THY- Noukşot

Kösem Sultan nasıl katledildi?

Esnaf isyanında yeniçerileri destekleyen Kösem Sultan, saraydaki hâkimiyetinin her geçen gün biraz daha azaldığını hissetmekteydi. Kösem Sultan gücünü yeniçeri ocağından alıyordu. IV. Mehmed’in annesi Turhan Sultan ise harem ağalarından destek görmekteydi. Harem ağaları ve Turhan Sultan’ın saraydaki güçleri arttıkça, Kösem ve dolayısıyla ocak ağalarının IV. Mehmed üzerindeki nüfuzları azaldı.

Harem ağalarını padişahtan uzak tutmak isteyen Kösem Sultan, bir emir yayınlayarak ağaların Harem’e girmelerini sınırlandırmak istedi. Ağustos 1651’deki esnaf isyanını yeniçerilerin gücünün kırılması için bir fırsat olarak gören Turhan Sultan, isyanı destekledi. İsyan sonunda Turhan Sultan ve harem ağalarının baskılarıyla Veziriazam Ahmed Paşa azledilip, yerine Turhan Sultan’ı destekleyen Siyavuş Paşa getirildi.

Kösem Sultan, ocak ağalarına, hem kendisi hem de ağalar için büyük bir tehlike arz eden IV. Mehmed’in bir vesileyle ortadan kaldırılıp, yerine hükmetmesi daha kolay olan Şehzâde Süleyman’ın geçirilmesini önerdi. Çünkü Şehzâde Süleyman’ın annesi Dilaşub, ruhen itaatkâr ve sakin bir hayat sürmeyi seven bir kadındı. Ancak IV. Mehmed meselesini halletmek kolay olmayacaktı.

Suikast ile Mehmed’i zorla tahttan indirmek, zaten Sultan İbrahim’in öldürülmesinden sorumlu tutulan ve “evlat katili” damgasını yiyen Kösem’in bir de torun katili olarak halkın gözündeki otoritesini büsbütün sarsacaktı. Bunu önlemek amacıyla Kösem Sultan, eceli ile öldü süsü vermek için IV. Mehmed’i, Helvacıbaşı Üveys Paşa’nın hazırlayacağı zehirli şerbet ile öldürmeyi planladı. Ancak bu planı Kösem’in en yakınlarından biri olan Meleki Hatun, Turhan Sultan’a haber verince zehirletme planı da suya düştü.

Zehirleterek IV. Mehmed’in öldürtemeyen Kösem Sultan tekrar bir suikast planı hazırladı: 2 Eylül 1651 akşamı İstanbul halkı iftarlarını ettikten sonra eğlenirken, Orta Camii’de toplanan yeniçeriler Kösem’in daha önce açık bıraktıracağı Topkapı Sarayı’nın kapısından içeri girerek, Sultan Mehmed ve taraftarlarını ortadan kaldırıp, Şehzâde Süleyman’ı padişah yapacaklardı. Saraya bir baskın yapılacağını bilen, ama zamanını kestiremeyen Turhan Sultan ve Lala Süleyman Ağa yeniçerilerin silahlandıklarını haber aldıklarında, suikast vaktinin geldiğini anlamışlardı. Lala Süleyman Ağa, sarayın etrafını kendi adamlarıyla koruma altına aldı ve Turhan Sultan ile istişare ederek Kösem Sultan’ın katledilmesi kararı aldılar.

Lala Süleyman Ağa, özel bir ekip oluşturdu ve onlarla birlikte Harem’deki Kösem taraftarlarını kılıçtan geçirdi. Bu arada Kösem Sultan’ın kızlarından biri “vâlide benim” diyerek Süleyman Ağa ve adamlarının önüne atıldı ise de onu tanıyan hadımlardan biri askerleri uyardı. Askerler, valide sultanın odasına zorla girdi ve odasındaki gizli bir dolapta saklanan Kösem Sultan’ı oradan çıkarıp feci bir şekilde katlettiler. Cellatları ile Kösem Sultan arasında öylesine korkunç bir boğuşma yaşanmıştı ki, odanın her
tarafı kan revan içinde kalmıştı. Hayattayken Osmanlı tarihinde birçok yeniliğe öncülük eden Mahpeyker Kösem Sultan, ölümüyle de Osmanlı tarihinde yine bir ilke öncülük etmişti. Harem’de katledilen ilk valideydi.

