• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Avniz Öztürk: Varlıklar ve olayların temeline Yaratıcı Kudret’in İlahi İradesini koyarsak mantıklı

Prof. Dr. Avni Öztürk, kaleme aldığı metinde, “Varlıklar ve olayların temeline Yaratıcı Kudret’in İlahi İradesini koyarsak mantıklı, akıllı, gerçekçi, bilimsel ve çözümcü oluruz. Aksi halde olay, varlık ve yaratılışları tesadüflerle izaha kalkışırsak mantıksızlık, inançsızlık ve kaba materyalizm bataklığına düşeriz” dedi.

2020-03-17 10:54:00 -
Avniz Öztürk: Varlıklar ve olayların temeline Yaratıcı Kudret’in İlahi İradesini koyarsak mantıklı

Prof. Dr. Avni Öztürk, hazırladığı bildiride yaratılış olayları ve materyalizm-terörizm üzerinde bilim-hayat alanlarının verileri ve mantıklı ve bilimsel düşünme yöntemleri yoluyla yorum ve mukayeseler ile bir takım sonuçlara ulaştığını açıkladı.

İŞTE ÖZTÜRK’ÜN KALEME ALDIĞI ÇALIŞMA:

ÖZET

Bu bildiride yaratılış olayları ve materyalizm-terörizm üzerinde bilim-hayat alanlarının verileri ve mantıklı ve bilimsel düşünme yöntemleri yoluyla yorum ve mukayeseler yapılarak gerçekçi sonuçlara ulaşılmıştır.

Varlıklar ve olayların temeline Yaratıcı Kudret’in İlahi İradesini koyarsak mantıklı, akıllı, gerçekçi, bilimsel ve çözümcü oluruz. Aksi halde olay, varlık ve yaratılışları tesadüflerle izaha kalkışırsak mantıksızlık, inançsızlık ve kaba materyalizm bataklığına düşeriz.

Kâinat (Evren) ve dünya statik değil dinamiktir. Yani hareket ve değişim vardır. Nitekim halen kâinatın hacmi de genişlemektedir. Canlılığın temelinde H2O, klorofil ve DNA makro molekülünün yaratılışları vardır ve yaratılış olayları süreklidir. Yüce Allah astronomi, fizik, kimya ve biyoloji kanunlarını yaratmakta ve yürütmektedir. İlahi Nizamının uygulanmasını emretmektedir.

Kâinatın ve içindeki galaksiler, dünya gibi gezegenler, insan ve diğer canlıların yaratılışları; yaratılmadığı için yaratıcı olan yüce Allah’a mahsustur.

Astronomik, jeolojik, biyolojik, ekolojik, fiziksel, kimyasal-biyokimyasal, genetik olayların, kromozom ve genlerin, atom ve moleküllerin, üremenin, DNA’nın yaratılışları, keza mikro alem olan “atomlar” ve makro alem olan Güneş Sistemi’nin harikulade düzenleri tek bir “Yaratıcı İradeyi’’ net göstermektedir.

Dünya ve hayatın yaratılışında bir tekâmül vardır. Dünyanın güneşten koparak belirli yörüngeye oturtulmuş olması, soğuyarak taşkürenin oluşması, üzerinde fiziki ve kimyevi etkilerle toprağın oluşumu,  atmosfer, He2, H2, O2 gazlarının ve suyun (H2O) yaratılışı, önce ototrof bakteriler,  planktonik su bitkileri ve klorofilin yaratılışı, sonra su hayvanları,  karasal bitkiler –hayvanların, nihayetinde insanın yaşayabileceği ekolojik şartların hazırlandığı safhada da insanın yaratılmış olması bir tekamül silsilesidir. Bazı kaynaklara göre insanın yaratılışı 100.000 yıl öncesidir.

İlahi kaynaklarda insanın yaratılışının evrimle olduğuna dair bir kayıt bulunmamaktadır. Evrimi savunan zihniyetin 150 yıldan beri insanın maymundan veya fareden tekâmülle yaratılışına dair iddiaları ispat edilememiştir. Yaratılışı inkâr eden anlayışlar, insanlığa büyük acılar çektirmiştir.

Anahtar Kelimeler: Yaratılış gerçekleri, Materyalizm, Terörizm, Siyonizm, Kuran, Bilim

GİRİŞ

Türkiye’nin vesayet döneminde yani eski Türkiye’de maalesef başörtü yasağı zulmüne karşı direniş yaptığım gerekçesi ile uzun yıllardan beri görev yapmakta olduğum Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nden Çanakkale On Sekiz Mart Üniversitesi’ne  (ÇOMÜ) iki kez sürgüne gönderilmiştim. Birincisi 2002 yılı, ikincisi de vesayet sisteminin Danıştay’ında kasten emir komuta zinciri ile önceden kazanmış olduğum davanın bozdurulması suretiyle 2005 yılında olmuştu. Ben vatanperverdim, beni sürgüne gönderenler ise vatan hainleriydi. Neyse bir gün ÇOMÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü’nde sabah 08’de Tohumlu Bitkiler Sistematiği dersimi yürüttüğümde dersin başlangıcında yoklama yaptıktan sonra derse başlarken bir öğrencim şöyle bir tuzak soru sordu: “ Hocam evrim’ e inanıyor musunuz?”. Bana sorulan bu sorunun çok masumane olmadığını düşündüm. Muhtemelen bölüm başkanı olan bana her türlü zulümleri icra eden, zalim, despot, evrimci, materyalist ve dışlayıcı, çok adaletsiz bir bölüm başkanı idi ki onunla bağlantılı bir ispiyonculuk sorusu olabilirdi.

BAŞÖRTÜ YASAĞI ZULMÜNÜ Türkiye'de dayatan diktatörler; İslam düşmanı münafıklar ( örneğin Mısırlı Siyonist Yahudi Hayım Nahum papazı ve onun ülkemizdeki uşakları...), Siyonist uşakları, masonlar ve onların emrinde hareket eden YÖK ve üniversite yöneticileriydi. O vesayet döneminde ve 28 Şubat sürecinde milyonlarca Müslümana bu vesile ile zulmedildi. Ne yazık ki 28 Şubat Post- modern Darbesi bu kadar çok zulümler icra ettiği halde açılmış olan 28 Şubat Davası mahkemede söngün- sönük bir vaziyette devam etmekte ve sadece suçluların askeri kanadından 100 kişi cezalandırıldı. Sivil kanat YÖK, üniversiteler, holdingler vs.henüz yargılanamadı. Ama yargılanıp cezalandırılmaları gerekir. Haksız hukuksuz şekilde Van'dan Çanakkale'ye iki kez sürgüne gönderilişimle ilgili birkaç dava açmış olmama rağmen hepsi gerekçesi olmaksızın üç harf ile aleyhimde sonuçlandırıldı. (RET) yazılıp reddedildi o zamanki vesayet sisteminin zalim ve adaletsiz hâkimleri tarafından!  28 Şubat Davası'na müdahil olan 481 mağdur ve mazlumdan biri be benim. Öylesine çok büyük bir mağdur ve mazlumum ki 2001 yılından beri o zulmü ve sonuçlarını halen yaşamaktayım. Öte yandan şüphesiz ki Allah indinde bu şanlı direnişim ve haklı ve yerinde yapılan HAK- ADALET- İNANÇ mücadelem nedeniyle bana reva görülmüş olan sürgün cezaları benim ŞEREF madalyalarımdır! O zamanlar Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nde 301 öğretim üyesi bulunuyorduk ve çok azımız bu zulme karşı çıkmıştık.Mesela başörtülü öğrencilere ceza teklifi yapmayan 4-5 kadar öğretim üyesini Dekan Hasan CEYLAN rektörlüğe yazı ile şikâyet etmişti.

