THY - TR Çıkışlı Mauritius

Osmanlılar'ın Avrupa'ya üstünlük sebepleri nelerdir?

Osmanlı İmparatorluğu, Roma ve İngiliz imparatorlukları ile birlikte dünyanın gördüğü üç büyük imparatorluktan biridir. Osmanlılar’ın büyük bir imparatorluk kurmalarının sebepleri incelendiğinde ortaya iki ana neden çıkar. Bunlardan birincisi, Osmanlı İmparatorluğu’nun mutlak padişah otoritesine dayanan bir devlet olması, hükümdarın iktidarını ülkedeki beylerin sınırlayamamasıdır. Avrupa’da yüzyıllar boyunca hükümdar otoritesini sağlamak için mücadele verildi. Kralların ve imparatorların ünvanları çoğu zaman kâğıt üzerindeydi.

XVII. yüzyılın ortalarında Fransa’da Güneş Kral diye anılan XIV. Louis, 72 yıl süren saltanatı sırasında, devlet üzerinde mutlak otoritesini kurdu. XIV. Louis’nin sözü olmayan ancak onun hükümdarlık şekline yakıştığı için Fransa Kralı’na atfedilen ''Devlet benim'' sözü bile bu durumu gösterir. Osmanlı İmparatorluğu’nda, Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u almasından sonra hükümdarlar tek otorite haline gelmişlerdi. Bu durum Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa’ya karşı üstünlüklerinin ana sebeplerinden birisidir.

Padişahların mutlak otoritelerini kurarken dayandıkları iki mekanizma vardı: Kardeş katli ve Kapıkulu sistemi. Kardeş katlinin uygulanmasıyla, hükümdarın tahttaki durumunu gölgeleyecek hanedan mensubu kalmıyordu. Böylece gerek imparatorluk içinden, gerekse dışından Osmanlı İmparatorluğu’na karşı faaliyet gösterecekler, kendilerine yardımcı olacak en uygun maşalardan mahrum kalıyorlardı. Kapıkulu sisteminin, I. Murad’ın hükümdarlığı gibi çok erken bir tarihte ihdası ve Fatih döneminden itibaren de etkili bir konuma gelmesi, Osmanlı padişahlarının imparatorluktaki beylerin nüfuzlarını kırarak, devlet yönetiminde mutlak bir otorite hâline gelmelerini sağladı.

Hükümdarların tahttaki yerlerinin sağlam olmaması yüzünden Türk tarihi boyunca birçok devlet yıkılmış ve sürekli taht kavgaları olmuştur. Bu iki uygulama Osmanlılar’ı, diğer Türk devletlerinden de ayırır. Avrupalı aydınlar, bütün Hristiyanlar gibi koyu bir Türk düşmanıydılar. Birçok Avrupalı aydın Osmanlı İmparatorluğu’nu nasıl yıkmak gerektiğine dair eserler kaleme almıştı. Ancak bunun yanısıra aydınların eserlerinde, Osmanlı idare tarzı örnek olarak da gösterilir. XVI. yüzyılda Avrupa’da mutlakiyetçiliğin teorisyenlerinden Jean Bodin ve benzeri düşünürler Osmanlı İmparatorluğu’nun ideal bir siyasî sistemin örneği olduğunu söylüyorlardı.

Avrupa’ya karşı ikinci üstünlük sebebi de Osmanlılar’ın çok erken tarihte düzenli ordu tesis etmeleridir. Gerek Osmanlılar’dan önceki Türk devletlerinin, gerekse Safeviler ve Akkoyunlular gibi Osmanlı ile çağdaş Türk devletlerinin orduları aşiret kuvvetlerinden meydana gelirdi. Avrupa’da da ordular, ya paralı birliklerden, ya da prenslerin, kontların, düklerin gönderdiği askerlerden oluşurdu. XVII. yüzyılda, 1618-1648 yılları arasındaki 30 Yıl Savaşları’nda (1618-1648) bile Avrupa ordularının çoğu paralı askerlerden meydana geliyordu.

Paralı askerler savaşların en kritik anlarında hemen kaçarlardı. Sık sık, özellikle de paralarını alamadıkları zamanlar isyan ederlerdi. Bunların üzerlerinde disiplin kurmak da oldukça zordu. Nitekim Machiavelli, paralı askerleri ''Dostlar arasında yürekli, düşman karşısında korkak'' kişiler olarak değerlendirir. Köylülerden kurulan birlikler de problemli oluyordu. Halbuki Osmanlılar, Orhan Gazi zamanında Türk köylülerinden yaya ve müsellem adıyla ilk düzenli askeri birlikleri kurdular. Bu birlikler, ihtiyaca cevap vermeyince bazı Avrupalı yazarların, “şeytan icadı” diye adlandırdıkları Kapıkulu Ocakları kuruldu.

