THY - Yeni Havalimanı Promosyon - Ankara

Şehnamecilik nedir?

Şehnâmecilik edebi tarihçiliktir. Bu tarz, İran tarihçiliğinin ürünüdür. Şehnâmeciliğin ortaya çıkıp, yaygınlaşmasında Firdevsi’nin meşhur manzum destanı Şehnâme’nin büyük rolü olmuştur. Süslü bir üslubu, manaya tercih eden, olaylarda gerçeği aramak yerine, tarihin ahlaki değerlerini ortaya koymayı amaç edinen ve yazarın içinde bulunduğu çevrenin görüşlerini aksettiren şehnamecilik, Müslüman hükümdarların saraylarında kabul görmüştür.

Şehnâmeler genellikle Farsça şiir olarak yazılmakta ve minyatürlerle süslenmektedirler. İran’da yazılmış şehnâmelerde hayali ve romantik tasvirler yer alırken, Osmanlı şehnâmelerindeki minyatürler savaşları, saray hayatını, törenleri, yani gerçek hayatı yansıtmaktadır. Farsça mensur olarak yazılanlar ve XVI. yüzyılın sonlarından itibaren Türkçe manzum ve mensur olarak kaleme alınmış şehnâmeler de vardır.

Fatih döneminde başarılı olamayan şehnâmecilik Kanunî devrinde resmî bir müessese hâline gelmiş ve XVI. yüzyıl sonlarına kadar İran’dan gelen yazarlar bu görevi üstlenmişlerdir. Bu devrin ilk şehnâmecisi olan Arifî Fethullah Çelebi, Şehdî tarafından yarım bırakılan şehnâmeyi yeniden kaleme almıştır. Farsça olarak yazılan 60 bin beyitlik Şehnâme-i Âl-i Osmân beş cilttir.

En meşhur Osmanlı şehnâmecisi olan Seyyid Lokman bin Hüseyin el-Âşurî el-Urmevî yaklaşık 27 yıl sürdürdüğü bu
vazifesi sırasında Hünernâme, Selim Han-nâme (Şehnâme-i Selim), Şehinşah-nâme, Zübdetü’t-tevârih (Tomar-ı Neseb-nâme-i Hümâyûn), Zafer-nâme isimli birçok eseri kaleme almıştır.

XVII. yüzyıl başlarında şehnâmeciliğe getirilen Hasan Hükmî on yıl kadar süren şehnâmeciliğine rağmen ortaya bir eser koyamadı. Ondan sonra da resmî olarak yeni bir şehnâmeci tayin edilmemiştir. Ancak resmî olmasa da II. Osman ve IV. Murad devrine ait şehnâmeler hazırlayan müellifler olmuştur.