Çanakkale Üniversitesi’ndeki o bölüm başkanı ki Biyoloji Bölümü’nün birinci sınıfına kayıt yaptıran öğrencilere ilk Genel Botanik dersinde “Evrim’e inanmayanlar bu bölüme gelmesin!” diyecek kadar bağnaz bir evrimci diktatördü. Ben de yukarda belirttiğim öğrenci sorusunun kasıtlı ve planlı olarak sorulmuş veya sordurulmuş tuzak bir soru olduğunu düşünüp tahmin yürüterek konuyu çok temelinden ele alıp çok ayrıntılı izah etmeğe, polemiğe fırsat vermemeğe karar verdiğim için bütün ders saatimi evrimle ilgili konuya tahsis etmiş oldum.

Dedim ki: sevgili gençler, bu konuyu objektif olarak anlatabilmek için temelden ele almak lazımdır. Bu konuyu anlamaya çalışırken her şeyden önce varlık ve olayların temeline bir Yaratıcı Kudret’in- İlahi İradenin konulması aklın, mantığın ve bilimin gereğidir. Olaylar, varlıklar ve canlılığın oluşumunu kör tesadüflere havale etmek ise mantıksızlık, akılsızlık ve bilimsizliğin (cehaletin) gereğidir. Böylece bu tebliğimin metninde “bulgular- bilgiler” başlığı ile vereceğim bölümdeki mantıklı ve bilimsel görüşlerimi öğrencilerime bir ders saati boyunca çok güzel bir şekilde açıkladım ve bütün öğrencilerim mest oldular, çok tatmin oldular, hiçbir olumsuz cevap ve tepki gelmedi. Beni ve konuyu çok iyi anlayıp memnun oldular. Tabii ki ben de çok memnun ve mutlu oldum böyle bir çetrefilli konuyu vuzuha kavuşturduğum için.

Bulgu Ve Bilgiler

Yaratılış olaylarının temelinde İlahi İradenin (Yaratıcı Kudret’in) = yani Yüce Allah’ın varlığını düşünmek aklın, mantığın, bilimin VE BİLİMSEL DÜŞÜNCENİN gereğidir (iktizasıdır). Yaratılmış olan varlıklar, yaratıklar yaratılmış oldukları için mahlûkturlar (yaratıktırlar). Yaratıcı ise yaratılmadığı için yaratıcıdır. Bu yorumlama bir mantık kuralına dayanmaktadır. Yaratıcı sonsuz güç ve kudret sahibi olan yüceler yücesi Allah Teâlâ’dır. O’nun Kâinatı (Evren’i) yaratmaya başlaması zamanın ve varlıkların sıfır noktasında ( Büyük Patlama: Big Bang Teorisi) başlaması ile başlangıcını almış ve yaratılma olayları pek çok çeşitli şekillerde devam etmiş ve etmektedir. Kuran’da “İhlas Suresi’nde” beyan olunduğu gibi Yaratıcı Kudret’in tek olması gerekir ( Kur’an: İhlas, 112, 4: 604). Aksi halde kainatta varlıklar ve olaylarda pek çok dengesizlikler ve düzensizlikler, intizamsızlıklar olur. Kâinat ve varlıkların düzeni bozulurdu  (Fizikokimyadaki ENTROPİ KURALI) . Kuran-ı Kerim’de bu konu ile ilgili İhlas Suresi’nin ayetleri çok özlü ve çapıcı şekilde yaratıcının tekliği ilkesini aklen ve mantıken izah etmektedir. Bu ilahi-kurani bilgiyi bilimsel deney ve veriler desteklemektedir. Bu durumu şöyle bir misal ile açıklamak mümkün ve isabetli olacaktır. Güneş sistemi Samanyolu Galaksisi (Kehkeşan Dev Yıldız kümesi) içerisinde bulunan ve merkezde güneş gibi çok devasa bir yıldızın yer almış olduğu çevresinde de belirli yörüngelerde hareket eden dünya ve diğer gezegenlerin yer aldığı hareketli, çeşitli enerjilerle dolu devasa bir makro âlemdir. Güneşin de uzayda yer değiştirmekte olduğunu hususen belirtmeliyiz. Atom dediğimiz maddenin temel yapı taşı olarak bildiğimiz mikro tanecik ise yine merkezi kısmında proton, nötron, pozitron gibi pozitif yüklerin bulunduğu, çevresinde ise belirli yörünge ve spinlerin bulunduğu yine çok hareketli ve enerjili, oldukça küçük ve ağırlıksız elektron denilen kendi etrafları ve çekirdek etrafında dönen hacim oluşturan parçacıklardan oluşmaktadır. Elektronlar spinleri içinde dönmektedirler. Yani bu elektronların dönme gücünü ve enerjisini veren Yüce Yaratıcı bu kuvvet ve enerjiyi çekerse madde hacimsizlikten yok olacaktır veya başka bir enerjiye dönüşecektir. Çok küçücük bir mikro âlem olan ATOM ile çok büyük devasa GÜNEŞ Sistemi’ni mukayese edersek, her iki âlemin de tek bir İlahi İradeyi işaret eden, yani yüce Allah’ın TEK olduğunu gösteren iki önemli delil olduğunu mantıken, aklen ve bilimsel olarak yorumlayabilmekte ve anlamaktayız. GÜNEŞ; Kehkeşan Galaksisinin en büyük yıldızıdır. Fakat ne yazık ki mantıksızlığı ve dolayısıyla imansızlığı seçen materyalist zihinlerin görüşü, Yaratıcı İlahi İradeyi yok sayarak inkâr etmekte ve yaratma olaylarını da inkâr bedbahtlığına düşmektedirler. ŞİRK Bataklığına düşenler ise Yüce Allah’ı birlemeleri gerekirken Yaratıcıyı kabul ettikleri halde O’nun iradesini başka şeylerle, yaratıklarla paylaştırma mantıksızlığı ve cehaletine düşerek müşrik olmaktadırlar. Böylece PUTPERESTLİK SAPIKLIĞI doğmaktadır. Mekke’deki İslamiyet öncesi Arap Kabilelerinin 360 adet puta tapınmaları bu görüşün sonucu olduğu gibi Roma’nın, Yunan’ın 18 tanrısı ve Hristiyanlığın baba, oğul, kutsal ruh üçlemesi yani  ‘teslis inancı’ de şirk olmaktadır. Böylece Allah’ı birlemek gerekirken birden fazla tanrı ihdas etme mantıksızlığına ve sapkınlığına düşen toplumlarve güya medeniyetler tarihte olduğu gibi günümüzde de vardır.

