THY - Kabin Kıyafetleri Lansman

Patrona isyanını bastırmak için ne gibi tedbirler alındı?

Padişah ve devlet ricalinin Topkapı Sarayı’na taşınma işlemleri bittikten sonra, sarayda gece yarısına kadar devam eden bir toplantı yapıldı. Fakat yapılan toplantılarda isyanı bastırmak için hızlı ve etkili bir karar alınamadı. Böylece isyanın daha fazla büyümeden bastırılma şansı da kaçırılmış oldu. İsyanın nasıl bastırılacağına dair devlet adamları arasındaki fikir ayrılıkları da kesin ve etkili bir kararın verilmesini engelledi.

Sadrazam İbrahim Paşa ve taraftarları isyanın hemen ve silah zoruyla bastırılmasını savunuyorlardı. Buna rağmen karşı grup önce asilerin fikirlerinin öğrenilmesini, daha sonra harekete geçilmesini savunuyordu. 29 Eylül’de Sancak-ı Şerif, Topkapı Sarayı önüne çıkarılmasına ve halk sancak altında toplanmaya çağrılmasına rağmen bu etkili olmadı. Çünkü asiler çoktan halkın saraya gelebileceği yolları tutmuşlardı. Ayrıca Sadrazam İbrahim Paşa’nın güvendiği bostancıların asiler üzerine yürümeyi reddetmeleri de isyanın giderek büyümesine neden oldu.

Asiler başta Sadrazam İbrahim Paşa olmak üzere damatları Kaptanıderya Mustafa Paşa ile Sadaret Kethüdası Mehmed Kethüda’nın katledilmelerini istiyorlardı. Bu isteklerini öldürülmesini veya görevden alınmalarını istedikleri diğer kişilerin de isimlerinin bulunduğu bir liste yaprak Sultan III. Ahmed’e gönderdiler.

Sultan, asilerin isteklerini yerine getirmek istemedi ancak isyanın giderek büyümesi ve tahtını da tehdit eder hale gelmesi üzerine asilerin istediklerinin yerine getirilmesini emretti. 1 Ekim 1730 sabahı da Sadrazam İbrahim Paşa, Kaptanıderya Mustafa Paşa ve Mehmed Kethüda’nın cesetlerini taşıyan arabalar asilerin bulunduğu Atmeydanı’na gönderildi.

Odun arabalarına konan üç kişinin cesedi Bâb-ı Hümâyûn önüne bırakıldı. Asiler ve şehir halkı Kaptanıderya Mustafa Paşa, Sadaret Kethüdası Mehmed ve İbrahim Paşa’nın cesetlerini Et Meydanı’na getirdiler ve burada cansız bedenleri bir kez daha astılar. Ancak İbrahim Paşa konusunda itirazlar başladı. Bazıları ölüsü gelen kişinin sadrazam olmadığını, sadrazama benzeyen kürkçü Manol olduğunu iddia ettiler ve İbrahim Paşa’nın cesedini semerli bir eşeğe yükleyip saraya geri gönderdiler.

Asilerin, sadrazamın ve diğer üç üst düzey devlet ricalinin azledilmelerini sağlamalarına ve şeyhülislâm hariç, bunların idam edilmelerine rağmen isteklerinin sonunun gelmemesi III. Ahmed’de artık daha fazla direnme gücü bırakmadı. Ulemayı huzuruna davet etti ve onlara artık dayanacak gücünün kalmadığını, aslında kendisinin daha Üsküdar’da iken Şehzâde Mahmud’u tahta çıkarmak istediğini ama bunun mümkün olmadığını, şayet asiler kendisine ve evladına bir zarar gelmeyeceğine dair yemin
ederlerse, daha fazla kan dökülmemesi için tahtı Şehzâde Mahmud’a kendi rızası ile bırakabileceğini bildirdi.

Bu dileklerini asilere iletmeleri için de Ayasofya Şeyhi İspirizâde ile Zülali’yi görevlendirdi. Ayasofya Şeyhi İspirizâde ile Zülali, asilerin beklediği Etmeydanı’na gittiler ve burada ne yapılması gerektiğine dair hararetli tartışmalar yaşandı. Uzun tartışmalardan sonra Sultan Ahmed’i tahttan indirip yerine Şehzâde Mahmud’u geçirmeye, aksi takdirde kavganın daha da büyüyeceğine karar verdiler. 2 Ekim Pazartesi gecesi İspirizâde ve Zülali saraya döndüler ve padişaha isteklerinin kabul edildiğini belirterek, “Efendim kul cülûs ister” dediler.

Yapacak fazla bir şeyi kalmayan III. Ahmed de bu cevap üzerine, “Fa, öyle midir? Pek iyi Allah mesud ve bahtiyar eylesin. Varayım padişahınızı çıkarayım” dedi. Harem’deki dairesinden Şehzâde Mahmud getirilerek 2 Ekim 1730 Pazartesi gecesi, sağında Şehzâde Süleyman, solunda Şehzâde Mehmed, önde III. Ahmed olduğu halde Hırka-i Şerif Odası’nda tahta çıkarıldı. Hemen orada biat merasimi yapıldı.