THY - Kabin Kıyafetleri Lansman

Martin Luther’in Türkler hakkındaki görüşleri nelerdir?

Protestanlığın kurucusu Martin Luther’in Türkler’le ilgili birçok yazısı vardır. Osmanlılar’ın Avrupa’da ilerlemeleri üzerine Hristiyan Dünyası’nda büyük bir korku doğmasına rağmen Luther, savaşın Türkler’den önce Roma’daki papaya karşı yapılmasını istiyordu. Bütün Almanya’da olduğu gibi Luther’de de ''Türk umudu'' ve ''Türk korkusu'' iç içeydi.

Devamlı olarak Osmanlılar’a karşı savaşılması konusunda Luther’in bir şeyler yazması istenmekteydi. Katolikler her türlü kötülük gibi Türk tehdidinin de Luther’den kaynaklandığını iddia ediyorlardı. Bunun üzerine Martin Luther, ''Türkler’e Karşı Savaşa İlişkin'' isimli bir kitap yazdı. İlk baskısını Nisan 1529’da yapan kitap, aynı yıl içerisinde dokuz baskı yaptı.

Luther şöyle diyordu: ''Türk Tanrı’nın öfkeli kırbacı, yakıp yıkan Şeytan’ın uşağı olduğu için, Türk’ten önce efendisi olan Şeytan’ı yenmek, Tanrı’nın kırbacını almak ve Türk’ü tek başına bırakmak gerekir. Din adamları, ''Tanrı’nın işlenen sayısız günah ve nankörlüklerden dolayı Şeytan Türkleri Almanların başına musallat ettiğini'' anlatmalıdır.

Hristiyanlar, papa ve yandaşlarının söylediği gibi sadece bedensel olarak Türkler’le savaşmamalıdırlar. Türkler’i Tanrı’nın gazabı ve kırbacı olarak görüp, dua, ağıt ve fedakârlıkla kendilerini korumalıdırlar. Bu öğüdü küçümseyen, Türk’ü de küçümser. Böyleleri Türk’e ne yapabilecek, görmek isterim.

Türkler’e karşı savaşmak isteyenler imparatorun bayrağı altında toplanmalıdırlar. İmparator, Tanrı düzeninin temsilcisi ve ordunun komutanıdır. Böyle bir durumda imparatora bağlılık, Tanrı’ya bağlılıktır. Ayrıca imparator kafirlerin ve Hristiyanlık düşmanlarının kökünü kazımak istiyorsa, Türkler’e karşı savaşmak yerine ilkin papaya, piskoposlara ve diğer din adamlarına karşı savaş başlatmalıdır. İmparatorluk’ta yeterince dinsizlik ve din düşmanı hareket vardır. Gerek yaygın sapkın öğretiler, gerekse din dışı ve zararlı yaşam bakımından aramızda pek çok Türk, Yahudi ve dinsiz bulunuyor. Bırakalım Türk istediği gibi inansın ve yaşasın. Papalığa ve sahte Hristiyanlar’a bu imkanı tanımıyor muyuz?

Savaşı yalnız Türkler’e karşı değil papaya karşı birlikte düşünmeliyiz. En az papa kadar dindardırlar. Dört kitaba, peygamberlere inanırlar ve Hazreti İsa ile annesi Hazreti Meryem’i kutsal sayarlar. Fakat Türk kendi peygamberini Hazreti İsa’dan üstün olduğuna ve İsa’nın Tanrı olduğuna inanmaz. Papa eğer Türkler’in gücüne sahip olsa, Osmanlılar’ın yaptığından daha fazla kötülük yapar. Türk’ten papanın tek farkı eline kılıç almasıdır.

Papa ve Türk’e karşı savaş birdir. İkisi de aynı günahları işliyor. Türk hakimiyetini arzulamak en büyük günahlardan biridir. Bu durum gerçek idarecilerine karşı bağlılık yemininin inkârıdır. Cezasız kalamaz. İdarecisini lanetleyip Türkler’e koşanlar, Osmanlılar arasında hiçbir zaman vicdan rahatlığı içerisinde yaşayamazlar. Türkler’den kaçıp, gerçek idarecilerine geri dönmedikleri sürece, pişmanlık ve acı duyacaklar.

Bedenleri, Türkler’in arasında olacak, ama ruhları hep burayı özleyecek. Sadakatsiz ve dönekler, Türkler’in acımasızlıklarına ve kanlı eylemlerine ortak olarak günahların en korkuncunu işleyecekler. Gönüllü olarak Türkler’e katılanlar, Osmanlılar’ın dostu ve eylemlerinin ortağı olurlar. Zorla ve istemeden böyle kanlı bir köpeğin ve şeytanın yanında olmak, acımasız eylemlerine şahit olmak korkunç bir şeydir. Hristiyanlar, Türkler arasına karışmaktansa, gerçek idarecisinin hakimiyeti altında en az iki defa ölmeyi tercih etmelidir.''