Kainat ve içindeki yüz milyarlarca yıldızın, devasa yıldız kümeleri olan Galaksilerin yaratılması  Yıldızların Yaratılışı , A’raf, 54, 101, Yerin Yaratılışı: En’am, 101. A’raf, 54, Yunus, 3, …; Yerin Yaratıcısı: Bakara 117, En’am 14, 73,101…) niçin ve nasıl olmuştur? Bir tesadüf mü yoksa İlahi İradenin yani Yüce Allah’ın amaçladığı hedefe doğru bir tedrici yaratma silsilesi midir? Mantıken ve bilimsel olarak tesadüflere yer yoktur. Çünkü tesadüf ihtimali matematikteki ihtimaliyet hesabına göre 10 üzeri -900’dür ki bu sayı sıfır ihtimali ifade etmektedir. Yüce Yaratan’ımız kendi ruhundan üfleyeceği, eşrefi mahlûkat olarak yaratacağı İNSAN için kâinatta merhaleler halinde yani tekâmül ile yaratma işlemlerine ilk yaratılıştan sonra devam etmiş ve yarattığı devasa galaksilerden biri olarak da devasa KEHKEŞAN YILDIZ Kümesini yaratmıştır. Bu devasa yıldız kümesi içerisinde de GÜNEŞ Sistemini yani yaratacağı insanoğlunu içinde barındıracak olan sistemi yaratmıştır. Bu sistem yani güneş sistemi içerisinde insanoğlunun yaşayabileceği DÜNYA denilen gezegeni de öylesine isabetli bir yörüngeye yerleştirmiştir ki ne güneşe çok yakın ne de güneşten çok uzak olmayan bir yörünge. Eğer MERKÜR gezegeni gibi güneşe çok yakın olsa 500 derece gibi çok yüksek sıcaklığa sahip olan ve suyun su olarak bulunamayacağı bu nedenle hayatiyetin olamayacağı bir gezegen olacaktı. İşte İlahi İrade olan Yüce Allah dünyayı samanyolu galaksisindeki güneş sisteminde öylesine uygun ve mükemmel bir yörüngeye yerleştirmiştir ki bu gezegende hayatın varlığı ve devamı için şart olan SU (H2O) MUCİZE molekülünün her üç fiziki durumunda ( sıvı, gaz ve katı halleri, yani su, buhar, buz ve kar halleri) bulunmasını sağlamıştır Yüce Allah!. Bu durum bir rasgelelik= tesadüf ile açıklanabilir mi!   Ancak yüce Allah hedeflemiş olduğu amacını gerçekleştirmek için yine merhaleler halinde uzun zaman içinde elementlerden bileşikler, moleküller ve bu arada en önemlisi canlılık için planladığı SU molekülünü önce hidrojen ve oksijen moleküllerini yaratmak suretiyle bunları da belirli oranlar dahilinde birleştirerek (1/2 oranı: 1 mol O2, 2 mol H2. Yani 2 hidrojen, 1 oksijen atomunu birleştirip) yaratmıştır. Su molekülünün, atomların ve moleküllerin yaratılışı Yüce Allah’ın iradesinin eseri olup bunların yaratılışlarının daima merhaleler halinde olması fizik, kimya, biyoloji, astronomi matematik, geometri kanun ve kurallarının yaratıcısı ve yürütücüsü olan yine Yüce Allah’ın kudret ve marifeti olup O’nun böyle dilemesi ile olmuştur. Bu olayların hep birden veya birden bire aniden olmaması bir tedricdir, bir tekâmüldür, merhaleli (aşamalı) durumdur. Nitekim meslektaşım Prof. Dr. İsmail KOCAÇALIŞKAN da bu gibi olayları ‘yaratılışta tedriç’ olarak nitelendirmektedir (Kocaçalışkan, İ. 2018) (Mesela Önce güneşin yaratılması ve bundan kopan kızgın gaz bulutlarının ondan uzaklaştırılıp soğutularak “DÜNYA”  dediğimiz gezegenin yaratılması ( oluşturulması), dünyanın yörüngesinde dönerken dış tarafının soğuyarak taş kürenin yaratılması, içinin halen “ MAGMA” denilen binlerce derecelik sıcaklıkta yarı akışkan bir sıvı durumunda olması da dünyanın güneşten koparıldığının delilidir. Bu arada şunu da belirtmeliyiz ki Yüce Allah (C.C.) dünyayı kendi etrafında döndürmek suretiyle gece ve gündüzü yaratmış, Kuran’da da bu durumu açıklayıp gece ile gündüzün hikmetlerini ve görevlerini de beyan etmiştir. Yine dünyayı güneşin etrafındaki belirli eliptik yörüngesinde döndürmek suretiyle de bir yıllık zamanı ve mevsimleri yaratmıştır. Mevsimlerin yaratılışında da insanoğlu için pek çok hikmetler ve faydalar vardır.

Dünya gezegeninin, önceden güneşin bir parçası olması, ondan koparılarak binlerce derecelik devasa bir gaz kütlesi olarak güneşten koparılarak uzaklaştırılıp güneşin etrafında belirli bir yörüngeye yerleştirilmesi nasıl bir tesadüf olabilir! Öyle ki dünya güneşe biraz daha yakın bir yörüngede olsaydı dünya da MERKÜR gezegeni gibi 500 derece sıcaklığa sahip olurdu. Böyle olunca da dünyada su, sıvı halinde yani su olarak bulunamazdı, buharlaşıp uzaya dağılırdı. Bu durumda dünya da canlılık ve canlıların yaşamı için uygun bir yer olmazdı. Aşırı sıcaklık nedeniyle canlılık ve canlılar olamazdı, dünyada hayat olmazdı. Eğer dünya güneşten biraz uzak bir yörüngede olsaydı bu kez de aşırı soğukluk nedeniyle su kullanılamaz durumda olurdu  (suyun katı hali olan buz halinde olurdu) ve yine canlılar olmaz ve yaşayamazdı. Tüm bu mantık yürütmelerimiz ve bilimsel görüşlerimiz ancak Yüce Allah’ın iradesi ve dilemesi ile dünyanın ve hayatın, canlıların yaratıldığı sonucuna bizi ulaştırmaktadır. İşte dünyanın bir ateş topu olarak devasa büyüklükte bir gaz kütlesi olarak binlerce derecelik sıcaklıkta güneşten koparılıp yörüngesine oturtulması materyalistlerin iddia ettiği kör tesadüflerle değil akıl, mantık, bilim, ilim ve vahiy bilgisinin ışığında Yüce Allah’ın kudreti, iradesi ve isteği (muradı) ile olmuştur.

Ayrıca belirtmek gerekir ki dünyanın yaratılması olayında güneşten kopmuş olan binlerce derecelik sıcaklıktaki devasa gaz kütlesinin zamanla soğuması, yoğunlaşması, dış bölgesinin “ATMOSFER” dediğimiz gazlarla dolu bir kuşağa sahip olması, en dış kısmındaki kuşağın yoğunlaşarak katılaşıp dünyanın “TAŞKÜRE” kısmını oluşturması, iç kısmının da farklı kuşaklar halinde “ATEŞKÜRE” olarak binlerce derecelik sıcaklığını koruması bildiğimiz jeolojik bilim gerçekleridir.

Esfel-i Safiline düşmüş olan materyalist evrimcilere göre güneş kadar açık görülen ve bilinen bu gerçekler ortada iken YARATICI İLAHİ İRADE yerine TESADÜFLERİ koyarak mantıksızlık ve bilim dışılığın gayyasına (en derin çukuruna) düşmektedirler. Yani şu önemli konuyu dikkate almalıyız. Yaratıcı Kudret Yüce Allah dilerse aniden, dilerse tedrici olarak tekâmül ile yaratabilir. Fizik, Kimya, Biyoloji, Astronomi ve Jeoloji kanun ve kurallarını ona göre yaratıp yürütmektedir. Varlık ve olayların temeline mantık, akıl ve bilimin gereği olan Yaratıcı Kudret’in ( İlahi İrade, YÜCE Allah’ın) varlığını ve birliği fikir ve inancını koyarak düşünürsek doğru yolu buluruz.

