THY - TR Çıkışlı Mauritius

Tanzimat nedir?

Tanzimat nedir sorusu belki de yakın tarihimizin en zor sorusudur. Meseleyi bu denli zor kılanlardan en başta geleni, şüphesiz, bu tabirin zaman içinde muazzam denilebilecek derece farklı yorumlarla yoğrulmuş bir şekilde günümüze ulaşmasıdır. Kimilerine göre Tanzimat, yarım adamların yarım adımlarından öte bir şey değildir.

''Tanzimatçı kafasını'' bir yafta, bir hakaret olarak dillerine dolayanlar için Tanzimat, bu memlekette Batı taklitçiliğinin, Batı uşaklığının miladıdır. Kimilerinin elinde Tanzimat, Türk laikliğinin, Türk anayasa ve parlamenter geleneğinin şanlı mübeşşiri haline gelmekten kurtulamaz. Kimileri ise Tanzimat’ı iyi niyetli bir teşebbüs kabul edip, daha sonra “ama” ile başlayan bir parantez açıp “yetersizdi” diyerek sözlerine devam ederler.

Tüm bu değerlendirmeler, ya ideoloji penceresinden bakılarak ya da sebebi bir tarafa bırakıp tamamen sonuca göre hüküm vererek yapılmıştır ve maalesef hâlâ da yapılmaktadır. Tarihî bir vakıayı kendi tarihî şartları içinde değerlendirmek, yani ilmî tarih metodolojisiyle hareket etmek ve de imparatorluk kafasıyla düşünmek Tanzimat’ı anlamanın ve anlatmanın vazgeçilmez iki şartıdır.

Tanzimat en dar anlamıyla, Sultan Abdülmecid’in 3 Kasım 1839’da Gülhane’de Mustafa Reşid Paşa tarafından okunan hatt-ı
hümâyûnudur. Okunduğu yere nispetle Gülhane Hatt-ı Hümâyûnu veya genelde kullanılan ismiyle Tanzimat-ı Hayriye ya da sadece Tanzimat Fermanı ismiyle anılır. En geniş manada ise Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde yoğunlaşan ancak çok defa önceki zamanlarda başladığı gözlenen bir yenilenme sürecini ifade eder.

Tanzimat’ın iki esas amacı vardı: Bunların ilki, Sırp (1804) ve özellikle Yunan (1821) ayaklanmalarında kendini bulan ve imparatorluğu temellerinden sarsan milliyetçi fikirlerin önünü almaktı. Giderek bir Osmanlı milleti oluşturmak fikri bu endişeden kaynaklandı. İkinci gayesi ise merkezî otoriteyi imparatorluğun tamamında hakim kılmaktı. Bazı araştırmacılar, Tanzimat Fermanı’nın yalnızca, Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın isyanını bastırmak için İngiltere’nin yardımını temin etmek ve Liberal Avrupa kamuoyunu kazanmak adına Mustafa Reşid Paşa tarafından hazırlanmış siyasî bir manevra olduğunu iddia ederler.

Bu doğru olmakla beraber Mısır isyanı tek başına Tanzimat’ın sebebi değil, sadece hızlandırıcısıydı. Zira II. Mahmud’un son yılları incelendiğinde, Tanzimat’la gerçekleşen birçok konunun bu yıllarda dillendirildiği ya da uygulamaya yönelik ilk adımlarının atıldığı görülür. Tanzimat Fermanı hakkındaki bir yanlış değerlendirme de fermanın hukuken anayasa olduğu ya da padişahın yetkilerini sınırlandırarak parlamenter sisteme giden yolu tayin ettiğidir.

Halil İnalcık fermanın kadim adaletnâme geleneğinin izlerini taşıdığını belirtir. Padişah kendi hukuki yetkileri dâhilinde, içtimaî ve idarî yapıda düzenlemeler yapılması yönündeki emrini ilân etmiştir. Fermanın hukukî açıdan padişah üzerinde bağlayıcı olduğunu söylemek de zordur.

Padişahın fermanda belirtilen hususlara uyacağına dair yemini, Osmanlılar’da ilk defa görülen bir şey değildir. Tanzimat’ın fikir babalarının Osmanlı idarî yapılanmasına sağladıkları en büyük katkı kadim usûl-i meşveret geleneğini bir müessese içine sokmalarıdır. Tanzimat sürecini, kendisinden önceki yenilik fikir ve uygulamalarından ayıran ve onlara nispetle daha başarılı kılan en önemli faktör, bu dönemde yenilik fikrinin kişilerin iyi niyetine bağlı bir faaliyet olmaktan çıkartılıp, sistemleştirilip, kurumlaştırılmasıydı.