Bunlar tam profesyonel askerlerdi. Ayrıca timar sistemi ile yeniçeriler kadar profesyonel olmasa da, yine meslekleri sadece askerlik olan sipahi teşkilatı tesis edilmişti. XVI. yüzyılda Avrupalı elçi ve seyyahlar, Osmanlı ordusunu öve öve bitiremezler ve kendi ordularının bunlarla baş edemeyeceğini söylerler. Rusya’nın IV. İvan zamanındaki askerî teşkilatlanmasında Osmanlı teşkilatından etkilendiği görülür. Avrupalılar, düzenli orduları ancak XVII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren kurabildiler. Aynı asrın sonlarında geçilen mecburi askerlik sistemiyle de üstünlüğü ele geçirdiler.

Avrupa’da orduların durumuna ilk esaslı tenkit Machiavelli’den gelmişti. Machiavelli, Roma askeri sistemi ve klâsiklerini inceledikten sonra, en ideal yolun Roma lejyon sistemini tekrar kurmak olacağı kanaatine varmıştı. Babadan oğula geçen subaylık sisteminin kaldırılıp yerine, yine aristokratların oluşturduğu ancak liyakate dayalı askerî bir sistem kurulmasını teklif etti. Machiavelli, mecburi askerliğe dayanan bir ordu sisteminin kurulmasını istiyordu.

Machiavelli’den sonra Fransa Kralı XIV. Louis döneminde Sebastien de Vauban, bilimsel gelişmelerde ortaya çıkan sonuçları orduda kullandı. Kullanılan yeni silahlar ve bu silahlarla birlikte gelişen yeni savaş organizasyonları muharebelerin şeklini değiştirdi. Özellikle 30 Yıl Savaşları’nda Avrupa orduları büyük gelişme gösterdiler. “Sarışın Dev”, yani İsveç Kralı Gustav II. Adolf, çağının askeri stratejisini altüst etti.

Topların piyade ve süvarileri destekleyecek şekilde doğrudan kullanılması, tüfek kullananlar ile süvarilerin birlikte hareketleri gibi taktikler de ilk kez Gustav II. Adolf tarafından 30 Yıl Savaşları’nda uygulanmıştı. Büyük bir stratejist olan kral, süvari hücumunu da yeniden canlandırmıştı. Süvariler kılıçtan ziyade tabanca ile saldırmaya başlamışlardı. Ayrıca daha önce 7 kilo olduğu için kullanışsız olan tüfeklerin hafifletilerek, kullanımının kolaylaştırılması, fişeğin icadı ve topların hafif ve kullanılışlı hâle getirilmesi de Gustav II. Adolf’un marifetleriydi.

Avrupa’da XVII. yüzyıl ortalarından itibaren eski Roma lejyonlarında olduğu gibi sıkı disiplin, emir komuta zinciri ve askerlerin devamlı eğitim gördüğü bir sistem kuruldu. Osmanlılar’ın Avrupa’ya karşı üstünlüğünün üçüncü ana sebebi de, teşkilatlanma becerileri ve vergi toplanmasını iyi organize etmeleridir. Zannedildiği gibi Osmanlı Hazinesi’nin gelirleri savaşlarda elde edilen ganimetlerden değil, imparatorlukta toplanan vergiden sağlanıyordu. En fazla dikkat edilen hususlardan birisi vergi kayıtlarının düzenli tutulması ve vergilerin tahsilinin sağlanmasıydı.

Özellikle savaşların finansmanında verginin yeri büyüktü. Avrupalı devletler savaşın vergi ile finansmanda pek başarılı değillerdi. 16. yüzyılın sonlarından itibaren Hollanda, vergileri savaş finansmanının başlıca kaynağı haline getirdi. Daha sonra bu sistem, Avrupa’daki diğer büyük devletlerde de uygulanmaya başlandı. Osmanlılar’la, Avrupalılar arasındaki bu farklar yüzünden XVII. yüzyıl sonlarına kadar üstünlük Türklerdeydi. Türk ilerleyişinin bir türlü durdurulamaması ve savaşlarda ardı ardına başarısız olunması Avrupa’da “Türklerin yenilmez” olduğu anlayışını doğurdu. Altı asır süren Osmanlı İmparatorluğu, son dünya düzeniydi ve yenisi de kurulamadı.