Yoksa da bunun yerine mantıksızlık, akılsızlık ve bilimsizliğin (CEHALETİN) gereği olarak tesadüfleri ve putları koyarsak yanlış yola, inkârcılığa, materyalizme, sapkınlığa saparak bizi de yaratan Yüce Allaha da zulmetmiş oluruz. Bu bakımdan insan olarak cansız ve canlıların yaratılış olaylarını düşünürken, araştırırken ve yorumlarken bu temel dinamiğe çok dikkat etmemiz şarttır. Kuran-kerim’ de de pek çok ayette insanoğluna hitaben hiç akıl etmez misiniz?! hiç düşünmez misiniz?! mealinde çokça uyarılar vardır. Nitekim benim gibi uzun yıllar evrim- tekâmül ve inanç konularında çabalar göstermiş, fikir beyanlarında bulunmuş olan meslektaşım Prof. Dr. Âdem TATLI konu ile ilgili olarak evrimin alternatifinin yaratılış olmadığını ve bunların farklı anlamanın bir sebebinin de ilah telakkisindeki farklılık olduğunun dikkate alınması gerektiğini belirtmektedir (Tatlı, 2018).

Zamanın ve varlıkların sıfır noktası olan İlk Yaratılış ( Büyük Patlama Teorisi’ne göre) Yüce Allah'ın 12 trilyon derecelik (santigrat) bir sıcaklık ve sonsuz yoğun bir madde yaratması ile başlattığı kâinatın varlığını çok kısa bir anda (1/ 1000 saniye gibi) 12 milyar dereceye düşürerek devam ettirmiştir. Sonra da atom, element (aynı tür atomlardan müteşekkil madde) ve moleküller, gazlar, su vs. ile yaratılış olayları devam etmiştir… Sonra da elementlerin yaratılması sürecini başlatmıştır.  Daha sonra da güneş ve diğer trilyonlarca sayıdaki yıldızları ve onların devasa galaksilerini yaratmıştır. Güneş de bir yıldızdır. Çok özel ve çok büyük olan güneş yıldızı dünyanın yörüngesinin merkezinde bulunduğu ve dünyayı aydınlatıp canlılara çok lüzumlu ve faydalı olduğu için çok önemli ve özel bir yıldız olmaktadır. Güneşin de uzayda yer değiştirdiği astronomi biliminden bilinmektedir.

Kur’an Allah’ın insanlığa gönderdiği en son kutsal kitap ve Hz. Muhammed (s.a.v.) de en son peygamberdir. Gayri Müslimler bu gerçeği de kabul etmeli ve İslam’la, Müslümanlarla savaşmaktan vaz geçmelidirler. Onları kendilerine düşman olarak görmemelidirler. Kur’an hem dindir hem de bilimdir, ilimdir.  Bunu, yani Kur’an’ın aynı zamanda bilim kitabı olduğunu tüm bilimlerin özünün orada yer aldığını Kur’an’daki sadece bir iki örnekle açıklayalım. Kur’an ayetlerinde yıldızların ve ayın ışığından bahsederken yıldızlardan dolayısı ile bir yıldız olan güneşten gelen ışınlara “ZİYA”, aydan gelen ışınlara ise “NUR” tabiri kullanılmıştır.  Bu ne demektir. Demek ki Yüce Allah vahiylerinde peygamberine bu bilgiyi vahiy yolu ile bildirmiştir. Güneş ve diğer yıldızlar yanar halde binlerce derecelik sıcaklıkta gaz kütleleri oldukları halde AY, güneşten kopmuş soğuyup (– 50 derece, Uzay: - 270 derece) katılaşmış dünya benzeri bir uydudur. Dış tarafında atmosfer yok uzay vardır. Ayın kendisi de yanar halde olmayıp dışı eksi elli derece soğukluğa sahip bir küredir. İçinde de buz halinde su bulunduğu sanılmaktadır ( Medya haberleri). Ancak ayın bize parlak görünmesi güneşten ona gelen ışığı bize yansıtmasındandır. O bakımdan aydan gelen ışık yıldızlardan gelen ışık gibi olmayıp bize ayın yüzeyinin yansıttığı güneş ışığıdır. Bu sebeple Kuran’da aydan gelen ışığa güneş ve diğer yıldızlardan gelen ışık gibi ziya denilmeyip “NUR” denilmiştir. İşte bu ilahi bilgi bir bilim, bir ilim değil midir? Ama materyalist sapkınlar ille de dini ve bilimi tamamen ayrı görmeğe ve göstermeğe çalışırlar. Kuran’da bitkiler, hayvanlar ( biyoloji), astronomi, jeoloji, sosyoloji, Oseanografi ( okyanus (deniz) bilimleri), coğrafya, tarih vs. çeşitli bilimlerle ilgili pek çok bilgiler verilmiştir. Mesela 1440 yıl kadar önce vahyolunan Kuran’ın bir yerinde Akdeniz ile Atlas Okyanusu’nun sularının farklı olup birbirine karışmadığı bilgisi verilmiştir. Nitekim ünlü deniz bilimci Kaptan Kusto ve Fransız Hıristiyan Moris Bukayıl bu ayeti okuduktan sonra Kuran’ı inceleyip İslam dinini seçmiş ve Müslüman olmuşlardır.

Canlıların Yaratılması, Yaşayabilmesi Ve Hayatın Var Olabilmesi İçin Yüce Allah’ın Dünya Küresini Uygun Hale Getirmesi

İlahi İrade Yüce Allah, çok mükemmel ve isabetli yörüngesine yerleştirip güneş etrafında muntazam dönüşünü ( kendi yarattığı fizik kurallarına göre sağladığı dönüş deveranını) sağladığı DÜNYA GEZEGENİ üzerinde kendisine hizmet ve iman etmesini istediği insanı ve diğer canlıları yaratmak için, milyonlarca yıl boyunca tedrici bir şekilde dünyayı hayat için hazır hale getirmiştir. Öyle ki insanın yaşayabileceği ortamı hazırlamak için insana hizmet ettireceği cansız ve canlıları tedricen yani merhaleler halinde tekâmüllü olarak çok uzun zamanda milyonlar ve milyarlarca yıl boyunca yaratmıştır. Jeoloji bilimindeki bazı yaş hesaplama yöntemlerine göre kâinatın yaşı 15 milyar yıl, dünyanın yaşı da 4,5 milyar yıl olarak hesap edilmiştir. Suyu ve onu oluşturan gazları, suda yaşayabilen ilk klorofilli bitkileri yani fitoplanktonları veya klorofilli bakterileri, kemosentetik bakterileri, suda yaşayan hayvanları yaratması… Bu canlılar basit hücreler gibi görülseler de besin zincirinde çok önemlidirler ve hücre ve moleküler yapı olarak da yine harikadırlar, Yaratan’ın kudretini gösterirler. Canlılık veya hayatiyetin yaratılması ve canlılığın, canlıların devamı konularında özellikle ve önemle dikkate almamız gereken iki şey SU ve KLOROFİL adını verdiğimiz çok özel bileşiklerdir. Bunları Yüce Allah canlılığın veya hayatiyetin varlığı ve devamı için temel iki faktör olarak yaratmıştır, diyebiliriz. DNA ve RNA moleküllerini de canlıların çoğalarak kendi benzerlerini meydana getirebilmesi yani üremeleri için yaratmıştır. Bunlar yüksek iki makromoleküldür. Bunlardan DNA Deoksiribo nükleik asit olup RNA’dan çok daha büyük ve iki zincirli çok nükleotid basamakları olan ve kendisini eşleme kabiliyetine sahip olarak yaratılmış Adenin, Timin, Guanin, Sitozin denilen organik bazları, H3PO4= Fosforik Asit ve 5 karbonlu bir oksijeni eksik şeker (DEOKSİRİBOZ) ihtiva eder ( Altan, G, 1968). Ey insanoğlu Kuran’da beyan olunduğu gibi hiç akıletmez misiniz, düşünmez misiniz ki bütün  bu olayların  moleküllerin var oluşu tesadüflerin, iradesiz ve yaratık olan atom ve moleküllerin işi midir yoksa tek ve kudreti sonsuz olan İlahi İradenin yani Yüce ve Alim olan Allah’ın marifeti ve yaratması mıdır!

