat 2019