Harem’de bir döneme adını veren Kösem Sultan öldürülürken, herşeyden habersiz ocak ağaları da daha önce planladıkları üzere kendilerini verilmelerini istedikleri kişilerin isimlerini içeren bir listeyi Veziriazam Siyavuş Paşa’ya gönderdiler. Siyavuş Paşa, ağaların isteklerini öğrenince kendi canının derdine düştü. Ocak ağalarının yanına veya padişah sarayına gitmek arasında tercih yapmak zorunda olduğunu anladı. Kısa bir süre düşündükten sonra saraya gitmeye karar verdi ve Topkapı Sarayı’na gitti. Sarayın dış kapılarının açık olduğunu gördüğünde korkusu bir kat daha arttı.

IV. Mehmed’in yanına ulaştığında tüm gelişmeleri öğrendi ve padişahın güvenliğini sağlamak için bazı tedbirler aldı. Kösem Sultan’ın öldürüldüğünü öğrenen Samsoncu Çavuş, ocak ağalarına durumu iletmek için hemen saraydan ayrıldı. Bu feci haberi öğrenen ocak ağaları ne yapacaklarını tam olarak kestiremeyerek önce Orta Camii’ye geldiler ve burada en kısa zamanda bir çözüm yolu bulmak için hâl çareleri aradılar.

Bu arada Orta Camii ve etrafı, Süleymaniye Camii’ne kadar tıka basa silahlı yeniçeriler ile dolmuştu. Kimileri bir yangın çıkarmayı önerirken, kimileri de rüşvet ile halkın kazanılmasını savundu. Yangın çıkınca kendi evleri de yanacağından buna razı olmadılar. Sandıklar dolusu çil çil akçeye de halk itibar etmedi. Hiçbir çözüm yolu bulamayan ocak ağaları can derdine düştüler. Güneşin doğuşu ile IV. Mehmed, Sancak-ı Şerifi dışarı çıkarttı ve tellallarla şehir halkını sancak altında toplanmaya davet etti.

Sancağın dışarı çıktığını ve padişahın da halkı sancak altına toplanmaya davet ettiğini öğrenen İstanbul halkı, büyük bir sel gibi Sultanahmet Meydanı’na akın etti. Topçu ocağı mensupları da sancağın altına dâhil olunca, durumun IV. Mehmed’in lehine olduğunu gören yeniçeriler de “Sancak-ı Şerif altında bulunalım. Ve kendimizi isyan
pisliğinden temizleyelim” diyerek grup grup padişah tarafına geçmeye başladılar.

Artık kendi taraftarlarının da sancak altına koştuğunu gören ocak ağalarından birinin şehri ateşe vermeyi önermesi üzerine Yeniçeri ağası Mustafa Ağa, tarihe mâl olmuş şu sözleri söylemiştir: “Bre Ömer! Bre eşşek! Bu senin söylediğin söz nasıl sözdür? Sus! O çeşit türrahatı (zırvayı) ağzına alma. Birkaç günlük ömür için din ve devlete düşman ve kâfrler gibi ihânet mi edelim? Ve cihan durdukça lânete siper olup, ocağımızın temeli yıkılıp, harap olmaya sebep ve illet mi olalım? Allah’a hamd olsun Müslümanız. Kavgamız devlet ve dünyaya aittir. Sözümüz oldu, ne güzel... Olmadı, emir Allah’ındır. Kazaya rıza... Önce beni, sonra sizi öldürürler. Bir can için devlete ve Allah’ın kullarına suikast lâyık mıdır?''

Senelerdir ocak ağalarının zorbalıklarından muzdarip olan İstanbul halkı bunların katledilmesini savunurken, Turhan Sultan yeni bir yeniçeri ağası tayin ederek toplu bir katliamın önüne geçebildi. Böylece halkla askerin çatışması önlendi. Birkaç gün sonra ise başta Bektaş Ağa olmak üzere önde gelen ocak ağaları saklandıkları yerlerden çıkarıldılar ve daha sonra da öldürüldüler. Yeniçerilerin gücü bu olayla biraz olsun kırılırken, İstanbul da büyük bir isyandan son anda kurtuldu.