Su anorganik ve klorofil de organik olan, hayatın varlığı ve devamı için mutlaka gerekli olan çok çok önemli iki maddedir. Bu iki maddenin yaratılmış olması çok önemli ve mucizevi bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Öte yandan Dünya yüzeyinde canlıların yaşayabilmesi için uygun ekolojik ortamların oluşturulması safhaları vardır. Bunlar da ayrı mucizelerdir.Dünyanın en üst katmanı olan taş küresindeki (30-80 km'lik derinliğe kadar) kayaçların zamanla fiziksel ve kimyasal etkilerle parçalanıp ufalanması ve mineral maddeli toprağı oluşturması ve sonra organik maddelerin bu toprağa karışıp gübre olması ve yeşil bitkilerin bu topraktan fizik, kimya ve biyoloji kurallarına göre faydalanarak büyüyüp gelişmeleri ve çoğalmaları… Zamanı geldiğinde uygun şartlar hazırlanmış olunca da insanın topraktan yaratılmış olması. Tüm bunlar beyinsiz materyalist kafalara göre tesadüftür! İnsanoğlu bu kadar çok çeşitli yaratılışlarını, harikuladeliklerini kudret ve meziyetlerini, nimetlerini görüp de idrak etmekten mahrum kalıyorsa Allah’ın ona verdiği aklı ve iradeyi doğru yönde kullanmayarak O’nu inkâr ediyorsa en büyük nankörlüğü yapmış olur ve Kuran’daki ifadeyle “esfeli safilin”’e düşmüş olur.

Yaratma olayları görüldüğü gibi oldukça çok çeşitli ve süreklidir. Belli bir zamana ve belirli bir mekâna özgü (mahsus) değildir. Yeryüzü, dünya veya diğer canlı ve cansızlar tedricilik kanununa tabidir (Tatlı, A., 2018). Evrim kelimesi “evolüsyon” anlamında kullanıldığı için şahsen bu kelimeyi kullanmak istemem. Kullanırsam benim izah ettiğim “tekâmül” anlamında kullanırım.

Kâinat Kitabı’ndan okumaya devam edersek dünyayı ve güneşi de yaratan, güneş sistemini ve onun galaksisi olan KEHKEŞAN’I yaratıp güneş sisteminin merkezine güneşi yerleştiren, dünyayı güneşin etrafında belirli yörüngede döndürüp bir yılı oluşturan, dünyayı kendi etrafında döndürüp 24 saatlik bir günü, gece ve gündüzü yaratan, güneşin ışınları ile hem dünyayı aydınlatıp hem de yarattığı insanlar, hayvanlar ve bitkilerin hayatlarını sürdürmelerini sağlayan, klorofil molekülünün güneş ışınlarını emerek (absorbe ederek) anorganik su ve CO2 (karbondioksit) gibi iki maddeyi birleştirip glikoz (C6H12O6) gibi bir organik maddeyi sentezlemesini sağlayan, canlıların beslenerek hayatlarının devamını sağlayan, canlıların soylarını devam ettirip üreyip çoğalması için de DNA, RNA harika makromoleküllerini ve Enzimleri, hormonları yaratan, böylece canlıları besleyen ve çoğalmalarını sağlayan ancak kim ola- bilir? Elbette ki yüceler yücesi her türlü övgüye ve ibadete, takdire kutsallığa sahip olan, kudret ve iradesi sonsuz olan Yüce Allah’tır, Aziz Allah'tır! Canlı türleri DNA makromolekülünün kendisini eşleyebilme özelliği sayesinde kendilerine benzer canlılar meydana getirebilmektedirler. İşte bu mucizevi molekülü de yaratan 99 sıfatı-esma ül hüsnası olan Yüce Allah'tır... Yine yüce Yaratıcı Kudret canlılarda hücrelerin kromozom sayılarının katlı artışlarını önleyerek sabit kalmasını sağlamak için MAYOZ hücre bölünmesi (kromozom takımının canlı türlerinin üremesinde sabitliğini sağlayan indirgenme bölünmesi) kuralını yaratmıştır. Canlılığı ve canlı çeşitlerini yaratıp insanlığın hizmetine sunmuş olan Aziz ve Âlim Allah Teâlâ ne kadar yücedir ve biz ne kadar şükretsek onu hakkıyla kutsayamayız ve yeterince O'na şükretmiş olamayız. Biz de O’na ibadet, itaat ve dua etmekle yükümlü ve sorumluyuz elbette. Nitekim bir hadisi Kutsi’de bana dua ve itaat etmezseniz, sizi niçin yarattım ki!  Mealinde buyrulmaktadır. Diğer bir Kutsi hadiste de “ben gizli bir hazine idim, bilinmek için insanı yarattım” denilmektedir.

Evrimci Görüş - Darwinizm Ve Materyalizmin Sosyal Uygulamaları İle İnsanlığa Yaptığı Zulüm Ve Vahşetler

Ateistler, evrimci ve Darwinciler evrim ideolojisi namına insanlığa, milyarlarca insana materyalizmin, komünizm, kapitalizm, sosyal Darwinizm versiyonları ile diktatörlük ve vahşetlerini yaşattılar! Mesela Avrupa’da Hitler ve Mussolini ırkçı diktatörlükleri, Rusya’da Leninizm ve Stalinizm komünist diktatörlükleri, Çin’de Mao komünizm diktatörlüğü hep sosyal Darwinizm uygulamalarının bir sonucu olup her birisi ayrı ayrı başlı başına yüzlerce milyon insanların katilleri olmuşlardır. Materyalizmin çok önemli bir parçası olan Siyonizm de bunlardan farklı değildir. Hatta son yüz yıldaki dünyada olan savaş ve katliamların baş sorumlusu dünyaya hâkim olan ve çok zalim ve sapkın ırkçı bir ideoloji olan Siyonizm belasıdır. Bu zulüm sistemlerinin hepsinden kurtulmak zorundayız. Çünkü terörizmi oluşturan da bu zalim imansız diktatör zihniyetleridir. Yaratılış kongreleri ile başlayacak olan zamanın manevi, ilahi kültür ve medeniyeti ile dünyamız İnşaAllah yaşanılabilir adil bir dünya olacak Türkiye’nin liderliği ve öncülüğünde!

Materyalizm, tüm bu “İZM’li’’ inançsız, imansız inkârcı, diktatör, İslam ve Türkiye düşmanı zihniyetler insanlığın baş belaları aşağılık ve zalim sistemlerdir. Materyalizme dayanan her fikir ve ideoloji ve onlara dayanan terörizm ve terör örgütleri insanlık dışı, insanlık düşmanı, Allah ve peygamber düşmanı esfeli safilindeki aşağılıklardır. Bunlar Allah’a ve son peygamberine ( Hz. Muhammed-s.av.-e) karşı olan, hak, insanlık ve adalete karşı olan, hiçbir insani değer taşımayan katliam ve vahşet odaklarıdırlar! Terör örgütlerinde din, iman, vicdan, insaf, merhamet ve insanlık yoktur. Korkunç cehalet içinde Vandalizm yuvalarıdır. Bu bakımdan yaptığımız YARATILIŞ KONGRELERİ’nin büyük değeri ve önemi vardır.

Sonuç, Tartışma Ve Dünya İnsanlığına Bazı Tavsiyeler

Yüz yıllardan beri materyalist, inkârcı, pozitivist, siyonist, ateist, komünist, sosyalist, kapitalist, evrimci, darvinci, sosyal darvinist,  ırkçı ( Hitler ve Mussolini, Esad ve Saddam örneği gibi) diktatörlük ideolojilerinin her türlü vandalizm sistemleri ile yapılan uygulamaları ile dünyaya ve insanlara anlatılması çok zor veya imkânsız sayılamayacak zulümler, vahşetler, katliamlar, savaşlar, soykırımlar, işkenceler ve mutsuzluklar yaşatmışlar ve yaşatmaktadırlar.

Mesela zamanımızda halen devam etmekte olan Filistin’de 71 yıldan beri ABD ve İsrail tarafından uygulanan Müslüman soykırımı, katliam, siyasi, sosyal ekonomik, askeri ve ticari her türlü ambargolar, Suriye'de 7 yıldan beri çıkarılıp sürdürülen iç savaş ve mülteci dramları, Arakan, Çeçenya ve Doğu Türkistan Müslümanlarına karşı yapılan despotizm, soykırım ve vahşetler, zulümler hep inanç ve insani anlayıştan, merhametten mahrum olan bu sömürgeci materyalist zihniyetlerin yani yukarıda saydığımız ideolojilerin bir sonucudur.

Kâinat ve dünyanın, tüm canlı ve cansız varlıkların, tabiatın (doğanın),hayatın ve insanın yaratıcısı ve bu canlı ve cansız sistemlerin mükemmel bir muntazamlık içinde yürütülmesini sağlayan, fizik, kimya, biyoloji, astronomi kanun ve kurallarını koyan ve yürüten kudret ve iradesi mutlak ve sonsuz olan 99 isme sahip olan yüceler yücesi âlim ve aziz olan, gafur ve gaffar, rahim ve rahman olan yüce ALLAH (c.c.)'ın fıtri kanunlarına insanların hayatlarında ve cemiyet (toplum) hayatında da, yani millet ve devletlerin hayatlarında da insanoğlunun uyması gerektiğini kabul etmek, uygulamak, insanlığın ve her iki dünyamızın saadetini temin etmek bakımından bir mecburiyet ve şart olduğunu bilmek ve yapmak zorundayız.

Tüm bu " -izm" li ideolojiler, materyalist fikirli inançsız, imansız, inkârcı insan beyinlerinden çıkan sapık SİYONİZM'in uygulamaları dünyadaki zulüm sistemleri olup bunların terk edilerek İLAHİ NİZAM'a İSLAM NİZAMI'na dönerek yüce Allah indinde yegâne geçerli hak din olan İSLAM Dinine yani Fıtrat Dinine ve medeniyetine sıkı ve samimi bir şekilde sarılıp dünyaya hâkim kılmak insanlığın kurtuluşu, huzuru, barışı, güveni, adaleti için mutlaka lüzumludur. Yani Yaratıcı İrade ve Kudreti, yani Yüce Allah'ı inkârla başlayıp onun yerine "TESADÜFLERİ" koyarak ilahlaştıran sapık, zalim, nankör namert, alçak materyalist zihniyet, görüş ve ideolojilerin (kapitalizm, komünizm, siyonizm, sosyalizm...) terk edilerek, keza hükümsüz kılınmış olan muharref Hristiyanlık ve Museviliğin, ateşperestlik (Zerdüştlük) gibi sapıklıkların terk edilerek kâinat, dünya ve insanın yaratıcısı ve yürütücüsü olan ve kudreti sonsuz olan Yüce ALLAH'ın KUR’AN'da vaaz ettiği İlahi-İslami bir nizamın dünya ve insanlığa hâkimiyetinin sağlanması insanoğlu için önemli bir görev ve mecburiyettir. Artık dünyamız bu zulüm sistemlerinden kurtarılmalıdır. Zaten biz millet olarak da bu İlayı Kelimetullah (Dünya nizamı, Kızıl Elma davasını) davasını güttüğümüz için yüzyıllardan beri İslam’ın bayraktarlığını yapmakta, şehit ve gazi olmakta ve fetihler yapmaktayız…

EVRİM görüşü materyalizme dayandırıldığı için ondan kaynaklanan darwinizm ve sosyal darwinizm uygulamaları da terörizmi doğurmaktadır. Yakın bir zamanda katliam yapan darvinist bir genç darvinizm görüşüne uygun olarak bu fiili işlediğini belirtmiştir. Bu yüzden materyalistler pek çok terör örgütleri ve milyonlarca terörist oluşturup yetiştirmişlerdir. Türkiye'nin 40 yıldan beri başına bela edilen (Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ve Avrupa devletleri tarafından) PKK da bu bölücü, kahredici, yıkıcı Marksist - Leninist terör örgütlerinden biridir. Terör örgütü olduğu her devlet tarafından kabul edilmiş olmasına rağmen İslam ve Türkiye düşmanları tarafından fevkalade destek görmektedir. İnşaAllah yakında bu terör örgütü de bitirilip yok olacaktır!  İmanlı insan terörist olmaz, olamaz, teröre destek vermez, veremez, ülkemizi, devlet ve milletimizi bölmek küçültmek isteyemez, İslam’a ve Türkiye’ye ihanet edemez. Böyle bir hakkı olamaz. Ancak basiret ve feraseti olmayanlar teröre alet olup teröre doğrudan veya dolaylı destek verirler. En çok olan da budur herhalde. Terör örgütleri ve teröristlerin hiçbir insani değerleri yoktur. Bazı devlet ve güç odaklarının uşaklığını ve maşalığını yaparlar. Zalim ve vahşidirler, katil ve katliamcıdırlar. Nitekim En yoğun şekilde katliam yaptıkları 1993 yılı başta olmak üzere zalim PKK terör örgütü binlerce insanımızı sivil (PKK'ya karşı olan köylüler öğretmenler, doktorlar, hemşireler, işçiler, iş adamları, imanlar, iş makinaları vs...), asker ve polis olmak üzere katlederek şehit etmişlerdir. Ancak son yıllardaki milli silahlarımızla PKK terörüne karşı yaptığımız çok güçlü askeri, siyasi ve toplumsal mücadele sayesinde PKK oldukça zayıflamış olup yok olmak üzeredir.

Yani TERÖRİZM de MATERYALİZM'in bir parçası olup insanlık suçudur, insanlık dışıdır, zulüm ve vahşettir. Materyalizm ve Darvinizm'in toplumsal, sosyolojik, siyasi despotik uygulamalarının insanlığa verdiği zararları anlatmakla bitiremeyiz.

İlahi İradeyi dışlayan, yaratılışı inkâr eden materyalist, dinsiz, imansız canavar zihniyeti yüzyıllar boyu insanlığa komünizm, kapitalizm, marksizm, leninizm, stalinizm, siyonizm, masonizm (münafık ve mürailik) gibi timsah çeneleri ile zulüm, kahır, katliam ve vahşetler yaşatmış ve bize her türlü kalleşliği yapmakta, ikinci dünya savaşından sonra özellikle İslam Dünyası’na her türlü zulüm, katliam ve vahşetleri yaşatmaktadırlar…

Materyalizm zihniyetli inkarcı evrimcilik görüşü, insanı hayvan sayarak (Öztürk, A. 2018)sosyal darvinizm uygulamaları ile sosyalizm, kapitalizm, komünizm gibi inançsız, inkarcı zihinlerden çıkan marksizm, leninizm, maoizm, stalinizm,hitlerizm ve mussolinizm gibi ırkçı ve materyalist-darvinist yönetim biçimleri olan diktatörlüklerle yüzlerce milyon insanı katliam yapmışlardır. Artık yaşanmış olan bütün bu zulüm ve vahşetlerden insanoğlu ders çıkarmalı ve İlahi İrade’ ye yönelip teslim yani İslam olmalı ve barış ve kurtuluşa ermelidir. Dünyamızın huzur barış, güven ve adalete kavuşabilmesi için ADİL BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TEŞKİLATI'nın kurulması bunun için de İSLAM BİRLİĞİ'nin kurulup Blok Güç oluşturması, böylece İslam'ın dünyaya hükümran olması şarttır. Bu konuda İslam Dünyası'nın lideri olan TÜRKİYE'nin ve Türkiye'nin de İslam Dünyası'nın da lideri olan Recep Tayyip ERDOĞAN'ın öncülük yapması lazımdır. Böylece dünyanın yönetimi de tekâmül etmiş olacaktır. Dünyamız huzur, barış ve güvenliğe, adalete kavuşacaktır inşaallah!

Son yüzyılda 1948'de kurulmuş ve Siyonizm’inin bir aracı konumunda olan Siyonist zihniyetli emperyalistlerin hâkimiyetinde işlevsiz veya zulüm, vahşet ve katliamlar karşısında seyirci kalan 5 kefere devletinin ( ABD, İngiltere, Fransa, Çin ve Rusya'nın) daimi üye olup kendilerine adaletsiz VETO hakkı tanıdıkları zalim sisteme sahip bir Birleşmiş Milletler Örgütü vardır. Bu teşkilatın başı da Siyonizm’in başı da ABD muz cumhuriyetidir. ABD 52 devletin birleşmesi ile oluşmuş bir blok güç, süper güç olup zamanımızın firavun devletidir. ABD: PKK, PYD, YPG ve FETÖ terör örgütlerini oluşturup Türkiye'nin üzerine saldırtmakta, binlerce tır dolusu silah vermekteve aynı zamanda bizim müttefikimiz olmaktadır. Bize karşı büyük düşmanlık ve kalleşlik yapmaktadır. Hakkı ve hukuku üstün tutan değil, Gücü –Kuvveti (Çetinkaya, T. 2008) üstün tutan ve temelinde VETO denilen adaletsizliği barındıran BM sistemi lağvedilip ortadan kaldırılmalı ve yerine HAK ve HUKUK'U İlahi İradeyi, İSLAM'I üstün tutan bir Adil BM sistemi kurulmalıdır. Bu insanlığın ve tüm dünyanın ihtiyacıdır, mutlaka olmalıdır. Yıkılası bu zalim -adaletsiz dünya düzeni böyle devam edemez...

Şimdiki dünya düzeni batıldır, adaletsizdir, materyalisttir, değişmelidir.

Büyük Patlama ile başlayan yaratılış olayları trilyonlarca yaratılış olarak devam etmekte olup, pek çok çeşitli yaratılışlar vardır. Mesela sıcaklık enerji, madde,elementler, atomlar, moleküller ve makro moleküllerin, gazlar, mineraller, O2, H2, H2O, C6H12O6, DNA ve RNA, yüz milyarlarca yıldız ve devasa yıldız kümeleri (Galaksiler), güneş ve güneş sistemi, mantarlar, bitkiler, hayvanlar, moneralar, protistalar ve insanların yaratılışları... Tüm bu düzenli ve harikulade yaratılış olayları silsilesi çok mükemmel yaratılma olayları olup bunları kör tesadüflerle izaha edilemez.

kalkışmak akılsızlık, mantıksızlık, bilimsizlik, insafsızlık, inkârcılık, aptallık ve nankörlüktür. Ne yazık ki bu sıfatları; materyalist zihniyet taşıyan terörist, komünist, ateist, sosyalist, siyonist, marksist, leninist, stalinist, maoist ideoloji sahipleri olan imansızlar ve münafıklar, müşrikler ve putperestler (paganistler) taşımaktadırlar. İşte bu güruh veya kesimler; yukarıda saydığımız tüm harika yaratılış olayları, sonsuz kudret sahibi olan Allah'a ait olduğu halde O'nu inkâr ederek tesadüflerle açıklamaya çalışma mantıksızlığına düştükleri için bu sıfatları hak etmektedirler ve Kuran'ın ifadesi ile Esfeli Safilin'e düşmektedirler. Kâinat ve dünyadaki yaratılış olaylarının temeline İlahi İradeyi koyarak adil bir sistem oluşturmak, dünyayı mutlu, yaşanılabilir bir yer haline getirmek gerekirken; inkârcı, materyalist fikirlerle adaletsiz şekilde dünya yönetilirse sömürgeci, vahşi, yıkıcı, merhametsiz, öldürücü, insanlığı felaketlere sürükleyen, dünyayı yaşanılmaz korkunç bir yer haline getirmiş oluyorlar. Birinci seçeneğin gerçekleşmesi için dünyayagerçek İslamiyet’inhâkim olması gerekir, aksine sapık -izm'lerin ideolojilerin değil! Komünizm, kapitalizm, sosyalizm, stalinizm, maoizm, siyonizm gibi sapık, zalim adaletsiz, materyalist diktatörlük sistemleri insanlığı ve dünyamızı felaketlere ve vahşetlere sürüklemektedirler...

 Yaratılmış olmayan yaratıcıdır mantık kuralına göre yaratıcı kudret ve güç Yüce Allah'tır. Büyük Patlama olayı ile başlatılan yaratılış olayları süreci trilyonlarca yaratılış olayları ile devam etmiş ve etmektedir. Yıldızların ve en büyük yıldız olan Güneş’in yaratılışı, Güneş Sistemi ve Gezegenlerin özellikle dünya gezegeninin ve üzerinde Suyun yaratılışı oldukça çok önemli ve anlamlıdır.Nihayet basamak basamak, merhale merhale, adım adım aşamalı olarak yüce Yaratıcı İnsanı yaratmak üzere onun yaşayabileceği ortam (vasat) şartlarını hazırlayıp zamanımızdan 100.000 yıl önce de insanı Hz. Âdem’i yaratmıştır.

Öte yandan İslam Dünyası ve İslam Dinine yönelik olarak yürütülen şeytani korkunç, gizli ve sinsi faaliyetleri de unutmamalıyız! Ayrıca Müslümanlar olarak bizi ALLAH ile aldatmak isteyen FETO - Lanetullah Fetullah Gülen gibilere karşı da çok uyanık-müteyakkız olmalıyız. Öyle ki İslam düşmanlarının İslam Âleminden seçtikleri münafık- mürai hainler vasıtası ile Siyonizm, haç perestlik ve Vatikan kaynaklı, din kisveli kişi veya örgütlerle İslam Âleminin başına belalar açan, Allah ile Müslümanları aldatan sinsi, hain, şeytani inanç ve fikir akımları ve hareketleri de maalesef mevcuttur. Mesela Vatikan kaynaklı olduğu bilinen Vatikan dışında İslam ülkelerinden seçilmiş dört adet KARDİNAL olduğu bilinmektedir. Bunların başında Türkiye'de 40- 50 yıldan beri faaliyet gösteren kendisini müraice İslam'a adamış bir hoca edasıyla gösteren ABD Siyonizm’inin ve CIA’nın koruyup kullandığı, CİA ajanı, kendini Mehdi ilan eden hoca kılıklı ve CIA’nın kirli işlerini yürüten münafık FETO Lanetullah'ı (Fetullah Gülen) gelmektedir... Nitekim o zamanlar basiretli Müslüman lider olan muhterem Prof. Dr. Necmeddin ERBAKAN hocamız FETO hakkında şunları söylemiş fakat kimseye derdini anlatamamıştır: “ Bu herifi önce Müslüman yapmalıyız, sonra dikkat edin bu FETO CİA ajanıdır”. “Aldatan bizden değildir” Hadis-i şerifine göre Feto milyonlarca Müslümanı aldattığı için bizden değildir. Uzun yıllar sonra FETO maalesef 15 Temmuz 2016’da Türkiye’nin silah ve mühimmatı ile Türkiye’ye, milletimize ve liderimize CİA destekli askeri darbe de yapmış, fakatliderimiz sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’ın, şehit ve gazilerimizin, milletimizin cesaret ve fedakârlıkları ile yüce Allah bize yardım etmiş ve Feto – Fetullahcı Terör Örgütü -CİA darbesi başarısız olmuştur elhamdülillah! Nitekim Henry Barkey adlı CİA ajanı darbe gecesi ABD ile Türkiye'nin Marmara Denizi'ndeki Büyük Ada’dan 85 telefon görüşmesi yapmıştır. Ayrıca da darbe öncesi o adada 12 kişi ile bir CİA toplantısı yapmıştır… Diğerleri de Pakistan, Mısır ve Irak'taki Kesni Zani adlı tarikat görünümlü şeytani hareketlerin başında bulunan Vatikan dışı kardinallerdir. Nitekim ABD'nin Irak'ı işgalinde hava kuvvetleri komutanı Kesni Zani'ye bağlı olduğu için Irak Hava Kuvvetleri Hiç harekete geçirilmemiştir. Bunlar gibi yine İslam düşmanı gâvurlar tarafından diğer bir takım İslam ülkelerinde mesela Somali'de EŞ Şebap, Nijerya'da Boko Haram (İslam Haram) , Suudi Arabistan ve Irak'ta DEAŞ IŞİD-Afganistan'da El Kaide adlı dini görünümlü terör örgütleri oluşturularak terörle ilgisi olmayan İslamiyet hakkında kara propaganda ve bir paradoks halinde iftiralar yapılmıştır. Yine bu arada Hristiyan kaynaklı evanjelizm sapık -şeytani hareketinin bir papazı olan Andrew BRUNSON adlı terörist başının Türkiye'de dini kisve altında 20 yıldan beri PKK ve FETÖ terör örgütlerine yöneticilik yaptığı tespit ve tescil edilmiştir. Evangelistler SiyonistYahudilerin sapık fikirlerini paylaşan ve onlara destek veren Hristiyanlardır. Son zamanlarda yine şeytani düşünceli sapıkların icat ederek gençlerimizi aldatmaya yönelik DEİZM denilen ve sadece Tanrı ya da Allah'a inanmayı öğütleyip ilahi emir ve yasaklara uymayı veya dini yok sayan dışlayan acayip bir sapkın, tehlikeli dinsizlik akımı başlatıldığını görmekteyiz. Oysa akıl ve mantığını doğru kullananlar bilirler ki İMAN BİR BÜTÜNDÜR. Allah'a inanıp peygamberlerini  (elçilerini) ve Son Peygamber Hz. Muhammed'i veya ahireti inkâr etmek imanı yok eder. Peygamberleri veya İmanın 6 şartından diğer birini inkâr etmek de sapıklık ve imansızlıktır. Yukarıdaki bazı örnekler de Dini Kisveli bir Materyalizmin, münafıklığın bir sonucudur. İmanlı insanların bu hususlara da çok dikkat etmesi ve müteyakkız (uyanık) olmaları lazımdır…

Son Olarak Şunu Da İlave Etmeliyim: Örgütler Ve Direnişçiler Konusunda Şu Hususlara Dikkat Etmeliyiz!

Düşmanların (harici veya dâhili) işgal, saldırı ve darbelerine karşı vatanlarını, namus ve dinlerini, hak ve hürriyetlerini korumak için düşmana karşı savaşan milis-halk güçleri ve teşkilatları asla terörist değildirler ve öyle bir niteleme yapılamaz, yapılırsa iftira olur. Onlar vatanlarını, hak ve hukuklarını, din, devlet ve milletlerini korumaya çalışan kahramanlardır. Mesela Osmanlı İslam Devleti'ninyıkılışı döneminde Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu dönemlerinde Milli Mücadele harekâtımızda halkımızın, milletimizin topyekûn maddi ve manevi varlığı ile Kuvay-i Milliye ruhu (ÇANAKKALE RUHU) ve teşkilatları ile düşmanlarımıza karşı kahramanca mücadelesi buna bariz bir örnektir. Yine çok yakın zamanda olan 15 Temmuz 2016'daki CİA ve ABD-AB-İsrail destekli FETO -FETÖ terör örgütünün Türkiye'yi İşgal ve darbe harekâtına karşı Cumhurbaşkanımız ve vatandaşlarımızın direnişi de güzel bir örnek teşkil etmektedir.

Keza yakın tarihte Somali'de bir kenti işgal etmeğe kalkışan ABD ordusuna karşı SOMALİ Müslümanlarının milis kuvvetlerinin yaptıkları kahramanca direnişleri, ABD askerlerinin bombalı helikopterli, füzeli her türlü saldırılarına karşı savaşmaları büyük bir kahramanlık ve vatan savunmasıdır. Bu işgal olayında Somali halkı 1000'den fazla şehit vermiş, 19 Amerikan askerini öldürmüş, 2 adet ABD helikopterini düşürmüş ve ABD askerlerinin ülkeyi terk etmesini sağlamıştır. Yukarıda bahsettiğim üç örnek Müslümanların düşman işgallerine karşı gösterdikleri kahramanca vatan ve hukuk savunmalarının bazı örnek destanlarındandır. Bu direniş olaylarına katılıp öldürülenlerimiz şehit, kalanlarımız gazidirler. Şehitlerimizin aziz ruhları şad, mekânları cennet olsun.  Gazilerimize ve şehit yakınlarımıza sağlıklı, mutlu hayırlı uzun ömürler dilerim... Selam, sevgi ve dua ile.

Kaynakça

Kur’an.İhlas Suresi, 112,4 (604 s.)

Kur’an, Yıldızların Yaratılışı: A’raf,54, 101

Kur’an, Yerin Yaratılışı: En’am, 101, A’raf,54, Yunus, 3…

KU-ur’an, Yerin Yaratıcısı. Bakara 117, En’am, 14, 73, 101…

Altan, G., 1969, Gen Ve Moleküler Biyolojisi, Ankara.

Çetinkaya, T. 2008, Stratejik Hedef, Anıl Grup Mat., Ankara.

Kocaçalışkan, İ. 2018, Evrim Mi Yoksa Yaratılışta Tedric Mİ?,  I. Uluslararası Bilimler Işığında Yaratılış Kongresi Tebliğleri, 30 Kasım- 2Aralık 2017, Harran Üniversitesi Şanlıurfa, Türkiye.

Öztürk, A. 2018, Yaratılış Görüşüne Göre ‘İnsanın Sınıflandırılması’ Nasıl Olmalıdır?, I. Uluslararası Bilimler Işığında Yaratılış Kongresi Tebliğleri, 30 Kasım- 2 Aralık 2017, Harran Üniversitesi Şanlıurfa, Türkiye.

Tatlı, A. 2018,Müspet Bilimler Işığında Yaratılış Gerçeği: ‘Bilimler Işığında Yaratılış Kongresi’nden Beklenenler’, s. 47-60, I. Uluslararası Bilimler Işığında Yaratılış Kongresi Tebliğleri,  Harran Üniversitesi, Şanlıurfa, Türkiye.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı